PDA

View Full Version : Farklı Konularda Bilgiler



Pages : 1 [2]

Şehbir
01-12-2009, 10:59 PM
Hız tutkunları (oyun)

Hız tutkunuysanız vede zamanınız varsa işte size göre bir oyun.

Küçücük bir oyun ama korkunç zevkli.. 140 KB..


http://i44.tinypic.com/2afd7x2.jpg

Şehbir
01-12-2009, 11:57 PM
Osmanlı Ordusu Belgeseli / Resimleri


http://i44.tinypic.com/29mm2h5.jpg

Osmanlı ordusunun anlatıldığı güzel bir belgesel! Anlatan ünlü tarihçi İlber ORTAYLI


http://rapidshare.com/files/174038683/TRT-_OSMANLI_ORDUSU_ILBER_ORTAYLI_ILE.rar

Şehbir
01-13-2009, 12:55 AM
Atatürk, Florya'dan Çekmece'ye doğru bir yaya yürüyüşünde, bir ağaç altında dinlenen ihtiyar bir adama rastladı. Adam hürmetle ayağa kalktı, Ata'yı selamladı.
Atatürk sordu:
- Beni tanır mısın?
- Tanımaz olur muyum, evimde resmin bile var!..
Atatürk memnun olmuştu. Konuşmaya başladılar. İhtiyar:
- Bir işine aklım ermedi, dedi. Cumhuriyetçiliği, İnkılapçılığı, Milliyetçiliği, Halkçılığı, hatta Devletçiliği anlıyorum ama, şu "Laikliği" pek kavrayamadım. Neden her şeyi birden bozdun?
Ata:
- Bunu sana bir hikaye ile anlatayım, dedi. Amr- ibnl- as, Mısır'ı fethettiği zaman, Halife Ömer'e bir mektup yazmış: "Burada birçok kütüphaneler, içlerinde de bir sürü kitaplar var. Bunları yakayım mı, yoksa bırakayım mı?.." Ömer cevap vermiş: "Kitapları tetkik et, eğer faydasız şeyler ise, yak! Yok,eğer faydalı şeyler ise yine yak! Çünkü halk, o kitapları okudukça, onlara uymaktan vazgeçmeyecekler, eskiyi unutmayacaklar ve bize --yani, yeniye ve yeniliğe -- daima düşman olacaklardır!.."
Hikayeyi anlatan Ata, ihtiyara sordu:
- Şimdi sana laikliğin ne olduğunu izah edeyim mi?..
İhtiyar, derin bir sezgi ve sağduyu ile cevap verdi:
- İstemez paşam, dedi hepsini anladım!-


Banoğlu, Age, S: 66-67

Şehbir
01-13-2009, 05:45 AM
Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
http://i42.tinypic.com/2re4j61.jpg
Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"...
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?


Müşfik KENTER

Şehbir
01-13-2009, 06:17 AM
DUNYAMIZI BEKLEYEN TEHLIKELER
Bilim adamlarının tahminlerine göre, küresel ısınmanın nedeninin insanların faaliyetleri olması ihtimali yüksek.
Tahminlere göre, yüzyılın sonuna kadar dünyamız 1,8 ila 4 derece arasında ısınacak, deniz seviyeleri 28 ila 43 santimetre yükselecek, buzulların tamamı yüzyılın ikinci yarısında eriyecek, bu durum iklim değişiklikleri ve tropikal fırtınaların yoğunluğunda artışa neden olacak.
Dünya 2 derece daha ısındığında su sıkıntısı başlayacak, Kuzey Amerika`da kum fırtınaları tarımı yok edecek, deniz seviyesi yükselecek. Peru`da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek, mercan kayalıkları yok olacak, gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30`u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Isı 5 derece arttığında denizler 5 metre yükselecek, dünyanın yiyecek stokları tükenecek.
6 derece arttığında ise göçler başlayacak. Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek. İklim Değişikliği 2007 raporuna göre, Avrupa`daki son iklim değişikliğinin doğal ve yönetilen ekosistemlere, buzullara ve insan hayatına çok geniş etkileri oldu.
Gelecekte tüm Avrupa ani bastıran sellerin, Orta ve Doğu Avrupa karlarının erimesiyle oluşacak sellerin, Güney Avrupa orman yangınlarının ve kıyı şeritleri su baskınlarının tehdidini hissedecek. Orta ve Doğu Avrupa`da su sıkıntısı ortaya çıkacak. Sıcaklık dalgaları tüm kıtada özellikle kalp sağlığını tehdit edecek. Avrupa`nın tarım, ormancılık, turizm ve enerji üretimi gibi sektörleri başta olmak üzere tüm ekonomisi olumsuz etkilenecek.

http://i42.tinypic.com/15rmomx.jpg

Dünyanın Suyu Bitiyor...
Küresel ısınma dünyayı tehdit ediyor. Dünya tatlı su kaynakları kirlilik ve fazla kullanım nedeniyle tehlike altına giriyor, kuraklık birçok ülkede büyük sorun haline geliyor.

Birleşmiş Milletlerin``Dünya Su Gelişim Raporu`` ile çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, dünyanın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı son yüzyılda 0,6 derece arttı. Buna petrol ve kömür gibi yakıtlardan çıkan gazlar ile diğer sanayi ve atık gazlarının önemli katkı yaptığı belirtiliyor. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülüyor.
Son 12 yılın 11`i sıcaklıkların kayıt altına alınmasından bu yana kaydedilen en sıcak yıllar arasında oldu. Dağlarda görülen buzullar ve kar örtüsü azaldı, uydularla deniz seviyesinde yükselmenin hız kazandığı gözlendi. Daha yoğun ve uzun süreli kuraklıklar gözlendi. Büyük buz kütlelerinin derinliği ve yoğunluğu azaldı. Bu gözlemler sonucu dünya ısısının 2100 yılına dek 1,8 ile 4 derece arasında yükseleceği tahmin edildi.

NELER OLACAK?
Bilim adamlarının tahminlerine göre, küresel ısınmanın nedeninin insanların faaliyetleri olması ihtimali yüksek. Tahminlere göre, yüzyılın sonuna kadar dünyamız 1,8 ila 4 derece arasında ısınacak, deniz seviyeleri 28 ila 43 santimetre yükselecek, buzulların tamamı yüzyılın ikinci yarısında eriyecek, bu durum iklim değişiklikleri ve tropikal fırtınaların yoğunluğunda artışa neden olacak.
Dünya 2 derece daha ısındığında su sıkıntısı başlayacak, Kuzey Amerika`da kum fırtınaları tarımı yok edecek, deniz seviyesi yükselecek. Peru`da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek, mercan kayalıkları yok olacak, gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30`u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Isı 5 derece arttığında denizler 5 metre yükselecek, dünyanın yiyecek stokları tükenecek.
6 derece arttığında ise göçler başlayacak. Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek. İklim Değişikliği 2007 raporuna göre, Avrupa`daki son iklim değişikliğinin doğal ve yönetilen ekosistemlere, buzullara ve insan hayatına çok geniş etkileri oldu.
Gelecekte tüm Avrupa ani bastıran sellerin, Orta ve Doğu Avrupa karlarının erimesiyle oluşacak sellerin, Güney Avrupa orman yangınlarının ve kıyı şeritleri su baskınlarının tehdidini hissedecek. Orta ve Doğu Avrupa`da su sıkıntısı ortaya çıkacak. Sıcaklık dalgaları tüm kıtada özellikle kalp sağlığını tehdit edecek. Avrupa`nın tarım, ormancılık, turizm ve enerji üretimi gibi sektörleri başta olmak üzere tüm ekonomisi olumsuz etkilenecek.

SU SIKINTISIYLA İLGİLİ GERÇEKLER
Yeryüzünün yüzde 70`i su, bunun yüzde 97,5`i tuzlu su ve yüzde 2,5`i tatlı su. Kirli suların yol açtığı hastalıklardan her yıl 2,2 milyon insan ölüyor, her 8 saniyede bir bebek can veriyor. Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. 1,2 milyar insanın içecek suyu yok. Dünya nüfusunun üçte birinin, 2,4 milyar insanın, su arıtma tesisi yok.
Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat arttı. Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının yüzde 70`i, kanalizasyonun yüzde 90`ı doğrudan su kaynaklarına veriliyor. Dünya nüfusunun yüzde 40`ı su sıkıntısı çekmekte. 1 litre atık su, 8 litre temiz su kirletmekte. Dünya tarım alanlarının yüzde 70`i çölleşme tehlikesi altında.
En yoksul yüzde 20`lik kesim temiz içme suyundan mahrum. Avrupa`da kişi başına günde 160 litre su tüketilirken, bu oran Somali`de 5-10 litre ve bu suya ulaşmak için kilometrelerce yol katedilmek zorunda. 2032`de dünya nüfusunun yarısı içecek su bulamayacak.
Yıllık kişi başına en fazla tatlı suya sahip 3 ülke: Grönland 10 milyon 578 bin 950, Fransız Guyanası 736 bin 260, İzlanda 582 bin 190 metreküp. Yıllık kişi başına en az tatlı suya sahip 3 ülke: Kuveyt 8, Gazze Şeridi 41, Birleşik Arap Emirlikleri 49 metreküp. Gelişmekte olan ülkelerde su kaynaklı rahatsızlıklar hala hastalıkların temel nedeni olmayı sürdürüyor. Milyonlarca insan ``sadece el yıkamak`` gibi temel hijyenik bir pratikle bile bu rahatsızlıktan kurtulabilecekken, bu sorun çözülemiyor.
SEL VE KURAKLIK BİR ARADA

Çin`de seller bu yıl 700`den fazla kişinin ölümüne neden olurken, çeşitli bölgelerdeki aşırı kuraklık nedeniyle yaklaşık 7 milyon 530 bin kişi içme suyu sıkıntısı çekiyor. Geçen yıl ülkede meydana gelen tayfun, sel ve kuraklık gibi felaketler, 2 bin 704 kişinin ölümüne ve 212 milyar yen (27,18 milyar ABD Doları) ekonomik kayba yol açtı.
Çin`in bu kaybının, yoğun sel felaketinin olduğu 1998 yılındaki kayıplardan sonra ikinci sırada yer aldığı belirtiliyor. Kuraklıktan etkilenen bölgeler arasında ülkenin kuzeydoğusundaki Heylongjiang ve Jilin eyaletleri, kuzeydeki İç Moğolistan Özerk Bölgesi ile güneydeki Ciangşi, Hunan ve Guangşi eyaletleri bulunuyor.
1 milyon kişinin içme suyu sıkıntısı çektiği Ciangşi eyaletinde 335 suni yağmur yağdırma operasyonuyla 500 milyon metreküp yağmur suyu sağlanırken, güneydeki Guangdong eyaletinde kuraklıktan dolayı 380 bin kişi içme suyu sıkıntısı yaşıyor.

FRANSA`NIN SORUNU: AŞIRI KİRLENEN SU
Fransa`da 6 ırmak havzası bulunuyor ve havzalar ayrı birer ajans tarafından yönetiliyor. Bunlardan Seine-Normandy Irmak Havzası, Fransa`nın nüfusunun yüzde 30`unu yani 17,5 milyon insanı misafir ediyor ve başta başkent Paris olmak üzere birçok büyükşehri kapsıyor. Havzanın temel problemi, aşırı kirlenen su. Su, nitrat ve zirai kalıntı içeriyor. Fransa`nın tarımsal ve sanayi üretimindeki yüksek üretkenliği birçok karmaşık çevresel probleme yol açıyor.

JAPONYA`DA EN AZ SU HARCAYAN SEKTÖR: SANAYİ
Japonya`nın yıllık su kullanımı yıllık 85,2 milyar metrekübü bulurken, bunun yüzde 88 nehirlerden karşılanıyor. Ülkede tarım sektörü tüketimin yüzde 65`ini yaparken, bunu yüzde 20 ile evsel kullanım, yüzde 15 ile sanayi kullanımı takip ediyor. Japonya nüfusunun neredeyse yüzde 100`ü güvenli içme suyu kaynaklarına ulaşabiliyor. Yüksek ekonomik büyümenin yaşandığı periyod olan 1960`lardan başlamak üzere Japonya sanayinin su ihtiyacı artıyor, ancak 1975 yılından itibaren etkin su kullanımı sayesinde sanayi yüzde 79 geri dönüşüm oranıyla ``en az su tüketen`` sektör durumuna gelmiş bulunuyor. Japonya`nın temel su politikası, su ile alakadar riskleri azaltmak.

MALİ`DE HASTALIKLARIN YÜZDE 80`İ SU KAYNAKLI
Mali`de ülke topraklarınını yaklaşık yüzde 50`si Sahara Çölü`nun sınırları içinde kalırken, ülke denizden yaklaşık 1000 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Konumu itibariyle kestirilemez bir iklime sahip olan ülkeye, bazı yıllar yağışsız günler ve kuraklık hakim oluyor. Mali`de su kaynaklı kolera, ishal gibi hastalıklar toplam hastalıkların yüzde 80`ini oluştururken, küçük çocuklarda malarya ve ishal sık sık görülen rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Ülkede, tarımsal üretim daha çok doğal yağış alımına bağlı olarak sürdürüldüğü için özellikle 1970 ve 1980`lerde yaşanan kuraklıklar, yiyecek üretimini olumsuz yönde etkilemiş bulunuyor. Mali`nin güvenli su için altyapısının daha çok geliştirilmesine ihtiyacı var ve temel problem, suya erişim.

Şehbir
01-13-2009, 06:18 AM
SRİ LANKA, TAYLAND, MEKSİKA, SOMALİ
Sri Lanka`da 1947 ile 1992 yılları arasında toplam 23 kuraklık yaşandı. Ülke, 2001 yılında 8 saate varan enerji kesintileriyle karşı karşıya kaldı. 2004 yılında 50 bin hektarın üzerinde tarım ürünü kuraklıktan zarar gördü. Tayland`da su rezervleri ve sağlık altyapısındaki gelişmelere karşın hijyen temelli sorunlarda artış yaşıyor.
Arjantin, Meksika, Peru, Sri Lanka ve Tayland`ta, yeraltı su kaynaklarındaki arsenik tehlikesi rapor ediliyor. Dünyanın birçok bölgesinde hem yüzey hem de yeraltı suları artan nüfus ve gelişen sanayileşme nedeniyle stres altında bulunuyor.
Meksika`da yeraltı sularının aşırı kullanımı sonucu her yıl 40 santimetre çöküntüye neden oluyor. Hidroelektrik enerjisi hala en ucuz ve temiz enerji kaynağı olarak teşvik edilmesine karşın Etiyopya`da yıllık enerji üretiminde hidroelektriğin kullanımı sadece yüzde 1, buna karşın fosil yakıtlar ve odun kullanımı yaygın. Mali`de de temel enerji gereksiniminin yüzde 90`ı odun kömüründen ve odundan karşılanıyor. Somali, iç savaşın yanı sıra doğal afetlerle de sarsılıyor. Ülkede yaklaşık 10 bin kişi kuraklık ya da sellerden etkileniyor.
Gürcistan`ın başkenti Tiflis`in kenar mahallelerinde enerji tasarrufu başta olmak üzere altyapı eksikliklerine bağlı olarak içme suyu uzun yıllardır kesintili olarak veriliyor. Gürcistan`da kırsal kesimlerde de sağlıklı bir su şebekesi dağıtım sistemi mevcut olmadığı için bu kesimde yaşayan halk, artezyen suyu kullanarak ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.
DAHA ŞANSLI ÜLKELER DE VAR
Öte yandan, su rejimi ve alınan önlemler nedeniyle su ve kuraklık sorunu yaşamayan ülkeler de var. Belçika çok yağmur alan bir ülke olması nedeniyle su rezerv sorunu yaşamıyor bu nedenle ülkede baraj yapımına ağırlık verilmiyor. Aşırı sıcaklarda acil ve yasal önlemler alınıyor, kanun hükmünde kararnamelerle halka çeşitli yükümlülükler getiriliyor.
Yakın geçmişte, aşırı sıcaklar başlayınca vatandaşların bahçe sulaması ve araba yıkaması yasaklandı, para cezaları öngörüldü. Sular çok nadir kesildiğinde o bölgenin halkına bir ay kadar önceden yazılı uyarı mektuplar gönderiliyor, tarih ve saatler bildiriliyor, acil durumlarda radyo ve televizyondan duyurular yapılıyor. Belçika kamuoyu çevre ve su konularında çok duyarlı, aşırı ve gereksiz tüketim yapmıyor. (AA)
ANKARA- Küresel ısınma dünyayı tehdit ediyor. Dünya tatlı su kaynakları kirlilik ve fazla kullanım nedeniyle tehlike altına giriyor, kuraklık birçok ülkede büyük sorun haline geliyor.
Birleşmiş Milletlerin``Dünya Su Gelişim Raporu`` ile çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, dünyanın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı son yüzyılda 0,6 derece arttı. Buna petrol ve kömür gibi yakıtlardan çıkan gazlar ile diğer sanayi ve atık gazlarının önemli katkı yaptığı belirtiliyor. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülüyor.
Son 12 yılın 11`i sıcaklıkların kayıt altına alınmasından bu yana kaydedilen en sıcak yıllar arasında oldu. Dağlarda görülen buzullar ve kar örtüsü azaldı, uydularla deniz seviyesinde yükselmenin hız kazandığı gözlendi. Daha yoğun ve uzun süreli kuraklıklar gözlendi. Büyük buz kütlelerinin derinliği ve yoğunluğu azaldı. Bu gözlemler sonucu dünya ısısının 2100 yılına dek 1,8 ile 4 derece arasında yükseleceği tahmin edildi.
NELER OLACAK?
Bilim adamlarının tahminlerine göre, küresel ısınmanın nedeninin insanların faaliyetleri olması ihtimali yüksek. Tahminlere göre, yüzyılın sonuna kadar dünyamız 1,8 ila 4 derece arasında ısınacak, deniz seviyeleri 28 ila 43 santimetre yükselecek, buzulların tamamı yüzyılın ikinci yarısında eriyecek, bu durum iklim değişiklikleri ve tropikal fırtınaların yoğunluğunda artışa neden olacak.
Dünya 2 derece daha ısındığında su sıkıntısı başlayacak, Kuzey Amerika`da kum fırtınaları tarımı yok edecek, deniz seviyesi yükselecek. Peru`da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek, mercan kayalıkları yok olacak, gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30`u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Isı 5 derece arttığında denizler 5 metre yükselecek, dünyanın yiyecek stokları tükenecek.
6 derece arttığında ise göçler başlayacak. Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek. İklim Değişikliği 2007 raporuna göre, Avrupa`daki son iklim değişikliğinin doğal ve yönetilen ekosistemlere, buzullara ve insan hayatına çok geniş etkileri oldu.
Gelecekte tüm Avrupa ani bastıran sellerin, Orta ve Doğu Avrupa karlarının erimesiyle oluşacak sellerin, Güney Avrupa orman yangınlarının ve kıyı şeritleri su baskınlarının tehdidini hissedecek. Orta ve Doğu Avrupa`da su sıkıntısı ortaya çıkacak. Sıcaklık dalgaları tüm kıtada özellikle kalp sağlığını tehdit edecek. Avrupa`nın tarım, ormancılık, turizm ve enerji üretimi gibi sektörleri başta olmak üzere tüm ekonomisi olumsuz etkilenecek.
SU SIKINTISIYLA İLGİLİ GERÇEKLER
Yeryüzünün yüzde 70`i su, bunun yüzde 97,5`i tuzlu su ve yüzde 2,5`i tatlı su. Kirli suların yol açtığı hastalıklardan her yıl 2,2 milyon insan ölüyor, her 8 saniyede bir bebek can veriyor. Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. 1,2 milyar insanın içecek suyu yok. Dünya nüfusunun üçte birinin, 2,4 milyar insanın, su arıtma tesisi yok.
Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat arttı. Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının yüzde 70`i, kanalizasyonun yüzde 90`ı doğrudan su kaynaklarına veriliyor. Dünya nüfusunun yüzde 40`ı su sıkıntısı çekmekte. 1 litre atık su, 8 litre temiz su kirletmekte. Dünya tarım alanlarının yüzde 70`i çölleşme tehlikesi altında.
En yoksul yüzde 20`lik kesim temiz içme suyundan mahrum. Avrupa`da kişi başına günde 160 litre su tüketilirken, bu oran Somali`de 5-10 litre ve bu suya ulaşmak için kilometrelerce yol katedilmek zorunda. 2032`de dünya nüfusunun yarısı içecek su bulamayacak.
Yıllık kişi başına en fazla tatlı suya sahip 3 ülke: Grönland 10 milyon 578 bin 950, Fransız Guyanası 736 bin 260, İzlanda 582 bin 190 metreküp. Yıllık kişi başına en az tatlı suya sahip 3 ülke: Kuveyt 8, Gazze Şeridi 41, Birleşik Arap Emirlikleri 49 metreküp. Gelişmekte olan ülkelerde su kaynaklı rahatsızlıklar hala hastalıkların temel nedeni olmayı sürdürüyor. Milyonlarca insan ``sadece el yıkamak`` gibi temel hijyenik bir pratikle bile bu rahatsızlıktan kurtulabilecekken, bu sorun çözülemiyor.

Şehbir
01-13-2009, 06:18 AM
SEL VE KURAKLIK BİR ARADA
Çin`de seller bu yıl 700`den fazla kişinin ölümüne neden olurken, çeşitli bölgelerdeki aşırı kuraklık nedeniyle yaklaşık 7 milyon 530 bin kişi içme suyu sıkıntısı çekiyor. Geçen yıl ülkede meydana gelen tayfun, sel ve kuraklık gibi felaketler, 2 bin 704 kişinin ölümüne ve 212 milyar yen (27,18 milyar ABD Doları) ekonomik kayba yol açtı.

Çin`in bu kaybının, yoğun sel felaketinin olduğu 1998 yılındaki kayıplardan sonra ikinci sırada yer aldığı belirtiliyor. Kuraklıktan etkilenen bölgeler arasında ülkenin kuzeydoğusundaki Heylongjiang ve Jilin eyaletleri, kuzeydeki İç Moğolistan Özerk Bölgesi ile güneydeki Ciangşi, Hunan ve Guangşi eyaletleri bulunuyor.

1 milyon kişinin içme suyu sıkıntısı çektiği Ciangşi eyaletinde 335 suni yağmur yağdırma operasyonuyla 500 milyon metreküp yağmur suyu sağlanırken, güneydeki Guangdong eyaletinde kuraklıktan dolayı 380 bin kişi içme suyu sıkıntısı yaşıyor.

FRANSA`NIN SORUNU: AŞIRI KİRLENEN SU
Fransa`da 6 ırmak havzası bulunuyor ve havzalar ayrı birer ajans tarafından yönetiliyor. Bunlardan Seine-Normandy Irmak Havzası, Fransa`nın nüfusunun yüzde 30`unu yani 17,5 milyon insanı misafir ediyor ve başta başkent Paris olmak üzere birçok büyükşehri kapsıyor. Havzanın temel problemi, aşırı kirlenen su. Su, nitrat ve zirai kalıntı içeriyor. Fransa`nın tarımsal ve sanayi üretimindeki yüksek üretkenliği birçok karmaşık çevresel probleme yol açıyor.

JAPONYA`DA EN AZ SU HARCAYAN SEKTÖR: SANAYİ
Japonya`nın yıllık su kullanımı yıllık 85,2 milyar metrekübü bulurken, bunun yüzde 88 nehirlerden karşılanıyor. Ülkede tarım sektörü tüketimin yüzde 65`ini yaparken, bunu yüzde 20 ile evsel kullanım, yüzde 15 ile sanayi kullanımı takip ediyor. Japonya nüfusunun neredeyse yüzde 100`ü güvenli içme suyu kaynaklarına ulaşabiliyor. Yüksek ekonomik büyümenin yaşandığı periyod olan 1960`lardan başlamak üzere Japonya sanayinin su ihtiyacı artıyor, ancak 1975 yılından itibaren etkin su kullanımı sayesinde sanayi yüzde 79 geri dönüşüm oranıyla ``en az su tüketen`` sektör durumuna gelmiş bulunuyor. Japonya`nın temel su politikası, su ile alakadar riskleri azaltmak.

MALİ`DE HASTALIKLARIN YÜZDE 80`İ SU KAYNAKLI
Mali`de ülke topraklarınını yaklaşık yüzde 50`si Sahara Çölü`nun sınırları içinde kalırken, ülke denizden yaklaşık 1000 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Konumu itibariyle kestirilemez bir iklime sahip olan ülkeye, bazı yıllar yağışsız günler ve kuraklık hakim oluyor. Mali`de su kaynaklı kolera, ishal gibi hastalıklar toplam hastalıkların yüzde 80`ini oluştururken, küçük çocuklarda malarya ve ishal sık sık görülen rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Ülkede, tarımsal üretim daha çok doğal yağış alımına bağlı olarak sürdürüldüğü için özellikle 1970 ve 1980`lerde yaşanan kuraklıklar, yiyecek üretimini olumsuz yönde etkilemiş bulunuyor. Mali`nin güvenli su için altyapısının daha çok geliştirilmesine ihtiyacı var ve temel problem, suya erişim.

SRİ LANKA, TAYLAND, MEKSİKA, SOMALİ
Sri Lanka`da 1947 ile 1992 yılları arasında toplam 23 kuraklık yaşandı. Ülke, 2001 yılında 8 saate varan enerji kesintileriyle karşı karşıya kaldı. 2004 yılında 50 bin hektarın üzerinde tarım ürünü kuraklıktan zarar gördü. Tayland`da su rezervleri ve sağlık altyapısındaki gelişmelere karşın hijyen temelli sorunlarda artış yaşıyor.
Arjantin, Meksika, Peru, Sri Lanka ve Tayland`ta, yeraltı su kaynaklarındaki arsenik tehlikesi rapor ediliyor. Dünyanın birçok bölgesinde hem yüzey hem de yeraltı suları artan nüfus ve gelişen sanayileşme nedeniyle stres altında bulunuyor.
Meksika`da yeraltı sularının aşırı kullanımı sonucu her yıl 40 santimetre çöküntüye neden oluyor. Hidroelektrik enerjisi hala en ucuz ve temiz enerji kaynağı olarak teşvik edilmesine karşın Etiyopya`da yıllık enerji üretiminde hidroelektriğin kullanımı sadece yüzde 1, buna karşın fosil yakıtlar ve odun kullanımı yaygın. Mali`de de temel enerji gereksiniminin yüzde 90`ı odun kömüründen ve odundan karşılanıyor. Somali, iç savaşın yanı sıra doğal afetlerle de sarsılıyor. Ülkede yaklaşık 10 bin kişi kuraklık ya da sellerden etkileniyor.
Gürcistan`ın başkenti Tiflis`in kenar mahallelerinde enerji tasarrufu başta olmak üzere altyapı eksikliklerine bağlı olarak içme suyu uzun yıllardır kesintili olarak veriliyor. Gürcistan`da kırsal kesimlerde de sağlıklı bir su şebekesi dağıtım sistemi mevcut olmadığı için bu kesimde yaşayan halk, artezyen suyu kullanarak ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.

DAHA ŞANSLI ÜLKELER DE VAR
Öte yandan, su rejimi ve alınan önlemler nedeniyle su ve kuraklık sorunu yaşamayan ülkeler de var. Belçika çok yağmur alan bir ülke olması nedeniyle su rezerv sorunu yaşamıyor bu nedenle ülkede baraj yapımına ağırlık verilmiyor. Aşırı sıcaklarda acil ve yasal önlemler alınıyor, kanun hükmünde kararnamelerle halka çeşitli yükümlülükler getiriliyor.
Yakın geçmişte, aşırı sıcaklar başlayınca vatandaşların bahçe sulaması ve araba yıkaması yasaklandı, para cezaları öngörüldü. Sular çok nadir kesildiğinde o bölgenin halkına bir ay kadar önceden yazılı uyarı mektuplar gönderiliyor, tarih ve saatler bildiriliyor, acil durumlarda radyo ve televizyondan duyurular yapılıyor. Belçika kamuoyu çevre ve su konularında çok duyarlı, aşırı ve gereksiz tüketim yapmıyor. (AA)
ANKARA - Küresel ısınma dünyayı tehdit ediyor. Dünya tatlı su kaynakları kirlilik ve fazla kullanım nedeniyle tehlike altına giriyor, kuraklık birçok ülkede büyük sorun haline geliyor.
Birleşmiş Milletlerin ``Dünya Su Gelişim Raporu`` ile çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, dünyanın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı son yüzyılda 0,6 derece arttı. Buna petrol ve kömür gibi yakıtlardan çıkan gazlar ile diğer sanayi ve atık gazlarının önemli katkı yaptığı belirtiliyor. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülüyor.
Son 12 yılın 11`i sıcaklıkların kayıt altına alınmasından bu yana kaydedilen en sıcak yıllar arasında oldu. Dağlarda görülen buzullar ve kar örtüsü azaldı, uydularla deniz seviyesinde yükselmenin hız kazandığı gözlendi. Daha yoğun ve uzun süreli kuraklıklar gözlendi. Büyük buz kütlelerinin derinliği ve yoğunluğu azaldı. Bu gözlemler sonucu dünya ısısının 2100 yılına dek 1,8 ile 4 derece arasında yükseleceği tahmin edildi.

Şehbir
01-13-2009, 06:30 AM
İstanbul Marmaray çalışmalarında ortaya çıkan tünel (potern)


http://img58.imageshack.us/img58/9770/96356478gc5.png (http://imageshack.us)


http://i40.tinypic.com/nxvme1.jpg


http://img440.imageshack.us/img440/9459/74606313aj5.png (http://imageshack.us)


http://i41.tinypic.com/14y4bcz.jpg

Şehbir
01-14-2009, 12:31 AM
17. Yüzyıl haritalarından 21. Yüzyıl filmlerine: Efsane kent



A t l a n t i s

2002’de vizyona giren 'Atlantis: Kayıp İmparatorluk' filmi izleyiciyi İzlanda'ya götürüyor. Ama Atlantis'in arkeoloji coğrafyasındaki öyküsü, Akdeniz ve Ege'den Anadolu'daki Troya kentine, Spil Dağı'na... bambaşka yollar izliyor.
Popüler Tarih Dergisi / Mart 2002 / MINE HAKSAL

http://img86.imageshack.us/img86/8582/48952998uy4.jpg (http://imageshack.us)


Kayıp Uygarlık
Atlantis'i, 'Kayıp Uygarlık’ diye de anılan bu efsanevi ülkeyi ele alan film, roman ya da araştırma türü yapıtların sayısı, 1980 yılında yapılan bir değerlendirmeye göre, 2 bin ile 10 bin arasında...

Atlantis'in adının geçtiği ilk yazılı belge
İnsanoğlunun hayal gücünü ve gerçeği bulma kaygısını böylesine besleyen, pek çok edebi ve sinematografik kurguya, pek çok bilimsel çalışmaya konu olan Atlantis'in adının geçtiği ilk yazılı belge ise Atinalı filozof Platon'un (İ.Ö. 428-348) Timaios ve Kritios diyalogları...
Timaios'ta Atinalı devlet adamı ve şair Solon'un Misır'a gidişi anlatılır. Solon Nil deltasındaki Sais kentinin rahipleriyle konuşur. Platon, Solon'dan aktarır ve şöyle der:

"Öncelikle, hatırlayalım, Mısırlı rahiplerin açıklamalarına göre, dışarıda, Herakles sütunlarının ötesinde yaşayan halklarla berisinde yaşayan bütün halklar arasında çıkan savaşın üzerinden 9 bin yıl geçmiş. Denildiğine göre (sütunların) berisinde olan ve komutanlığı üstlenip bütün savaşı götüren bizim kentimizmiş, ötesinde Atlantis Adası'nın kralları varmış; o ada ki, bir zamanlar Libya ve Asya'dan büyükmüş, ama depremlerle suların altına gömülüp geride sadece, büyük denize açılanların önünü kesen aşılmaz bir balçık bırakmış."

http://i43.tinypic.com/2sbqqsh.jpg


Atlantis'i konu alan ilk yazılı belgeyi, Platon'a borçluyuz.
Atlantis ülkesi, Poseidon'un halkı
Kritias'ta ise başka ayrıntılara da yer verilir. Dünyanın kuruluşunda, tanrılar yeryüzünü aralarında paylaşırken Atlantis, denizlerin hakimi Poseidon'a düşüyor. Poseidon topraktan gelmiş insanlardan Euenor'un kızı Kleito'yu seviyor, onu merkez adaya, yerleştiriyor ve beş kuşak erkek çocuk yetiştiriyor onunla birlikte. Adayı oğulları arasında dağıttığı on bölgeye bölüyor, hepsinin başına da en büyük oğlu Atlas'ı getiriyor.

'Oreikhalkos' denen ateş gibi parlak madeniyle ünlü çok zengin bir ülke
Atlantis, Kritias'ta bir yeryüzü cenneti olarak betimlenir: Bitkileri, hayvanları ve özellikle altın, bakır, demir ve 'oreikhalkos' denen ateş gibi parlak madeniyle ünlü çok zengin bir ülke; ideal bir demokrasiyle yönetiliyor; yöneticiler surlar, köprüler, kanallar ve tünellerle bezenmiş kentler, limanlar kuruyor. Ama yüksek uygarlık düzeyine karşın ahlak ve siyasal yaşam giderek yozlaşıyor. Buna kızan Zeus'un hışmına uğruyor Atlantis ve "talihsiz tek bir gecede denizin sularına gömülerek kayboluyor".


http://img107.imageshack.us/img107/3874/67086941is4.jpg (http://imageshack.us)
17. Yüzyıl'da, Atlantis'e ilişkin yer tespitleri, haritalarda, sık sık karşımıza çıkar.

Çağlar boyu Atlantis efsanesi http://i41.tinypic.com/309iv77.jpg
İki bin yılı aşkın bir süre önce başlayan Atlantis efsanesi geçmişten günümüze güncelliğini koruyor. Ortaçağ'da Arap coğrafyacılara, onlardan da Avrupalı yazarlara geçen bu efsane, ilk kez Rönesans'ta akılcı bir biçimde açıklanmaya çalışıldı. Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfinden sonra da tekrar alevlendi. Aydınlanma Çağı'nda ulusçu tutkularda billurlaşarak, İsveç ve İtalya dahil, pek çok ülkede, 'uygarlığın bu topraklarda başladığı' iddiasıyla sürdü. Montaigne, Buffon, Voltaire için ‘Atlantis' bir 'gerçeklik' idi. 19. Yüzyıl sonunda okyanusbilimcilerin ve arkeologların ilgisini çeken Atlantis,karanlıkçı kesimler tarafından da kullanıldı. 20. Yüzyıl'da ise Atlantik'in yeri hakkında pek çok sav ileri sürüldü.

'Herakles Sütunları’nın bugünkü Cebelitarık Boğazı olduğu yaygın görüştür
Dolayısıyla Atlantis daha çok Cebelitarık'ın ötesinde aranmıştır. 1882’de Britanya ticaret gemisi Jesmond, Madeira'nın batısında Azor Adaları'nın güneyinde, haritalarda adı geçmeyen bir adaya rastlar. İçinde mumyasıyla bir de lahit bulunur bu adada. Böylece Atlantis arayışı hız kazanır ama bu gizemli adayı yeniden görmek, başka hiçbir gemiye nasip olmaz!


http://img86.imageshack.us/img86/4044/50337754pt4.jpg (http://imageshack.us)
1900 yılındaki ünlü 'Evrensel Paris Sergisi'nde, sulara gömülen Atlantis kenti
bir akvaryum içinde temsili olarak canlandırılır.

Sovyetler devrede...
1981'de 'Madeira varsayımı' Sovyet okyanusbilimciler sayesinde yeniden gündeme gelir. Araştırma gemisi Akademisyen Kurşarov'un ekibi Portekiz'in 720 km. batısında bulmuştur Atlancis'i. İddialarını gizemli oluşumları yansıtan (yaklaşık bir metre eninde plakalar) 460 sualtı fotoğrafıyla desteklerler. Tepesi suyun 30 metre altında bulunan 'Ampere Denizaltı Dağı'dır bu. Aslında iki yıl önce çektikleri fotoğraflarda da duvar ve merdiven kalıntıları saptamışlardır. Ancak dağın yamaçları 3 bin metre derinliğe uzandığından 'yitik kıta'nm çok sınırlı bir alanı kapladığı düşüncesi, bu varsayımı ciddi biçimde zayıflatır.
Atlantis, Güney Amerika'da da aranır. Bolıvya'daki Poopo Gölü siti varsayımına Peru'nun yüksek platolarında sadece uçaktan görülen devasa Nazca resimleri kanıt olarak gösterilir. Bazılarına göre Maya Uygarlığı'nın temelinde Atlantis vardır. Mayaların karmaşık bir yazı sistemi geliştirmiş, zengin bir ekonomiye dayalı parlak ve uzun süreli bir uygarlık kurmuş olmaları bu ihtimali cazip kılar.

Şehbir
01-14-2009, 12:32 AM
Kaptan Cousteau'nun Santorini teorisi
Kaptan Cousteau da otuz kişilik Calypso ekibiyle Atlantis'in peşine düşer; Bahama, Asor, hatta Hint Okyanusu'nun doğusundaki Coco Adaları'nı bile araştırdıktan sonra Atlantis'in Ege Denizi'nde Girit'in kuzeyindeki eski adıyla Thera, şimdiki adıyla Santorini Adası'nın bir parçası olduğuna kanaat getirir.
Girit Adası'ndaki Minos Uygarlığı'nın önde gelen merkezlerinden biri olan ve bir kısmı İ.Ö. 1657'de son 10 bin yılın ikinci en büyük yanardağ patlamasıyla oluşan dev dalgaların altında kalan Thera'nın Atlantis olabileceği görüşü, pek çok tarihçi tarafından da kabul görür. Adanın güneyinde bulunan, hamamları, taş döşeli yolları, çanak çömlek dolu depoları, üç katlı evleriyle fazla hasar görmeden günışığına çıkartılmış Akrotiri kenti, buranın eski sakinleriyle Atlantis arasında bağ kurmayı kolaylaştırsa da Minos Uygarlığı'nın mazisi İ.Ö. 3000'den öteye gitmemektedir...


http://i41.tinypic.com/66dz7m.jpg


1967'de Amerikalılarla Mısırlılar, Atlantis için Santorini Adası'nda araştırmalar yaparlar.

Ve diğer Atlantisler
Karayipler, Bermuda Adaları, Kanarya Adaları, Güney İspanya'da ki Tartessos kenti, İzlanda, İskandinavya, Kuzey Denizi, Grönland'ın kuzeydoğusundaki Spitzberg Takımadaları, Seylan, Sibirya, Sahra... Değişik zamanlarda değişik kişiler Atlantis'in buralarda olduğunu iddia ederler.
Bazıları Atlantis'in Tarihöncesi çağda Avrupa ile Amerika arasında uzanan bir kara köprüsü olduğunu söyler; bazıları da jeolojik çağlar süresince batıya doğru giderek bugünkü yerini almış olan Amerika kıtası olduğunu...
Son yer tespiti, Fransız jeolog ve prehistoryacı Jacques Collina-Girard'dan gelir. Ona göre Atlantis tam da Platon'un sözünü ettiği yerde, Cebelitarık Boğazı'nın Atlas Okyanusu'na açıldığı noktada bulunmaktadır. Dördüncü dönem buzul çağı uzmanı da olan bu bilim adamı aslında Avrupa ile Kuzey Afrika arasında 19 bin yıl önceki nüfus hareketlerini araştırmak üzere yola çıkmıştır. Ama bu arada Cebelitarık Boğazı topografyasının deniz seviyesindeki oynamalarla büyük değişime uğradığını, 20 bin yılda deniz seviyesinin yaklaşık 135 metre yükseldiğini saptar. Bir zamanlar iyice dar olan Cebelitarık'ın batısındaki eski takımadaların varlığı dikkatini çeker. Takımadaların ortasında yer alan ve bugün en yüksek katmanı suyun 56 metre altında bulunan Spartel Sığlığı'na atfen Spartel Adası olarak anılan adanın, Platon'un sözünü ettiği Atlantis'in merkezi olabileceğini savunur Collina-Girard: "Atlantis'in yerini tespit ederken Platon'dan yola çıkmıyorum, Cebelitarık Boğazı'nın çıtağında Platon’dan 9 bin yıl önce sulara gömülmüş bir adanın mevcudiyetini gösteren jeolojiye dayanıyorum. Açığa çıkan bu gerçek Platon'un metninin özüyle örtüşüyor. Aslında daha önce kimsenin bu bağlantıyı kurmamış olması beni şaşırtıyor. Ama bu kuşkusuz disiplinlerin ayrılığından kaynaklanıyor. Jeologlar tarihçi olmadıklarından Atlantis'le pek ilgilenmezler; prehistoryacıların da hepsi jeolog değildir."http://img86.imageshack.us/img86/5826/11054992zx7.jpg (http://imageshack.us/)

Atlantis Anadolu'da mı?
Fransız jeolog ve prehistoryacı Jacques Collina-Gırard, "Kimse yüzde yüz eminim diyemez" görüşünde. Fakat, "Benim teorimin Platon'un metinleriyle en fazla uyuşan teori olduğunu görüyorum" diye eklemeyi de ihmal etmiyor.
Son yıllarda Anadolu da Atlantis varsayımlarına konu oldu. 'Atlantis Troya'dır' adlı çalışmasıyla 1992'den beri bilim çevrelerinin dikkatini çeken Alman jeoarkeolog Dr. Ebehard Zangger, Atlantis öyküsünün aslında Troya Savaşı'nın yeniden anlatımından başka bir şey olmadığını söylüyor. Yani kısaca, "Atlantis Troya'dır" diyor.

Atlantis ve Troya: Aynı öykünün iki biçimi
Son yıllarda Anadolu da Atlantis varsayımlarına konu oldu. 'Atlantis Troya'dır' (Pan Yayınları, 1999) adlı çalışmasıyla 1992'den beri bilim çevrelerinin dikkatini çeken Alman jeoarkealog Dr. Ebehard Zangger, kitabında şu satırlara yer veriyor: "Atlantis efsanesi üzerine tek gerçek kaynak olan Platon'un ayrıntılı yazısını aldım kütüphaneden. Ünlü filozofun Ege'deki Geç Tunç Çağı hakkında görece güvenilir bir döküm sunduğunu görünce gözümün önündeki perde kalktı. Genellikle sanılanın tersine Platon, biri Yunanistan'da, diğeriyse başka bir yerde bulunan iki büyük uygarlıktan söz ediyordu. İkinci uygarlık Atlantis' idi ve bu iki kültür tayin edici öneme sahip bir savaşa tutuşmuştu. Savaşı kazanan Yunan askerleri yurda döndükten bir süre sonra müthiş deprem ve seller yaşandı. Bu doğal felaketler Yunanistan'daki uygarlığın sonunu getirdi, Atlantis'in değil (en azından, Atlantİs'teki çöküşün başlatıcısı değillerdi). Bu iki düşman güç üzerine Platon'un anlattıkları, Geç Tunç Çağı toplumları hakkındaki bilgilerimizle büyük ölçüde uyuşuyordu. Sadece olayların tarihleri ve yer adlarıyla ilgili birkaç problem kalmıştı. Ama konuyla ilgili literatürü araştırdığımda, bunları çözmek iki gün bile sürmedi. Atiantis'in sonuna ilişkin efsanevi anlatı ile Ege bölgesinde Tunç Çağı'nın sonuna ilişkin arkeolojik bilgiler arasındaki birkaç farklılık, makul bir şekilde açıklanabiliyordu. Eğer vardığım sonuçlar doğruysa, Atlantis öyküsü aslında Troya Savaşı'nın yeniden anlatımından başka bir şey değil. Yunanistan'daki Akha uygarlığıyla Ege'nin öbür kıyısında, Türkiye'nin kuzeybatısında bulunan Troya kentini anlatıyor bize. Yani kısaca: Atlantis Troya'dır. Batı dünyasının en ünlü iki efsanesi olan Atlantis ve Troya, M.Ö. 1200 dolayında Ege bölgesi Tunç Çağı kültürlerinin çöküşünü anlatan aynı öykünün iki farklı biçiminden ibaret"

http://i41.tinypic.com/2yl5u94.jpg
1920'li yıllarda Atlantis'i İşleyen popüler bilimkurgu romanları oldukça yaygındı
'Hayal ülke' Batı Anadolu'daki Sipil Dağı'nda (Manisa)
Londra Üniversitesi'nden arkeolog Peter James ise 'The Sunken Kingdom, Atlantis Mystery Solved' adlı kitabında (Krallığın Çöküşü, Atlantis'in Sırrı Çözüldü; 1995), Lydia Kralı Tantalos'un ülkesinin Atlantis ile özdeş olduğunu, dolayısıyla 'hayal ülke'nin Batı Anadolu'daki Sipil Dağı'nda (Manisa) bulunduğunu ileri sürüyor.
İstanbul Üniversitesi'nden Klasik Arkeoloji Profesörü Elif Tül Tulunay da Tunç Çağı'nda Anadolu'dan yapılan göçleri inceleyen çalışması 'Pelops'un Gizemi'nde (Graphis Yayınları, 1998), Antik kaynaklan yorumlayarak Sipylos (Sipil) dağında krallık kurmuş Tantalos'un adının Atlas gibi 'taşıyıcı' anlamına geldiğine dikkat çekiyor ve Anadolu'da İ.Ö. 7 binden beri madeni aletlerin kullanıldığını, dolayısıyla bir 'mitos' olarak yorumlanan Atlantis'in Batı Anadolu topraklarında yaşanmış bir maden uygarlığı olabileceğini belirtiyor. "Tantalos'un kentinin gerçekten var olup bir zelzele sonucu fışkıran suların altında kalması ve açılan yarıkta kaybolması neden mümkün olmasın?" sorusunu dile getiriyor.
Atlantis, başta öğrencisi Aristoteles olmak üzere, pek çok kimsenin inandığı gibi, Platon'un düş gücünün bir ürünü mü? Yoksa gerçekten var oldu mu? Bugüne kadar çözülememiş bir giz.
Ama Platon bu 'efsane'yi ister Atina devletine dokuz bin yıllık bir mazi yaratma hevesiyle kaleme almış olsun, isterse de yozlaşmanın gelişmiş bir uygarlığı nasıl bir anda yok ettiğine örnek göstermek için uydurmuş olsun, şurası bir gerçek ki Atlantis hem hayallerimizi süslemeye hem de bilim adamlarının kafasını kurcalamaya daha uzunca bir zaman devam edecek.

http://img232.imageshack.us/img232/9459/94530677id8.jpg (http://imageshack.us/)

‘Atlantis: Kayıp İmparatorluk' filminin yönetmenleri Gary Troudale ve Kirk Wise,
efsanevi kentin İzlanda'da olduğu varsayımını benimsemişler.

Şehbir
01-14-2009, 12:40 AM
http://i40.tinypic.com/drfdxj.gif

HUMA KUŞU

Dr.Cevat Simsek


Sümerlerden günümüze gelen metinlerinde gök gürültüsü ve yağmur bulutlarını simgeleyen
"İmdugud" adlı kutsal bir kuş vardır. İmdugut, kaderleri belirlemekte, sözüne karşı gelinememekte ve kanatları açılınca bütün göğü kaplamaktadır. Bu kuş, Akadlarda "Anzu" adını alarak birinci yüzyıla kadar çivi yazılı metinlerde varlığını korumuştur.

http://img86.imageshack.us/img86/6742/44272725qq7.jpg (http://imageshack.us)

Sümer metinlerinde, bazen kartal olarak da tarif edilen bu kuş ile ilgi pek çok hikaye bulunmaktadır.... Bunlardan birinde, aşk tanrıçası İnanna, tanrılar bahçesinde tahta yapmak için dalsız ve budaksız bir ağaç yetiştirir.

Ağacın tepesine İmdugud kuşu, ortasında Lilit isimli bir cin ve köküne de bir yılan yuva yapar ve bu üçlü, tanrıça İnanna'nın ağaçtan tahta yapmasına engel olurlar... sonuçta, tanrıçanın imdadına Gılgamış yetişip onları kovar ve ağacı keserek tanrıçaya verir.

Bir başka Sümer metininde, Kral Etana'nın çocuğu olmamaktadır. Çocuk yaptıran bitki göktedir ve tabii ki göğe çıkma imkânı yoktur. Kral Etana, bir gün bir çukura düşer ve bu kuşun yavrularını bir yılanın yemesinden kurtarır. kuş buna çok sevinir. Buna karşılık olarak, kralın ihtiyacı olan bitkiyi alabilmesi için onu kanatlarının üzerine bindirerek göğe çıkarır. Kuş her yükselişte aşağıda ne gördüğünü sorması üzerine kral önce geniş bir alan olduğunu, gittikçe onun küçüldüğünü, en sonunda da bir şey göremediğini, korktuğu için hemen indirmesini söyler.

Bir başka Sümer metininde ise kahraman Lugalbanda, Zabu ülkesinden kendi şehri olan Uruk'a dönmesi için, İmdugud kuşunun dostluğunu kazanmak ister.
Kuş yuvasında bulunmadığı zaman yavrularına yağ, bal, ekmek verir ve onlara bakar. Kuş yavrularına böyle güzel bakana candan dost olmaya, ona yardım etmeye karar verir ve Lugalbanda'nın şehrine rahatlıkla dönmesini sağlar.

Bu üç Sümer efsanesindeki kuş ve yılan motifi pek çok Asya efsanesinde çeşitli şekilde bulunmaktadır. Telüt Türkleri arasında Merküt soyundan bir boya göre sağ kanadını güneş, sol kanadını ay kaplayan kutsal bir "gök kuş" bulunmaktadır.
Sibirya'da şehirlerin ve yurtların yanında bir sırık üzerinde ağaçtan yapılmış bir kuş resmi bulunmakta kuşa gök kuşu, direğe de göğün direği denmektedir. Orta Asya ve Sibirya efsanelerinde bu direk "hayat ağacı" olarak anlatılmaktadır ve yerle göğü birleştirmektedir.

Bu kuş ve ağaç İnanna'nın bahçesine diktiği dalsız budaksız ağaca benzemektedir. Sibirya ve Orta Asya şamanları, bu kuşu tanrı elçisi olarak görmüşlerdir.
Altaylıların Kögütey destanında kahraman Karabatur, "Kaankerede" adındaki kuşu ararken onun iki yavrusunu ejderden kurtarır. Kuş da karabutur'a atlarını geri verir.

Yolda düşmanları tarafından öldürülen kahramanı, kuş "hayat suyu" vererek canlandırır.
Kırgızların kahramanı Ertöştük, tepesi göklere uzamış bir çınar ağacı üzerinde alp karakuş'un yavrularını yemeğe gelen ejderi öldürür. Kuş da ona birçok iyilik yapar.

Başka bir efsanede bu kuş Ertöştük'ü yeraltından yeryüzüne çıkarır. Çıkarken yiyecekleri biter. Ertöştük, kendi vücudundan et parçaları koparıp kuşun karnını doyurur. Yeryüzüne çıktıklarında kuş adamın etlerini iyileştirir. Bu iyileştirme yeteneği, kuşun hayat ağacı üzerinde olmasındandır.

Bir uygur efsanesinde, bilge buka'nın atalarından birinin dibinde yattığı ağaca bir kuş gelerek ötüp, daha sonra tırmalayıp Bilge Buka'yı o sırada ağaçtan inen zehirli bir yılandan korumuştur... Bu kuşa uygurlar Tanrı gözüyle bakarlar.

İranlılar bu kuşa Sireng veya Simurg diyorlar. Araplar da Anka veya Zümrüd-ü Anka...
Bunun Araplardan İran'a geçtiği de söylenmektedir. Buna karşılık Türklerdeki Hüma kuşu, hadislerde Cennet Kuşu olarak bildirilen kuştur. Bu kuş cenette yaşamaktadır ve zaman zaman yedi kat göğe çıkıp Tanrıya gidip gelmektedir.

Çin edebiyatında "Cennet Kuşu" motifi büyük önem taşımaktadır. Bu kuş motifinin, "Gök Gürültüsü Kuşu" adı altında Alaska'dan Güney Amerika'ya kadar bulunmaktadır. Çeşitli adlar almış ve efsanelere karışmış bu tanrısal kuş hikayesi görüldüğü gibi m.ö. 3000 yıllarında Sümerliler ile başlamaktadır.

Hüma kuşunun da aynı kaynaktan geldiği kuşkusuzdur. Çünkü Sümer'in tanrısal bahçesinde, cennet bahçesindeki dalsız budaksız bir ağaç üzerine tünemiş bu kuş yedi kat göğe çıkmaktadır.

Sümerlilerin "İmdugud", Akat'larda "Anzu", Araplarda "Anka", "Zümrüd-ü Anka", İran'da "Simurg", "Sireng", Hintlerde "Garuda", Çinlilerde "Cennet Kuşu", Güney Amerika'da "Gökgürültüsü Kuşu" ,Türklerde "Kaankerede" ve "Hüma" adları altında çeşitli efsanelere konu olmuştur.

Amerika yerlileri arasına kadar uzanan aynı kuş motifi de Sümerlilere mi dayanmaktadır?......
Yoksa hepsi birden daha önce var olan bir kültürün yansımasımıdır?..... .......bilinmez................................... .... (neden olmasın?...)

Şehbir
01-14-2009, 12:46 AM
Orangutanlar alışveriş yapıyor

Christine McGourty
BBC Bilim muhabiri


http://i44.tinypic.com/2uz9lxk.jpg

Royal Society Journal'da yayımlanan "Biyoloji Mektupları" adlı araştırmaya göre orangutanlar da insanlar gibi hediye alıp verebiliyor.

Orangutanların karşılıklı jeton alış verişinde bulundukları belirlendi

Araştırmada, orangutanların karşılıklı jeton alışverişinde bulundukları ve alışverişi, kendilerine ne kadar jeton verildiğini göz önünde tutarak yaptıkları belirtiliyor.

Böylece ilk kez, insanlar haricindeki primatlar arasında, ilkel ticaretin bir örneğinin gözlemlendiği sanılıyor.

Hizmet karşılığında mal, örneğin tımar karşılığı yiyecek vermek hayvanlar âleminde sıkça görülen bir durumdu.

Ancak şimdiye dek bu alış verişlerin, maliyet ve kârları dikkatlice hesaplanarak yapıldığına ya da zaman içinde, geçilen iltimasların çetelesinin tutulduğuna dair herhangi bir kanıt yoktu.

Şimdiyse, Almanya'daki bir hayvanat bahçesinde deneye tabi tutulan orangutanların, tam da bunu yaptıkları gözlendi.

Bir çift orangutanın, birbirlerine yiyecekle değiş tokuş edilebilecek jetonlardan alıp verdikleri görüldü.

Çalışmayı yürütenlerden İskoçya St. Andrews Üniversitesi'nden Valerie Dufour "Vermek konusunda hesaplar yapan sadece insanlar değil. Ve karşılığında kendilerine bir şeyler verilmesini de sadece insanlar beklemiyor." diyor.

Araştırmada, dişi orangutanın, başlangıçta çok daha cömert davrandığı; ancak kendisine bu cömertliği karşısında çok jeton verilmediğini görünce bu tutumunu değiştirdiği; verdiği jetonların sayısını azalttığı ve erkek orangutanı kendisine daha fazla jeton vermeye zorladığı da belirtiliyor

http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/12/081224_orangutan.shtml (mhtml:{72EE1CBA-CCDF-4484-8797-63895B88423F}mid://00000296/!x-usc:http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/12/081224_orangutan.shtml)

Şehbir
01-14-2009, 01:05 AM
NTV'deki 'Neden' programında 'Aleviler ve Siyaset'i tartışıldı.

Açılışta Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser'e soruldu:

* * * Neden her seçim öncesi 'Sünniler ve Siyaset' değil de 'Aleviler
ve Siyaset' tartışılır....?'

Eser, rakamlarla yanıtladı bu soruyu...

Verdiği rakamlar,tartışmaya yer bırakmayacak kadar net bir tablo sergiliyordu.

Bu rakamları yorumsuz olarak sizlerle paylaşmak istiyorum:

***Türkiye'de kaç okul var ?...................67.000

***Kaç hastane var ?...................1.220

***Kaç sağlık ocağı var ?....................6.300

***Peki kaç cami var ?.....................85.000



Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.



***Peki, kaç kilise var ?.....................270

***Kaç cemevi var ?.....................100

***Türkiye'de kaç doktor var ?.....................77.000

***Peki, kaç din görevlisi var ?.....................90.000



Türkiye'de her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din
görevlisi düşüyor.

Eğitim-Sen'e göre Türkiye'nin 200 bin öğretmen açığı var.



***Türkiye'de kaç kütüphane var?......................1.435

***Almanya'da kaç kütüphane var?......................11.000

***Türkiye'nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var ?.......................13

*** Kaç kentte kuran kursu var?........................81

***Bu kursların toplam sayısı kaç ?.........................3.852



***Türkiye'de 1 opera derneği var, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var.



***Peki, kaç tane 'cami yaptırma derneği' var ?..........................35.000

***İçişleri Bakanlığı'nın bütçesi ne kadar
?..........................783 trilyon...

***Ulaştırma Bakanlığı'nın ?...................678 trilyon

***Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın ?...........................677 trilyon...

***Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ?............................632 trilyon...

***Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın ?...........................280 trilyon..

***Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın
?............................249 trilyon...

***Çevre ve Orman Bakanlığı'nın ?............................404 trilyon...

***Sadece Sünnileri temsileden Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi
nekadar ?...........................1.3 katrilyon...

8 bakanlığın bütçesi kadar...

22 üniversitenin toplam bütçesine denk...



***Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım:

1997'de 66 trilyon.

1998'de 119...

1999'da 180...

2000'de270...

2001'de 302...

2002'de 553...

2003'te 771...

2004'te 1 katrilyon...

2005'te 1 katrilyon...

2006'da 1,3 katrilyon...

2007'de 2,7 katrilyon...



Bir ülke,Diyanet'e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay
ayırıyor,bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa,doktordan, öğretmenden
fazla imam yetiştiriyorsa,hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden
çok Kuran kursu açıyorsa,o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez
mi?

ŞERİAT GELECEK Mİ DİYE ARTIK DAHA FAZLA DÜŞÜNMEYİNİZ

( Eğer uyumaya ve bu pasif edilgen tavrımızı sürdürürsek mutlaka gelir....)

İşin esası budur; gerisi laf-ı güzaftır..

Şehbir
01-14-2009, 02:43 AM
Dünyamızı ve asıl oda duvarlarımızı süslemişti



http://img388.imageshack.us/img388/410/92104525xp7.png (http://imageshack.us)



http://i39.tinypic.com/30adk60.jpg


Gençlik ve serdeki hafif anarşistlik.. . 200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos'un siyah deri eldivenli yumrukları havada, başları önde posteri yıllarca hayal dünyamızı ve asıl oda duvarlarımızı süslemişti.
İtiraf ediyorum ki, Aynur Çağlı'nın o muhteşem haberini okuyana kadar aynı karede önde duran, gümüş madalyalı Avustralyalı beyaz atlete hiç dikkat etmemişim. Adı Peter Norman imiş... İşte bu atlet geçen hafta öldü. Haberin ve konunun tekrar gündeme gelmesinin sebebi budur. * Gelelim hikayeye...

Mexico City'de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış.


Madalya töreni için bekledikleri sırada, Carlos, Peter Norman'ın yanına gelerek sormuş:

- İnsan haklarına inanıyor musun?
- Evet, inanıyorum.
- Peki ya Tanrı'ya?
- Bütün kalbimle...

Bunun üzerine, iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:

- Ben eyleminizi destekleyeceğ im, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!

İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika'daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler... Ama nasıl?

Fikir Norman'dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekini John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar. Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da, dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne 'İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi'nin kokartını iğneliyor.

A merikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor.

Ve tabii (hatırlıyorum) dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah atletlerin fotoğrafını birinci sayfadan veriyor...

Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor. Eylem amacına ulaşmış, Amerika'daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını (ve buna bağlı olarak geleceklerini) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı haline gelmişlerdir.

Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman?

Meslektaşım Aynur'un anlattığına göre, Norman'ın da hayatı kararmış.

Tommie Smith diyor ki:

"Peter, bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesareti gösteren, onurlu ve belkemiği sahibi beyaz çok azdı. Peter, Avustralya'ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı. Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, üçümüzün de ilk evliliği sona erdi."

Avustralya Devleti Norman'ı ölene kadar affetmemiş ama... Norman intikamını mezara götürmüş: 1968 Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru hâlâ, 38 yıl sonra kırılamamış.

Ölene kadar süren 'eylem kardeşliği'

İki amerikalı ve bir Avustralyalı 'lanetli' atletin o gün başlayan 'eylem kardeşliği' ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler.

Ta, geçen hafta, Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar.

Şehbir
01-14-2009, 03:25 AM
MERHABA ASKER!

Atatürk'ün Selanik'te kolağası bulunduğu sıralarda geçen bir hatırasını anlatacağız. Yalnız, bu hatırayı başlamadan önce, bir noktaya ehemmiyetle değinmek istiyoruz. Atatürk, uluorta tesadüflerle değil, bütün hayatını bu memleketin ve bu milletin hürriyetine vakfederek yıllar ve yıllarca mücadele ettikten sonra Türkiye'yi bugünkü uygar düzeye ulaştırmıştır. Anlatacağımız çok kıymetli hatıra, bunun en canlı örneğidir.
Bu olayı, Milli Mücadele'de emsalsiz hizmetleri geçmiş bulunan Ziya Kılıç'tan dinledik ve ilk kez neşrediyoruz.
Ziya Kılıç, bu olayı şöyle anlatmıştır:
1910 (1326) yılındayız. Beşinci kolordu Erkan-ı Harbiyesi'ne Mülhak Kolağası Mustafa Kemal de Selanik'te bulunuyordu. Beşinci kolorduya mensup 38. Merkez alayı kumandanı miralay saadettin bey tedavi için İstanbul'a gidiyor ve izin alıyor.
Sadettin Bey'in kimi vekil bırakacağını herkes merak etmekteydi. Biz ve kumandanlar, bu merak içindeyken, hayretle gördük ve öğrendik ki, kolağası Mustafa Kemal, kendisine vekalet edecektir. Hayret ettik. Çünkü Mustafa Kemal kıdemli yüzbaşıydı, halbuki kendisinden çok üstün rütbede olanlar vardı.
Büyük rütbeli subayların bu hayretleri çabuk geçti ve yerine büyük bir merak başladı . Mustafa Kemal, kendisini son derece sevdirmişti. Onun, şehir içindeki bazı jestleri, herkesi kendisine bağlamıştı. Şimdi, onun iş başına geçmesini merak ediyorduk.
Alayın teslim alınış gününü, tarihimizin mühim bir dönüm noktası olarak kabul etmemiz lazımdır. O gün, Atatürk , beyaz bir ata binerek gelmişti bütün gözler ondaydı, alayın önünde kılıcını çekerek selam vaziyeti aldı. Sonra atından süratle yere atladı. Şimdi:
- Selamün Aleyküm asker! demesini bekliyorduk.
Fakat hiç beklemediğimiz bir durum vukua geldi:
- Merhaba asker!..
Bu, ilk defa vaki olan bir olaydı. Askerler, nasıl karşılık vereceklerini bilemiyorlardı. Bu bir kaç saniyelik sükutu, İstanbullu askerler doldurdular:
- Merhaba beyim!..
Ordu, ilk defa bir kumandandan (merhaba asker!) selamını alıyordu. Mustafa Kemal, alayı teslim aldıktan sonra sert bir sesle, "rahat!" emrini veriyor sonra bölük kumandanlarından birine yaklaşıyor. Bölüğünü derin kol ile hareket ettirerek takım kolunda kendisine cephe almak üzere sevk etmesini emrediyor.


Banoğlu, Age, S: 31

Şehbir
01-14-2009, 03:40 AM
http://i40.tinypic.com/2qmdqj6.jpg

Şehbir
01-14-2009, 02:13 PM
TARİHİN İCİNDEN

Yeni alfabe daha kabul edilmeden basında ve tabelalarda boy göstermişti.


http://i44.tinypic.com/1zecoi9.jpg


Yazı: K.M. Kostyal Fotoğraflar: Maynard Owen Williams



Yeni alfabe daha kabul edilmeden basında ve tabelalarda boy göstermişti.


Dünya Savaşı'nın sona ermesi ve Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışı ile, yüzlerce yıllık gelenekler ve yaşam biçimleri tüm Ortadoğu'yu kasıp kavurmaya başlayan modernleşme rüzgârlarına kapılıp gitti. Bu değişim rüzgârı en çok Türkiye'de hissediliyordu. Yeni kurulan cumhuriyetin başındaki Kemal Atatürk, Türk halkını durgunlaşmış geçmişinden koparıp 20. yüzyıla taşımaya kararlıydı. Ve National Geographic için Türkiye'nin değişimi son derece cazip bir konuydu.

Dergi'nin editörü Gilbert Grosvenor'un Robert Kolej'de geçen çocukluğu dolayısıyla Türkiye'ye duyduğu kişisel ilgiyi, yurtdışı yazı grubu başkanı Maynard Owen Williams da paylaşıyordu. Williams da 1920'lerin sonunda İstanbul'da yaşamış, oğlu Robert Kolej'de öğretmenlik yapmış ve bir Türk kadınıyla evlenmişti. (Williams öldüğünde İstanbul'da gömülecekti.)

1930'larda ve 40'larda Williams Türkiye'ye odaklandı ve Türkiye'nin gözü kapalı daldığı modernleşme macerasıyla ortaya çıkan mucizeyi anlatan uzun makaleler yazdı ve fotoğrafladı. "Türkiye Okula Gidiyor" başlığı ile 1929'da yazdığı yazıda, harflerin 482 farklı şekilde bitiştiği eski yazının, 29 harfli yeni Türk alfabesi ile değiştirilmesinin esnaf, bürokrat ve yolcular için ne anlama geleceğini anlattı.

Üç yıl sonra, 1932'de yazdığı "Yeni Türkiye'ye Bakış"ta Türkiye'yi daha geniş bir perspektiften ele aldı. Bunu Douglas Chandler'ın 1939'da yazdığı uzun -ve uzun başlıklı- yazısı izledi: "Türkiye'nin Dönüşümü: Yeni Şapkalar ve Yeni Alfabe Modern Çağın En Hızlı Ulusal Değişiminin Görünürdeki Sembolleridir."

NATIONAL GEOPGRAPHIC Haziran 2003

Şehbir
01-15-2009, 12:27 AM
İKİ ATEŞ ARASINDA

Çal'da cepheyi dolaşıyorduk. Hiç farkına varmadan, düşmanla çarpışan avcılarımızla, düşmana ateş saçan topçularımız arasına girmişiz.
O sırada yanımıza geldiğinde boş bir atla bir süvari geldi. Ve Atatürk'e:
- Kumandan Paşa bu atı gönderdi. Sizi topçu menzilinde bekliyor! dedi. Atatürk, askere:
- Sen, dedi, bu atı ona götür, binsin de o buraya gelsin!..
Çok geçmeden, 11. Fırka Kumandanı Merhum Derviş Paşa yanımıza geldi.
Atatürk ondan vaziyet hakkında malumat istedi. Derviş Paşa:
- Düşmanla durmadan çarpışıyoruz paşam! dedi.
Tam o sırada arkamızdan müthiş bir grup ateş başlamıştı. Toplarımız dağları sarsarcasına gürlüyorlardı.
Atatürk, Derviş Paşa'ya:
- Biz burada iken topçularımızın gerimizde kalması olmaz! dedi. Onları bizim önümüze geçirmek lazım.
Ve Derviş Paşa'nın bu emri derhal tatbik ettirip gelişinden sonra, güldü:
- Paşam, şimdi de avcı hattı ile topçu hattı bir araya geldi. Bu oldu mu ya?
Anlaşılıyor ki Atatürk, düşmanın işini bir an önce bitirmek ve kuvvetlerimizi derhal hücuma geçirmek istiyordu. Derviş Paşa'nın zekası, onun bu niyetini kavramıştı:
- Paşam, dedi, emredersiniz, avcı hattını da ileri sürelim!..
Atatürk, maksadının çabuk anlaşılmasına memnun olmuştu. Güldü:
- Derhal!..
Fakat bulunduğumuz mevki ile avcı hattı arasında telefon tesisatı yoktu. Derviş Paşa bu emri bizzat tebliğ için atına atlamıştı.
Ben, onun bu çok tehlikeli hareketini önlemek, bir başkasını göndertmek istedim:
Koca Paşa'nın kaşlarını çatıp da bana:
- Baksana! Emri kim veriyor? deyişini ve hayvanı ateş hattına doğru dörtnala uçuruşunu ömrüm boyunca unutamam!
On dakika sonra avcılarımız harekete geçtiler ve bir saat sonra dikiş tutturamayan düşman askerleri, murat dağlarına doğru çil yavruları gibi dağıldılar!..
Atatürk'ün bu dahiyane mücadelesi kim bilir ne kadar uzayacak olan bu işi bir saate sığdırıvermişti. Bu savaşı kazanışımızın ertesi günü de Trikopis esir düşürüldü.


Banoğlu, Age, S. 242-243

Şehbir
01-22-2009, 11:32 PM
GORALILAR,
Kosova ozerk bolgesi icinde varlik surduren bir topluluktur. Yugoslavya devletinin dagilmasindan sonra dikkatleri ceken bir topluluk haline gelmislerdir.

Herhangi bir etnik ve dini kimligin one cikmadigi sosyalist bir rejim olan Yugoslavya icinde Goralilar kendi farkliliklarini tartismaya acmak imkânini bulamamislardir. Ancak Yugoslavya'nin tum sosyalist blogun cozulmesine paralel bir zaman diliminde ortadan kalkarak etnik kokenlere gore parcalanmasindan sonra onlar da kendi kimliklerinin koken arayisi icerisine girmislerdir.

Sahip olduklari nufus sayisina bakildiginda, Goralilarin onemsiz bir etnik topluluk oldugu dusunulebilir. Ancak son derece karmasik Balkan cografyasinda hicbir etnik toplulugu onemsiz gormemiz mumkun degildir.

Yuzyillardir suren Bati dunya egemenliginin dunya uzerinde kurmus oldugu kuresel iliskilerin temeline bakildiginda bu durum cok daha iyi anlasilacaktir. Burada hic durmadan tum cografyayi en ucra Kutup noktalarina kadar gezen ve her seyi kodlayan bir caba icinde olan Batili antropologlari animsatmakla yetinelim.

Kimlik ve aidiyet bir toplumu var eden onu diger topluluklardan ayiran en onemli varolus imkanidir. Hicbir toplum kendi farkliligini ve etnik kimliginin ayrimina varamadan varligini muhafaza edemez.

Bugun icin Goralilar ve ayni dil ve kulturu paylasan Torbes ve Pomaklar olmak uzere uc ayri topluluk halinde olan bu etnik yapinin nufusunun da azimsanmayacak miktarda oldugu asikardir.

Gora koylerinin cogunlugu Kosova'da olmakla birlikte Arnavutluk ve Makedonya'ya dagilmis bir halde yasayan Goralilar da bulunmaktadir.

Ancak nufuslarinin bu kadar az bir yekun tutmasina ragmen buyuk, kucuk tum guclerin bu toplulukla iliskileri ve onlarin etnik kimlikleri uzerindeki calismalari son derece dikkate degerdir.

Burada Avrupa genelinde ve Balkanlarda yer alan bazi ulkelerin ve bilim cevrelerinin Gora ve Goralilara duyduklari ozel ilgi dikkat cekici ve bizim acimizdan da tesvik edicidir.

Toplumlar cok kolay degismezler. Toplum ve topluluklarin dis gorunuslerinde bir takim degismeler yasanmis olsa da onlarin gozeneklerine inildiginde, toplumsal genetigine bakildiginda bir cok seyin cok eski zamanlardan beri yasamaya devam ettigine tanik oluruz. Buna toplumsal hafiza diyebiliriz.

Gora'da yurutmus oldugumuz kisa calismalar neticesinde sozlu tarih calismalarinda bulunarak bir turlu icinden cikilamayan ve kimsenin dogrudan hukum veremedigi bu etnik topluluk uzerindeki sis perdesini bir nebze olsun aralamaya calistik. Ancak konunun butun boyutlari ile ortaya konuldugunu da ifade etmiyoruz.

Bu yuzden calismamizi ilk tespitler basligi altinda ele almayi uygun gorduk.

Yapilan calismalar temelde iki kisma ayrilmaktadir. Bir yanda maddi kultur unsurlari olan ve bugun bile arazide ulasma imkani olan mezar, tarihi eser ve kalintilarin incelenmesini iceren bir boyut tasirken ote yandan insan unsurunu eksen alan orf adet ve geleneklere iliskin yapilan calismalar da diger boyutu olusturmustur.

Yurutmus oldugumuz calisma ile Gora'da yasayan orf adet ve gelenekleri yaptigimiz derinlemesine mulakatlar sonucunda koken akrabaliklarinin oldugunu belirttikleri Orta Asya bozkir cografyasinin topluluklariyla gelenek, gorenek ve toresi ile ne tur benzerlikler tasidiklarini tespit etmek ve bu bilgiler isiginda Gora ve Goralilarla ilgili gecerli bilgilere ulasmaya caba gosterdik.


Toplumsal ve Kolektif Hafiza Olarak Orf ve Adet Taramasi
Calismamiz Kasim 2006 tarihinde Kosova Prizren Dragas Beldesine Bagli Gora koylerine yaptigimiz ziyaret ile baslatildi. Calisma esnasina ziyaret etmis oldugumuz bir cok koyde tum topluluk kesimleri ile gorusme imkani bulduk. Bu anlamda kadin, erkek, yasli genc dengesini gozeterek onlara basta kendilerini nasil tanimladiklarindan baslayarak, kulturel degerlerinden orf adetlerine varan bir cizgide bir cok sorular yonettik. Ancak konu ile daha derinlemesine bilgi sahibi olmak icin Gora'li aydinlarin da goruslerine muracaat ettik.

Bu anlamda ilk etepta Abdullah Rahte, Abdullah Tatlici, Yahya Maznikar, Musa Djinjo (Dinc), İsa Mutas, Emrullah Redzeplari, Ramadan Redzeplari, Bayram Hoca, Enes Ensar, Esat Bekirovski gibi Gora'nin onde gelen aydinlarinin goruslerini de alarak, Gora orf ve adetleri konusunda tespitlerde bulunulmustur.

Bu ilk izlenimler bizde ozellikle Turkiye'de ve Orta Asya'da Kazak ve Kirgiz adetleriyle Gora'lilarinkiler arasinda onemli benzerlik ve paralellikler oldugunu saptama imkanini vermistir.

Orf adet taramasi icin yaptigimiz mulakatlar sonucunda adet ve gelenekler bakimindan ozellikle Turkiye Turkleri ve Orta Asya'da Kazak ve Kirgiz topluluklarinin adetleriyle onemli benzerlik ve paralellikler tespit edilmistir.Goralilarin adetleri bes ana baslik altinda ele alinacaktir.

Yemek ve Sofra Kulturu
Gora'da bir tarim kulturu gecmisinin olmadigi, koken itibariyle
hayvanciligin daha baskin oldugu bir yasama tarzina sahip olduklari gorulmustur. Baskin yasama tarzlari dikkate alindiginda, Orta Asya Bozkir cografyasindan Balkanlara gocmus, gecmisinde gocerlik olan bir topluluk olduklari, mutfak kulturlerinde de kendini gosterir.

Benzeri durum bugun Orta Asya'nin gocebe halklari olan Kazak ve Kirgizlarda da soz konusu olup yemek kulturleri buyuk olcude hayvani gida agirlikli beslenmeye dayanir. Goralilarin yemek kulturunde yemekleri hayvani gidalar daha agir basar. Ozellikle et, sut, peynir, tereyagi temelli beslenme, Turkiye'de eksimik olarak bilinen ozel yaptiklari peynir Goralilarin en bilinen yemekleridir.

Goralilarda baba evin buyugu olarak sofraya oturmadan ya da yemege baslamadan evin diger uyeleri sofraya oturmaz ve yemege baslamaz.. Benzer davranis biciminin Kazak, Kirgiz ve Anadolu Turklerinde gormemiz mumkundur



Prof. Dr. H. Musa TASDELEN*
Yrd. Doc. Dr. M. Kemal SAN*
Yrd. Doc. Dr. İsmail HİRA*

T.C. Sakarya Universitesi - Sosyoloji Bolumu



Not: Yazı çok uzun olduğu için, Word Belgesi olarak eklenmiştir..

Şehbir
01-23-2009, 12:39 PM
SINGAPUR DA BIR HALK OTOBUSU


http://img217.imageshack.us/img217/6106/att00001wb1.jpg (http://imageshack.us)


http://i40.tinypic.com/2jgmk3.jpg


http://img205.imageshack.us/img205/5755/att00003wn5.jpg (http://imageshack.us)


http://i43.tinypic.com/28k50dl.jpg


http://img205.imageshack.us/img205/1082/att00005dr4.jpg (http://imageshack.us)


http://i44.tinypic.com/egwwlk.jpg


http://img205.imageshack.us/img205/375/att00007ep1.jpg (http://imageshack.us)


http://i44.tinypic.com/120tblz.jpg

Şehbir
01-23-2009, 12:56 PM
http://i43.tinypic.com/24bu2op.jpg

Şehbir
01-23-2009, 02:02 PM
"Biliyorum, kolay değil yaşamak;
Ama işte
Bir ölünün hala yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil;
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak."

--

ÇuKuRun DERİNLİĞİ?

"Kırık taşlara bakıp
Işıklı bir asfalt düşünmek
Acaba yalnız
Şairlere mi mahsus? "
ORHAN VELİ KANIK

Bu, bir devrin öyküsü… Sadece ÇuKuRun içine değil, etrafına da bakmamız gereken… ÇuKuRu kazanların küreklerindeki çamuru da görmemiz gereken bir devrin öyküsü…

Tarihimizde olanları yeteri kadar biliyor muyuz? Olanlar arasında bir bağ kurabiliyor muyuz? Ya da olanlar arasında bağ kuranlara paronayak damgasını vurup, işin içinden sıyrılmayı mı seçiyoruz? Düşünmüyor, sorgulamıyor, her şeyi olan biçimiyle kabulleniyor muyuz? At gözlüğüyle bakmak daha mı kolay geliyor bizlere? Eğer düşünmüyor, sorgulamıyor, at gözlüğüyle bakıyor ve kabulleniyorsak her şeyi, tam da istenilene uygun bir insan tipi olmuşuzdur…

Yarım asrı geçkin süredir; yolumuzun üstünde peydahlanıverecek ÇuKuR tehlikesiyle burun burunayız…

Orhan Veli, kız kardeşi Ferüzan Yolyapan'a "Hadi, ölmecesine Çankaya'ya yürüyelim (!) " dermiş… Yine Ankara'da yürürken, açılmış bir ÇuKuRun ölümüne neden olacağını bilmeden…

Sartre'ın "Saygılı Yosma" adlı eserini Türkçe'ye çevirmiş… Sahneleneceği için Ankara'ya gitmek zorunda kalan Orhan Veli, İstanbul'a döndüğünde pantolonunun sağ paçasını sıyırarak kız kardeşine yaralı bacağını göstermiş, "Kanalizasyon yapılıyormuş. Çukura düştüm. Orada kalsaydım, gazeteler 'Orhan Veli ÇuKuRda öldü' diye yazacaklardı." Diyerek gülmüş…

Henüz 36 yaşındaymış Orhan Veli bunları söylediğinde ve ÇuKuRa düştüğü 10 Kasım (!) tarihinden dört gün sonra, BEYİN KANAMASI sebebiyle yaşamını yitirmiş! ..

Önce "alkol zehirlenmesi" demişler ölüm nedenine… Sonra otopsi yapılmış: BEYİN KANAMASI hala anlayamamakta direnenler için tekrarlıyorum...BE-YİN KA-NA-MA-SI.

İşte, düştüğü/düşmesine neden olunduğu ÇuKuRla ölümü arasındaki bağlantı da bu noktada başlamakta…

Orhan Veli içtiğini inkar etmezdi… Ölümüne "alkol" damgasını vurarak ÇuKuRun suçsuzluğunu ispatlamaya çalışanlar oldu… Belli ki ÇuKuR suçluydu…

Şimdi önemli olan o ÇuKuRun DERİNliği…

ÇuKuRun DERİNLİĞİ

ÇuKuRun derinliğini ölçmek ve içinden çıkanların ne olduğunu görmek için, o günlerde neler olup bittiğini anlamamız gerekmekte…

Adnan Menderes, 22 Mayıs'ta mecliste okuduğu hükümet programında "millete mal olmuş" inkılapların "mahfuz" tutulacağını belirterek şöyle demiştir:
"Demokratik inkılâbımızın bugüne kadar elde edilmiş neticelerini mahfuz tutmakla kalmayıp Anayasada vatandaş hak ve hürriyetlerine ve millet iradesine dayanan istikrarlı bir devlet nizamını teminat altında bulunduracak esaslı tadiller hazırlayıp huzurunuza arz etmek kararındayız...Bununla muvazi olarak, kanunlarımızda itiyatlarımızda ve telâkkilerimizde tek parti devrinden arta kalan ne varsa tam olarak tasfiye edeceğiz. " (TBMM Tutanak Dergisi, 1950: 30)
DP hükümeti, hürriyetler doğrultusunda seçim beyannamesinde olmamasına rağmen Arapça ezan okunmasını sağlama zaruretini hissetmiştir. (Ulus Gazetesi, 1950: 1)
4 Kasım 1950'deki Bakanlar Kurulu tarafından dini eğitim sistemini değiştirilmiş ve yeni durum MEB'nın 7 Kasım 1950 tarihli ve 2949 sayılı genelgesiyle de tüm valiliklere bildirilmiştir. (AYHAN, 1999: 125) Yayınlanan bildiride Bakanlar kurulu kararı gereğince 1950-1951 ders yılından itibaren ilkokulların 4 ve 5'inci sınıflarında okutulacak din dersleri hakkında toplanan İlmi Heyet'in çalışmalarına dayanarak Bakanlar kurulu tarafından da kabul edilen ve Bakanlıkça yayınlanan genelge şu şekilde olmuştur.
1-Türk çocuklarının diğer ihtiyaçlarına olduğu gibi dini ihtiyaçlarına da cevap vermek üzere2- Bakanlıkça bastırılmış olup 1950 ders yılı kitap listesine alınmış olan ilkokul din dersleri kitapları şimdilik uygun görülmüştür.
3- Bu hususta öğretmenlere rehber olarak bir kitabın hazırlatılması kararlaştırılmıştır.
4- Çok öğretmenli ilkokullarda din derslerinin bu dersleri bilhassa okutmak isteyen öğretmenlere verilmesi, bunlar da çok olduğu takdirde içlerinden daha yaşlılarının tercih edilmesi muvafık bulunmuştur.
Genelge 20 Kasım 1950 tarihinde 2-2061 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. (MEB Tebliğler Dergisi, 1950, 116)
Memleketin içinde bulunduğu ve ÇuKuRla ilgili olduğunu düşündüren gelişmeler bunlardır… Doğaldır ki, tüm bunlar olurken, karşıt gruplarda ateşli tartışmalar olmuştur…
Celal Bayar'ın kanun tasarısında hükümetin yanında yer alması tepkilere neden olmuş zira eski milletvekillerinden Refet Ülgen (Urfa) Bayar'a yazdığı mektupta düşüncelerini şöyle ifade etmekteydi:
...Bu bir gerilemedir. Atatürk'e aziz arkadaşlık yapmış olan büyük varlık buna engel olmalı idi...Halbuki ezanın ezanın Türkçe okutturulması bir inkılaptı, Atatürk'ün yaptığı bir inkılaptı. Bunu tekrar arapçaya çevirmek, bir gerileme yeni bir irtica olmaz mı? (BCA; 1950: 2)
"YAPRAK" FİKİR SANAT GAZETESİ
15 günde bir yayınlanır… Sahibi ve yazı işlerini fiilen idare eden kişi bizzat Orhan Veli'dir…
15 Haziran 1950'de 28. sayısında başmakale "Yağmurdan Doluya" adını taşır ve el değiştiren iktidarın Atatürk ilkelerini tasfiye ederek, kendisini iktidara taşıyan zümrelerin hoşuna gideceği esaslara hizmet edeceği ana düşüncesini taşır…
"Yağmurdan Doluya", cesurca yazılmış bir makaledir… Bununla da kalınmamış, Orhan Veli hemen yanındaki sütunda "Ezan" başlıklı yazısını yayınlamıştır…
"Ezan" alaycı bir girişle başlayıp, ciddi uyarılarla devam eden bir yazıdır… Bir çok kişinin hoşuna gitmeyecek denli, suya sabuna dokunur bir nitelik taşımaktadır…
"Yaprak" gündemi bu iki yazıyla yorumlayarak, yan sütuna da Metin Eloğlu'nun "Zurnanın Zırt Dediği Yer" adlı şiirinin sonunda da,
"Ha şöyle / Düşünmeye alışın" der…
Orhan Veli, aynı sayılı "Yaprak" gazetesinin ikinci sayfasında "Ezan Üstüne" adlı yazısında şöyle diyor: "Her anlayışla birlikte suç anlayışı da çağdan çağa, ne kadar değişiyor! … Çağın bu kadar çabuk değişeceğini bilseydi Kubilay kafasını verir miydi? ... Maksat, seçimlerden önce bir avuç geri kafalı insanı avlamak için verilmiş bir sözü yerine getirmek…"

İşte bundan sonradır ki, o bir avuç insan büyüdü, büyüdü…

Şimdi durup düşünelim biraz…

Orhan Veli'nin önüne çıkan ÇuKuR, suçsuz muydu?

ÇuKuR kazılırken, içinden neler çıktı?

Kasım tarihli ölümlere (!) alkol damgası vurularak, " cezasını buldu" anlamında bu ölümler neden meşrulaştırıldı?

Bu bağlantılara dikkat edip, yorumlamaya çalışanlara neden "paronayak" teşhisi konulmakta?

ÇuKuR suçluydu…

Orhan Veli susturulmalıydı…

Düşünen değil, kafa sallayan bir topluma hükmetmek daha kolaydı…

Gözler boyanmalı, ardından herkesin kafasına bir at gözlüğü takılmalıydı…

İnsanlar hep en ince yerinden avlanmalı, eğitimde reform denilerek minicik çocukların beyinleri yıkanmalı, neferler yetiştirilmeliydi…

Yaptılar… Başardılar…

ÇuKuR kazılırken, içinden yılanlar çıyanlar çıktı… Entrikalar, sinsice planlar… Sonra devredildi kürekler bir başkasının eline, çamuru hiç kurumadı…

Düşünen, sorgulayan, yorumlayan, yazan herkes susturuldu…

Hiçbirinin kim tarafından, neden susturulduğu bulunamadı ama bilindi…

Ucu, kendi kişisel çıkarlarına dokunmayan hiçbir düşünceyi dinlemediler…

"Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik." Dedi Orhan Veli…

Işıklı bir asfalt düşünen Orhan Veli, yolun ortasına açılan ne idüğü belirsiz bir ÇuKuRun DERİNliğine gömüldü…

"Biliyorum, kolay değil yaşamak;
Ama işte
Bir ölünün hala yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil;
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak." Dedi Orhan Veli…

1- BELEDİYE NİN o ÇuKuRun KAZILMASI İÇİN VERDİGİ EMİR TUTANAGI; tekrarlıyorum; emir tutanağı,TARİHİ; EMRİ VERENLERİN TESPİTİ VE BAGLANTILARI.

2-Düştügü ÇuKuRun ENİ,BOYU,ÇAPI ve DERİNLİGİNE ait SAYISAL BİLGİLERin ve daha sonra o çukurun tekrar ne zaman ve ne şekilde kapatıldıgının araştırılması vs.

DEVAM EDECEK

Şehbir
01-23-2009, 02:11 PM
Şüpheli bir ölüm

Çukura düştüğü gece,

Orhan Veli neredeydi?

Orhan Veli, 1950'nin 10 Kasım gecesi, Ankara'da Belediye'nin açtığı bir çukura düşer. Beyin kanaması başlar ve 17 Kasım'da Orhan Veli, üç gün önce kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi'nde, saat 23.20'de gözlerini İstanbul'a kapar. Doktorlar ölümünü şüpheli görürler...

SUNAY AKIN / Popüler TARİH / Kasım 2000


Bir Cağaloğlu geleneği

Bayezid Camii'nde namazı kılınan cenazenin ardından yürüyen insanlar, Cağaloğlu'na geldiklerinde, yokuş boyunca sıralanan kitabevlerinin kepenklerini birer birer indirdiklerini görürler. Vitrinleri bir giyotin gibi kapatan çinkoların çıkardıkları sesler, bir matem melodisi gibi yokuş boyunca yankılanır.



Cenazeye asker selamı

O sırada, çarşı iznine çıkan bir asker, cenazeye gösterilen ilgi karşısında yanındakine sorar:

"Merhum ne iş yapardı abi?"..."Şairdi" yanıtı üzerine "Nee, şair mi?" diyerek heyecanını ifade eden asker, esas duruşa geçer ve önünden ağır ağır ilerleyen tabuta selam çakar! O gün, duvara asılı takvim yapraklarında '17 Kasım 1950' tarihi yazmaktadır. Tabutun içindeki de, üç gün önce kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesı'nde, saat 23.20'de gözlerini İstanbul'a, şiire ve yaşama kapayan, doktorların ölümünü şüpheli gördükleri için otopsi yaptıkları, kestikleri, biçtikleri Orhan Veli'nin narin bedenidir. Orhan Veli, Aşiyan mezarlığında, tasarımını Abidin Dino'nun yaptığı kabire defnedilir. Şiirleri gibi süslü püslü olmayan mezar taşında yalnızca, 'Orhan Veli 1914-1950' yazmaktadır. Şairin kendini anlattığı 'Ben Orhan Veli' adlı şiirinde şöyle bir dize yer alır:

'Edebiyat tarihçisi bulsun'.



Cebinden çıkan şiir

Orhan Veli'nin bulunmasını istediği, 'pek muteber' olan sevgilisinin adıdır. Ama aşk konusunda, edebiyat tarihçisine bulacak pek bir şey bırakmaz şair. Çünkü ölümünün ardından hastanenin deposuna gönderilen eşyalarının ceplerinden at yarışlarını gösteren bir program ve diş fırçasının sarıldığı kağıtta, 'Aşk Resmi Geçidi' adlı bir şiir çıkar. Söz konusu şiirde şair, sevgililerini tek tek anmaktadır...

Edebiyat tarihçisinin bulması gereken, Ankara'da, Belediye'nin açtığı çukura düştüğü ve ölümüne neden olan beyin kanamasının başladığı 10 Kasım gecesi, Orhan Veli'nin nerede olduğudur.

Dört arkadaş: Soldan sağa; Orhan Veli, Şinasi Baray, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday.

Bedri Rahmi'nin kapak deseni ile Orhan Veli'nin 1947 tarihli ikinci kitabı (sağda).

Sinasi Baray'ın lokantası

Bu sorunun yanıtını aramak üzere, Melih Cevdet Anday'ın 'Fotoğraf adlı şiirindeki iki dizeden yola koyulalım: "Dört kişi parkta çektirmişiz, / Ben, Orhan, Oktay bir de Şinasi..."

Melih Cevdet Anday'ın, Oktay Rifat ve Orhan Veli'yle birlikte andığı Şinasi Baray, Ankara Lisesi'nden arkadaşlarıdır ve de okulun tiyatro kolunun sahnelediği oyunların dekorları onun tarafından yapılmadır.

Ankara'da yaşayan Şinasi, arkadaşlarının seslenişiyle 'bir de Şinasi', anneannesinin Hacı Bayram Veli Camii'nin yakınında bulunan evinin bodrum katında 'Üç Nal' adında içkili bir lokanta açar. Bir dönem sanatçıların uğrak yeri olan lokanta, çevre düzenlemesi sırasında yıkılır.

Melek Baray, Melih Cevdet Anday'ın şiirinde üç ünlü şairle birlikte anılan 'Şinasi'nin kim olduğunu merak edip araştıran Sosyolog Okan Konuralp'e, eşini 1989'da kaybettiğini söyleyerek, lokantanın masalarında gezinen, konukların el yazılarıyla dolu şeref defterini gösterir ve şunları söyler: "Orhan, çukura düştüğü gece bizdeydi. Başka bir yere uğrayıp içki içmiş olamaz."

Ankara'da Atatürk Orman Çiftliği'ndeki tren istasyonunun bahçesinde,
soldan sağa doğru ön sırada oturanlar: Sabahattin Ali, Orhan Veli, Roji Szabo,
Rebia Şeref ve Aliye Ali. Arka sırada ise soldan sağa, Matika Szabo, Filiz, Szabo, Muvaffak Şeref.

Şiirindeki diğer ipuçları

Edebiyat tarihçileri için Orhan Veli'nin şiirinde pek çok ipucu vardır.

Hanginiz bilir benim kadar

Karpuzdan fener yapmasını

dizeleriyle başladığı 'Sakal' adlı şiirinde iddiasına şöyle devam eder:

Sedefli hançerle üstüne

Gülcemal resmi çizmesini

...

Şairin, karpuzdan fener yapma konusunda kendine olan güveninin nedeni, Beykozlu oluşudur. İstanbul'un karpuz tarlalarıyla dolu olan bu şirin kazasında 13 Nisan 1914'de doğar Orhan Veli.

Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyüboğlu (solda) ile Sait Faik'in ortasında ve Orhan Veli,

Kendi ağzından...

Orhan Veli, arkadaşı Muvaffak Sami Onat'a gönderdiği bir mektupta kendini şöyle anlatır: "1914'de doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 2 yaşında gurbete çıktım. Yedisinde mektebe başladım. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13'te Oktay Rifat'ı, 16'da Melih Cevdet'i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18'de rakıya başladım. 19'dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25'te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok âşık oldum, hiç evlenmedim. Şimdi askerim."

Orhan Veli'nin pantolon paçaları

Ölümünden 38 yıl sonra, Rumelihisarı'ndaki parka heykeli dikilir Orhan Veli'nin. Heykelin yapılış aşamasında, Melih Cevdet Anday aranılır ve arkadaşının oturup kalkışını içeren sorular sorulur. Anday, Orhan Veli'nin otururken bacak bacak üstüne attığını söylese de, heykelin bu oturuş şekliyle hiçbir ilgisi yoktur. Melih Cevdet Anday'ın sözlerini doğrulayan fotoğraflardan biri, Sabahattin Ali'nin anlatıldığı, 1995'te yayımlanan 'Filiz Hiç Üzülmesin' adlı kitabın sayfalarındadır. Bu fotoğrafta, Sabahattin Ali'nin yanında oturan Orhan Veli'nin, bacak bacak üstüne attığı görülür. Bir diğer fotoğraf ise, Mina Urgan'ın 1998'den itibaren satış listesinde dev adımlar atan 'Bir Dinozorun Anıları' adlı kitabında yer alır. Urgan'ın, Küllük Kahvesi'nde çektirdiği fotoğraftaki Orhan Veli'nin pozu, Melih Cevdet Anday'ı doğrular. Heykelde, şairin oturuşu gibi giydiği, daha doğrusu kendisine giydirilen pantolon da tartışmaya açıktır. Şık giyinmeyi seven Orhan Veli, parasız kalınca elbiselerini eskiciye satardı. Bu konuda unutamadığı bir anısı vardır Melih Cevdet Anday'ın: "Sattığı yer hep aynı eskici olurdu. Hergele Meydanı'ndaki bir eskici. Tatlı bir anım var, onu anlatıvereyim, bu giysilerin pantolon paçaları dardı elbet, Orhan'ın beğenisine uygun olarak. Bir gün, gene bir giysisini götürdüğünde, eskici: 'Beyim, bir dahaki sefer paçaları bol tut, çünkü satılmıyor dar paçalı olduğu için' demişti." Orhan Veli'nin pantolon paçalarının kısa oluşunun nedeni babasıdır! Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nda şeflik yapan Mehmet Veli Bey, hiç hoşlanmazmış pantolon paçalarının ayakkabıya kadar sarkmasından. Hatta, şairin Ankara Lisesi'nden arkadaşı Oktay Rifat, bir kompozisyon dersinde kaleme aldığı yazıda, sözünü ettiğimiz paça sorununu ele almış ve Orhan Veli'nin evden çıkarken pantolon paçalarını epey yukarıya çektiğini yazmıştır. Heykele baktığımızda, pantolon paçalarının uzun olduğunu görürüz!.

Hangi Londra konferansı?

İstanbul'un, tarihin akışı içinde değişen dokusunu Orhan Veli'nin şiirlerinde görebiliriz. Galata Köprüsü, altından geçmek için bacasını kıran çatana, mavnalar, bayram yerlerinde kurulan kayık salıncak, Rejı'ye giden işçi kızlar, sucuların çıngırakları gibi pek çok motif karşılar bizi Orhan Veli şiirinde... Ama onun 'Cımbızlı Şiir'inin tarihçiler açısından apayrı bir önemi vardır:

Ne atom bombası,

Ne Londra Konferansı;

Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umurunda mı dünya!


Bu şiir, Orhan Veli'nin 1947'de yayımlanan 'Yenisi' adlı dördüncü şiir kitabında yer alır. Dünyanın gidişiyle ilgilenmeyen kadınları taşlayan şiirde adı geçen 'Londra Konferansı', şiirin yazıldığı günlerde henüz yapılmamıştır. Şiirin, İkinci Dünya Savaşı'nı sona erdiren atom bombasını ve sonrasını içerdiğini göz önüne alacak olursak, Londra Konferansı'nın 1948 yılının Şubat ayında gerçekleşen toplantı olduğunu söyleyebiliriz. SSCB'nin katılmadığı bu toplantıda, İngiltere, ABD ve Fransa, Batı Almanya'daki işgal bölgelerinin statüsünü belirleyerek, federal bir devletin ve Ruhr havzasında uluslararası bir denetimin kurulmasına karar verirler.


Ve Orhan Veli'nin sünneti

Londra Konferansı'nın 1921 yılının Şubat ve Mart aylarında yapılan, Batılı devletlerin zorlamasıyla İstanbul ve Ankara hükümetlerini aynı masaya oturtan toplantı olduğunu düşünemeyiz. Ankara'yı temsil eden Bekir Sami Bey'in 'Misaki Milli' andına aykırı davrandığı için görevden alınmasıyla sonuçlanan toplantının atom bombasından çok önce düzenlenmesi bir yana, Orhan Veli o yıl henüz yedi yaşındadır. Bu konferansın tartışmalarının sürdüğü 1921 yılında Orhan Veli, Halife Abdülmecit'in Yıldız Sarayı'nda düzenlediği düğünde sünnet edilen çocuklar arasındadır!..



http://img217.imageshack.us/img217/953/orhanveli01arkadalarmf0.jpg (http://imageshack.us)


http://i40.tinypic.com/2ijn2v.jpg


http://img523.imageshack.us/img523/3971/orhanveli03ankadage4.jpg (http://imageshack.us)


http://i39.tinypic.com/1z73cea.jpg


http://img217.imageshack.us/img217/4434/orhanveli06sfaikta9.jpg (http://imageshack.us)


http://i39.tinypic.com/f03huq.jpg


http://i41.tinypic.com/2nu1sow.jpg

Şehbir
01-24-2009, 12:45 AM
HALİL AĞA


Atatürk ve Nuri Conker,Florya Köşkü'nün tüm nöbetçilerini atlattılar ve köşkten kaçtılar. Altlarında, Nuri Conker'in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece'ye doğru gidiyorlardı.

Birden Atatürk'ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanının sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.

Atatürk şoföre durmasını söyledi.

İndiler. Köylüye seslendi:

"Kolay gelsin Ağa!.."

Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:

"Kolay gelsin"

"İşler nasıl Ağa? Bu yıl mahsulden yüzünüz güldü mü?" Köylü isteksiz konuştu:

"Tanrı'nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsul. Kabahatin açığı bizde, açığı yukarda! Biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi."

"Bakıyorum, sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?"

"Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar."

"Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı? Olmaz böyle şey! Muhtara şikayet etseydin..."

Köylü güldü:

"Muhtar başında deel miydi memurun, a bey?"

Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu:

"Kaymakama gitseydin."

Köylü iyice güldü.

"Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?" dedi.

Atatürk konuşmayı sürdürdü.

"E peki, İstanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini... Onun işi bu değil mi?"

Köylü Atatürk'ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. Konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz. Kestirip attı:

"Bırak şu sağarı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük. Yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?"

Atatürk sordu:

"Adın ne senin Ağa?"

"Halil... Köylük yerde sorsan, Halil Ağa derler..."

"Demek varlıklısın?.. Ağa dediklerine göre."

"Acık çiftimiz- çubuğumuz varken adımız ağa'ya çıkmış."

"Peki Halil Ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. Benim bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. Sen aldılar diyorsun. Hadi kaymakam şöyle, vali öyle diyelim; e peki bir başvekil İsmet Paşa var bilir misin?"

"Bilmez olur muyum, beyim?"

"Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul'a geliyor. Florya Köşkü'ne iniyor. Köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona... Herhalde çaresini bulurdu."

"Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun. Ama bak şimci, tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar ya...Tutalım ki kodular, koskoca İsmet Paşa'mızı göstertmezler ya. Tut ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağarın sağarı! Heç işitmez beni..."

Nuri Conker, lafa karışmak istedi, Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.

"E peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın!" dedi

"Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!.."

Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu.

"Sen ne diyorsun bey?" dedi.

"Mustafa Kemal Paşa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için Peygamber gücü gerek... Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten, işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?.."

Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken, Atatürk'ten yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor, çiftinin başına gitmeye hazırlanıyordu. Konuşacak bir şey de kalmamıştı. Atatürk köylünün omuzuna elini koyarak, "Senden hoşlandım Halil Ağa" dedi.

"Bir gün köyüne de gelir, bir ayranını içerim. Açık yürekli bir vatandaşsın. Ama yine de sana söylüyorum, hakkını kimsede bırakma ara!.."

Döndüler, arabaya bindiler. Halil Ağa, onları uğurladı.

"Meraklanma beyim, evelallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez. Fakat bu, Devlet Baba'ya borçtur. Ödenmesi gerek... Otomobil hareket etti. Atatürk'ün canı sıkılmıştı.

"Bir uygun yerden dönelim, tadı kaçtı bu işin!.." dedi. Dönüş yolunda Atatürk konuşmuyor, sigara üstüne sigara yakıyordu. Yüzünde ince bir keder vardı.

"Yahu çocuk, şu Halil Ağa'nın vergi borcundan öküzünü satmışız, merkeple çift sürüyor, hala da 'Devlet Baba' diyor. Ne mübarek millet, bu millet!.."

Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:

"Şimdi" dedi: "İstanbul'da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!..

Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. Ayrıca Vali Muhittin Üstündağ ile İsmet Paşa'yı bul, onlara da haber ver." Yaver odadan çıktı. Atatürk, Nuri Conker'e döndü:

"Şimdi sen de arabayla çıkıp o Halil Ağa'ya gideceksin. Ona benim kim olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin. 'Seni sevdi, sana öküz alıverecek' diye bir şeyler söyle, kandır. Kuşkulandırmadan al getir buraya."

O akşam Atatürk'ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar, milletvekilleri ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ'dan oluşan yirmi beş konuk vardı. Atatürk, "Bu akşam soframıza efendimiz gelecek" dedi. "Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum."

Bir süre sonra içeri başyaver girdi ve Atatürk'ün kulağına bir şeyler söyledi.

Atatürk "Buyursun!" dedi.

Başyaver kapıyı açıp da Halil Ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın başında oturduğunu, yanı başında da İsmet Paşa'nın yer aldığını görünce, şaşkınlıktan dona kaldı. Dizlerinin bağı çözülmüştü. Atatürk onu görünce ayağa kalktı. Arkasından tüm konukları da ayağa kalktılar. Atatürk son konuğunu, "Hoş geldin Halil Ağa" diye karşıladıktan sonra kendisini sofradaki konuklarına tanıttı:

"İşte beklediğimiz, Efendimiz" dedi.

Nuri Conker, Halil Ağa'yı Atatürk'ün sağ başına oturttu, kendisi de yanındaki sandalyeye geçti. Atatürk, sofradakilere, o gün köşkten Conker'le birlikte nasıl kaçtığını, Halil Ağa'yı, bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift sürerken nasıl gördüğünü, sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu ayrıntılı bir şekilde anlattıktan sonra şöyle dedi:

"Şimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız. Ben sorduklarımı baştan soracağım Halil Ağa da orada bana söylediklerini olduğu gibi tekrarlayacak."

Halil Ağa'ya döndü:

"Bak beri, Halil Ağa" dedi. "Sen bu akşam benim baş misafirimsin. Senin açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. Konuşmamızdan sonra sana hiçbir zarar gelmeyecek. Öküzünü de alacağım. Ama şimdi ben tarlada sorduklarımı baştan soracağım, sen de orada söylediklerini aynen tekrarlayacaksın. İşte soruyorum:

'Bakıyorum sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?" Halil Ağa dudakları titreyerek Atatürk'ün ayağına kapanacak oldu. Atatürk önledi:

"Yoo, bak böyle şey istemem. Soruyorum cevap ver."

Soru - cevap valiye kadar aynen tekrarlandı. Sofradakiler, soluk almadan konuşmayı izliyorlardı. Ürkütücü sorulara gelmişti sıra. Atatürk sordu:

"Peki İstanbul şuracıkta, gideydin valiye, anlataydın derdini, onun işi bu değil mi?"

Vali Muhittin Üstündağ, Hali Ağa'nın ancak iki metre ötesinden kendisine bakıyordu. Nasıl desin? Ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın yoluna kaçtı:

"Vali paşamızı biz görüp dururuz buralarda. Eteğine düşsek derdimizi duyurabilir miyiz ki..."

"Olmadı bu, Halil Ağa... Bana dediğin gibi, dosdoğru..."

"Böyle demedik mi beyim?.."

"Ya, ben mi yanlış anladım?.. Dur soralım bakalım Nuri'ye. Nuri,böyle mi dedi bize Halil Ağa?"

Nuri Conker karşılık verdi. "Hayır Paşam!.."

"Gördün mü?.. Demek aklında yanlış kalmış. Hani bir şey dediydin sen, vali neden duymazmış?.. Aynen bana söylediğin gibi söyle."

Halil Ağa kekeleyerek konuştu:

"Köylük yerinde bizim dilimiz sağar demeye alışmıştır, paşam" dedi. "Kusura kalma gayri..."

Atatürk gülmeye başladı:

"Diplomatsın ki, yaman diplomatsın, Halil Ağa... Ama şimdi diplomatlık sırası değil, doğruyu konuşacağız... Söyle bana, orada dediğin gibi..."

Halil Ağa gözünü yumup, başını yere eğdi:

"Şaşırmışım, ağzımdan yanlışlıkla 'Bırak bu sağarı' diye bir laf kaçırmışım..."

Sofrada gülüşmeler başlamıştı.

"Hadi buna da oldu diyelim. Geçelim gerisine:

Şehbir
01-24-2009, 12:47 AM
"E, peki bir Başvekil İsmet Paşa var, bilir misin?"

Halil Ağa İsmet Paşa'nın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi:

"Şanlı İsmet Paşamız bilinmez olur mu hiç? O bugüne bugün..."

Atatürk Halil Ağa'yı durdurdu.

"Bırak şimdi övgüleri" dedi. "Ben lafın gerisini getireyim: Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul'a geliyor, Florya Köşkü'ne iniyor, köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona. Herhalde bir çaresini bulurdu."

Halil Ağa yine kaçamak yanıt verdi:

"Kapıya koymazlar ya bizi, koysalar da şanlı paşamıza öküzümüzü mü yanacağız!.."

Atatürk'ün sesi iyice sertleşti:

"Beni uğraştırma, Halil Ağa" dedi. "Erkek adam sözünü yalamaz. Ne dediysen, tıpkısını tekrarlayacaksın!.."

Halil Ağa ürktü, toparlandı. Başını yine yere gömüp konuştu:

"Şanlı Paşamıza da sağar dedikti ya..."

"Yalnız sağar değil, 'sağarın sağarı' değil miydi?"

Halil Ağa yere eğik başını acıyla salladı:

"Öyle dedikti paşam, doğrusun!.." diyebildi.

Atatürk, İsmet Paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi, sözü kendine getirdi.

"Son soruyu sorayım şimdi" dedi. "Bunun da karşılığını ver, öküzünü al git."

"Koca yaz şuracıkta Atatürk oturmuyor mu? Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya?"

"Hiç bırakır mı Aslan Paşam benim!.. Erip erişir de tarlama dek gelir, halimi dinler."

"Bırak bunları Halil Ağa, dediğini tekrarla." Halil Ağa birden diklendi.

Her şeyi göze almış insanların yiğitliği içinde doğruldu. Atatürk'ün gözlerinin içlerine bakarak konuştu.

"İşte bunu demem Paşam" dedi. "Ağzıma ataş doldur, işte bunu demem!"

Atatürk gülmeye başladı:

"Zorlatacak bizi bu Halil Ağa, laf anlamıyor." dedi. "Mustafa Kemal Paşa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için, Peygamber gücü gerek demiştin, yanılmıyorsam. 'Görsem de, işinden gücünden, yiyip içmekten başını kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seğirtecek' demiştin." Halil Ağa'nın gözlerinden yaşlar inmeye başladı. Taş kesilmiş, duruyordu. Atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü:

"'Atatürk de işi içkiye vurmuş, sarhoşun biri' demeye getirdin ya fazla üstelemeyeyim" dedi.

"Şimdi bak beni dinle, Halil Ağa... Seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu anlatmak içindi: Şu gördüğün altı bay hükümet... Yani, biri Başbakan, ötekiler de Bakan! Memlekete göz kulak olacak, işleri evirip çevirecekler diye bu makama getirilmişler. Bir kanun gerekti mi, bu baylar hemen sıvanırlar, İsviçre'den mi olur, İtalya'dan mı olur, Fransa'dan mı, velhasıl neredense, bir kanun buluştururlar, Türkçe'ye çevirtirler, sonra basıp imzayı gönderirler Büyük Millet Meclisi'ne... Bu Millet Meclisi dediğim, şu altı baştan senin yanına kadar olan beyler. Kanun bunlara gelir. Bunlar da 'hükümet elbette incelemiş, gerekeni düşünmüştür, benim ayrıca zorlanmama gerek yok' derler ve kaldırırlar parmaklarını, olur sana bir kanun!.. Ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi borcundan Halil Ağa'nın öküzünü çeker, satar... Halil Ağa da tarlasını bir yanda merkep, bir yanda öküz, ırgalana ırgalana sürmeye çalışır. Ama üretim düşermiş, ekim zorlaşırmış, kimin umurunda... Sonra ben bunları görürüm, içim kan ağlar, işitirim, tasalanırım! E, hakça söyle bakalım şimdi Halil Ağa... Sen benim yerimde olsan, efkar dağıtmak için, bunları bu beylerle konuşmak için içmez misin? Ama sonra da Halil Ağa tutar, sana 'sarhoş' der..."

Halil Ağa'nın dili çözülmüştü:

"Öyle diyen yok haşa!.. Dinden çıkmak gibidir... Buldun mu bunu, hacısı da içer, hocası da içer..."

Atatürk sordu:

"Peki sen de içer misin?"

"Hiç bulunur da içilmez olur mu, Paşam?.. İçeriz ki, tıpkı şerbet gibi!.."

Atatürk hizmet edenlere işaret etti, kadehleri doldurttu. Kendi kadehini Halil Ağa'ya uzattı:

"Hadi bakalım Halil Ağa" dedi. "Sağlığına içelim."

Halil Ağa, "Koca Allah, benim ömrümden de sana pay düşürsün Paşam, sağlık düşürsün" dedikten sonra Halil Ağa, edeple başını kenara çevirdi, eline verilen kadehi bir yudumda boşaltıverdi. Yüzü kızarmış, gözleri parlıyordu. Ellerini dizlerinin üzerine koyarak Atatürk'e döndü:

"Yunan'ı denize döktün Paşam, bayrağımızı başucumuza diktin. Benim gibi bir köylü parçasını sofrana alıp içirdin, sana duaya bilem dilim dönmez ki... Nideyim ben şimdi? Bırak ki oh paşam, ayağını öpem..."

Halil Ağa Atatürk'ün ayağını öpmek için davranınca, Atatürk onu sıkıca tuttu ve bu hareketi yapmasını önledi. Halil Ağa bu kez, Atatürk'ün ellerine sarıldı, ellerini öpmeye başladı: "Bayrağımız gibi sen de başımızdan eksik olma inşallah! Sana her kim düşman ise, onun yeri senin ayağının altı olsun!.. Gayri bana izin, koca Paşam!.."

"Yemek yemedin!.."

"Yemek kolay... Meraklanır çocuklar, ben köyüme döneyim."

Atatürk Nuri Conker'e işaret etti.

Conker kalkıp Halil Ağa'nın yanına geldi, kalktı Halil Ağa, önce Atatürk'ü, sonra sofradakileri selamlayıp kapıya doğru edeple geri geri çekildi. Kapı kapandığı zaman Atatürk sofradaki öteki konuklarına döndü:

"Efendimizin halini gördünüz mü beyler?" dedi. "Devlet size böyle davransa, siz ne yaparsınız? Mübarek millet bu, adam millet bu... Şimdi bu adam milletin karşısında 'adam olmak,' bize düşüyor!.."

Sofrada kesin bir sessizlik vardı. Kimse gözlerini Atatürk'ten
ayıramıyordu:

"Halil Ağa'nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık ya da bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağa'nın öküzünü satıyor. İkisi de bence birbirinden farksız... Böyle bir kanun yaptıksa, memleket çıkarlarına aykırıdır. Nasıl yaparız, nasıl yapmışız bunu? Eğer yaptığımız kanun doğru da, yorumlaması yanlış oluyorsa, o zaman sormak lazım. Hükümet nasıl bir yönetim içindedir? Sonra unutmayın ki, olay İstanbul'da geçiyor. Bunun Van'ı var, Bitlis'i var, kıyı bucak ilçesi var; acaba oralarda neler oluyor? Bu çark iyi dönmüyor beyefendiler!.."

Derleyen: Hanri Benazus - Bütün Dünya

Kaynak: İsmet Bozdağ'ın "Atatürk'ün Sofrası" kitabı.

Hasan Rıza Soyak, Behçet Kemal Çağlar ve Kasım Gülek'in anıları


http://i40.tinypic.com/2yplstz.jpg

Şehbir
01-24-2009, 04:12 AM
Her bölgenin kendine has manileri olduğu gibi ülkemizde bilinen belli başlı manilerde vardır...

maniler hemen her konuda yazılabilen genellikle dörtlük dizelerden oluşmuş genelde eğlenceli kimi zaman manidar türk halk edebiyetında yerini almış ama unutulmaya yüz tutmuş bir tür şiirdir.
Tekirdağ manileri:

Ak üzüm asmasıyım
Fabrika basmasıyım
Bana doktor ne lazım
Ben sevda hastasıyım

Aklı giydim olmadı
Beyaz giydim solmadı
İki senedir bekledim
Yârim benim olmadı


Annem entari almış
Siyah dalları varmış
Keşke sevmez olsaydım
Onun da yâri varmış


Ay doğar ayazlanır
Gün doğar beyazlanır
Temrez'in kızları
Çok zaman nazlanır

Bahçeler bağlar oldu
Gözlerim ağlar oldu
Yaralı geyik gibi
Meskenim dağlar oldu


Başörtümün gülleri
Sarı olsun solmasın
Muratlı'nın kızlarını
Beğenmeyen almasın.

Dağda orman olur mu?
Aşkta ferman olur mu ?
Yandım yandım kül oldum
Küle derman olur mu ?

Denizin ortasında
Mum yanar sofrasında
Benim bir yarim var
Tekirdağ ortasında

Elinde yeleceğim
Gelmedi göreceğim
Sevdadan deli oldum
Aşkından öleceğim

Entarim yeşil bezden
Ateşin yeğdir közden
Ben senden ayrıldı
Olmuşum iki gözden


Rize Manileri:

Emine'yi verdiler
Bu köyün alcağina
El uzatsam yeterum
Evinun saçağina

Kuş uşti yavri kaldi
Gokyuzi mavi kaldi
Anahtar yar koynina
Gonlum kilitli kaldi

Oy dereler oy taşlar
Akar gözümden yaşlar
Kuruttun beni yavrim
Nasil kurur ağaçlar

İneceğum dereye
Kuma sarilacağum
Ettum kendi kendume
Kime darulacağum

Çimenlu çaruklarum
Çimenleri çiğnarum
Ya sorun çimenlere
Geçti mi burdan yarum

Atma beni yabana
Bende bu dereliyim
Al koy beni koynuna
Sormaki nereliyim

Dumanim yayilamam
Ben senden ayrilamam
Ben senden ayrilursam
Halim yamandur yaman

İnelum derelerin
Kumini taşiyalim
Evlenmekten iyidür
Sevdali yaşiyalum


Kırşehir Manileri

Kılıçözü zemzem akar
Bahçeler gül kokar
Kırşehir'den başkasına
Aklı olan nasıl bakar.

Atlayıp geçti eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Haneye neşe geldi
Bu kız evin yakışığı

Oğlan işlik giyinmiş
Giyinmiş de soyunmuş
Anasına varmışta
Öptüm diye övünmüş

Karanfil kurutmadım
Yar seni unutmadım
Hatırın saydım da
Üstüne yar tutmadım

Elimi yuduğum pınar
Sırtımı verdiğim duvar
Sevdiğim oğlanı yitirdim
Gece gündüz içim yanar

Bahçelerin cücüğü
Severler küçüğü
Pek mi başın büyüdü
Gel gavurun çocuğu

Aslanım herk ediyor
Hergini terk ediyor
Hergin başını yesin
Aslanım elden gidiyor

Çayda çanak kırılmış
Kız oğlana vurulmuş
Oğlan almam dedikçe
Kız boynuna sarılmış

Coştum coştum duruldum
Kız peşinden yoruldum
Gayri senden vazgeçtim
Ben ablana vuruldum

Kayseri Manileri

Erciyes'ten yel eser
Buzu soluğum keser
Babam da zalim çıktı
Her gün bir dünür küser

Erciyes'te duman var
Pastırmada çaman var
Hapsetmeyin evlere
Kızlarda da bir can var

Erciyes'ten su içtim
Türkmen'inden kız seçtim
İstedim vermediler
Ordan gurbete göçtüm

Dağlar duman içinde
Sözüm harman içinde
Ben bir adam yitirdim
Kayseri'nin içinde

Tekir'de açar güller
Güller bülbülün ister
Kemâle erdim ana
Beni şu oğlana ver

Çizmem sarı sahtiyan
Ağlar halimi duyan
Aşkınla verem oldum
Sen de Erciyes'te yan

Gözlerin mavi mine
Vuruldum perçemine
Aşkın beni çevirdi
Aslı'nın Kerem'ine

Eni kenar bitmiyor
Çividisi yetmiyor
Şu halılar çıkalı
Kızlar gelin gitmiyor

Halı dokurum halı
Bitmiyor gavur malı
Şu halılar çıkalı
Kızların benzi sarı

Vur tarağı inlesin
Alem seni dinlesin
Halının direzine
Koy başını serinlesin


Amasya Manileri

Duvarda makas asulu
Elbiseler kesülü
Bana mani sorarsan
Kirli çuval basulu

Çay aşağu giderim
Topal koyun güderim
Eğer anam vermezse
Bohçamı alur giderim

Mavi boyarlar m'ola
Sevsem duyarlar m'ola
İkimizde bir boyda
Nikah gıyarlar m'ola

Harmanlarda ot bitti
Goyun yayulsun diye
Hatıp kekül sallamış
Muhtar bayulsun diye

Üzüm goydum sepete
Yar oturur tepede
Ben bir yeni yar sevdum
Şan olsun memlekete

Altınım var boynumda
İki ellerim goynumda
Ela gözlü sevduğum
Gece gündüz yanımda

Altını bozdurayım
Sıraya dizdireyim
Elma armut değülsün
Cebimde gezdireyim

Yaylanın çimenini
Hep toplamış geyikler
Sevdalunun işine
Ne garuşur böyükler

Yayladan mı geliyon?
Sırtındaki yayuk mu?
Ben sağa ayakkabı verdüm
Ayağundaki çaruk mu?

Ambar altunda cecük
Bacakları küçücük
Benüm sevduğum oğlan
Dünyalarda biricük

Bir dalda iki elma,
Biri al birin alma,
Alnına yazılmışım,
İsder al isder alma,

Kavah senden uzun yoh,
Dallarında üzüm yoh,
Seni sevdim seveli,
Başgasında gozüm yoh.

Halayda gördüm seni,
Boyundan bildim seni,
Bir gulünü gohlamadan,
Ellere vermem seni.

Elekler eler geçer,
Kalbimi deler geçer
Yaşım kuçükdür ama,
Ahlımdan neler geçer.

Şehbir
01-24-2009, 08:49 AM
ATATÜRK DENİZİNDEN BİRKAÇ DAMLA......


Falih Rıfkı Atay "Çankaya" adlı eserinde anlatıyor;

"Sözlü, oyunlu ve kadınlı toplantılardan biri idi.O gece bazı aşırıca sahneler geçti.Gülüşe oynaşa sabahladık.Atatürk benimle birkaç kişiyi sona bıraktı.Gece üstüne bir hayli dedikodu yaptık.Çıkıp gideceğimiz sırada kendisine dedim ki:
-Şimdiye kadar sizin için yalnız yabancılar yazdılar.Biz yanınızdayız.Sizi onlardan daha iyi tanıyoruz.Müsaade eder misiniz, Yakup Kadri ile ben hayatınız ve eseriniz hakkında bir kitap hazırlasak?
Ferah ve uyanık bir bakışla beni süzdü:
-Dün geceyi yazacak mısınız?
-Canım efendim, bu kadar hususiyetlerinize girmeye ne lüzum var?
-Ama bunlar yazılmazsa ben anlaşılmam ki...Siz de başkalarının yazdıklarını tekrarlamış olursunuz."

Niyazi A. Banoğlu'nun "Nükte ve Fıkralarla Atatürk" kitabından,
Şükrü Kaya'nın bir anısı;
"1925'te bir yaz günüydü.İzmir'de Kordonboyu'nda, Atatürk'e tahsis edilen evin mermer sofasında büyücek bir sofra etrafında toplanmıştık.İçiliyor ve konuşuluyordu.Kordon üzerindeki kapılar ve pencereler açıktı.Halk üstüste yığılmış içeriyi ve bizi seyrediyordu.
Başyaver Binbaşı Rusuhi kalktı pencereleri ve kapıyı kapattırdı.Gazi Mustafa Kemal, niçin kapatıldığını sordu.
-Halk bakıyor da onun için dediler.
Gazi, kapıların ve pencerelerin kanatlarını açtırdı ve sofrayı kapıya yaklaştırdı.Kadehini birkaç defa kaldırdı.Halkın şerefine içti.Dışarda bir alkış tufanıdır koptu.Vakit ilerledikçe halk dağılmaya başladı.Nihayet kimse kalmadı.Paşa:
-Rusuhi Bey,dedi.Haydi şimdi davet edelim bakalım kimse gelir mi? Halkın seyrinden, merakından değil, alakasızlığından, küskünlüğünden korkmalı.Şimdi onlara Mustafa Kemal
içiyor, sarhoşun biridir derlerse, evet, biz onu gördük, başka neyi, ne günahı var, bize onu söyleyin derler ve beni müdafaa ederler..... demişti.
Atatürk'ün şahsı, işleri ve hayatı gibi sofrası da kimsenin müdafaasına ve himayesine muhtaç değildir.Onun hayatı bütün kusurlarıyla meydandaydı, gizli ve gizlenecek bir tarafı yoktu."


Hasan Rıza Soyak "Atatürk'ten Hatıralar" kitabında anlatıyor;
"Atatürk, Halil ve Sırrı Bey'den aldığı mektuplardan bahsederek söze başladı.Bu bağımsız mebusların Meclis'teki faaliyetlerinin çok faydalı olduğunu söyledi.Sonunda kendilerinin tekrar bağımsız mebus seçilmelerine yardım etmenin muvafık olacağı mütalaasını ileri sürdü.
Recep Bey bu sözlerden pek sinirlenmişti; kendini tutamadı, hiddetle atıldı,
-Halil bey için diyeceğim yoktur.Fakat Sırrı Bey geçen devre zarfında, çok şiddetli tenkitlerde bulundu, adeta muhalefet yaptı.Birçok işlerde bizi güç durumlara düşürdü.Onun tekrar meclise girmesi katiyen doğru olmaz, dedi.
İsmet İnönü'ye gelince, o pek az, bazen bir iki kelime ile söze karışıyordu ama Recep Bey'in her cümlesini başıyla onaylıyordu.
Atatürk'ün kaşları çatılmış, dudakları büzülerek titremeye başlamıştı; asabileşiyordu, bununla
beraber sonuna kadar sabırla dinledi ve ancak o sustuktan sonra konuşmaya başladı;sesinde
ve tavrında açık bir kırgınlık, daha doğrusu bir üzüntü vardı.
-Elbette konuşacaklar, elbette tenkit edecekler, dedi.
Biz bu arkadaşların Meclis'e girmelerini neden teşvik ettik ve hazırladık, Recep?...
Bir oyun olsun diye mi?Hayır efendim; bilakis biz onları gayet ciddi bir düşünceyle,işlerimiz hakkındaki fikir ve kanaatlerini açıkça söylesinler, yaptıklarımızı tenkit etsinler, yani yeri boş kalan muhalefetin, bir dereceye kadar olsun, vazifesini görsünler diye Meclis'e getirdik, öyle değil mi? O halde niçin sinirleniyorsunuz, neden şikayet ediyorsunuz?Yoksa kendinizden emin değil misiniz, icraatınızda müdafaa edemeyeceğiniz noktalar mı var?
Şunu açıkça söyleyeyim ki, benim katiyen böyle bir endişem yoktur, bütün yaptıklarımı her zaman,her yerde müdafaa edebilirim, dedi"

Niyazi A.Banoğlu'nun "Nükte ve Fıkralarla Atatürk" adlı kitabından
Sadi Borak'ın naklettiği bir anı;
"Genç bir öğretmen(Sabahattin Ali), bir akrabasının İzmir suikastinde mahkum edilmiş olmasının hıncıyla, Atatürk hakkında çok ağır ve hakaretlerle dolu bir şiir kaleme almış ve yargılanarak ceza almıştı.Aftan yararlanarak çıktıktan son yeniden kadroya girmek için dört bir yana başvuruyordu.Bir gün Bakan'ın(Hikmet Bayur) yanına gitti. Ehliyetli de bir gençti.Bakan,
-Oğlum,dedi, hakkınızda hiçbir şey yapamayız.
-Niçin yapamazsınız?
-Oğlum suçun doğrudan doğruya Atatürk'ün şahsına ait.Biz karar veremeyiz.
-Öyleyse ben Atatürk'ün karşısına çıkacağım.
-Hele biraz bekle.Pek inatçı imişsin.Bana bir hafta sonra yine gel.
Bakan bir akşam sofrada Atatürk'e meseleyi açtı.
-Hani efendim hakkınızda ağır bir hiciv yazan bir öğretmen vardı....
-Evet...
-Af kanunundan faydalanarak yeniden öğretmen olmak istiyor.
-Öğretmen yapılmasında bir kanun engeli var mıdır?
-Hayır, efendim.
-O halde niçin bana soruyorsunuz?
-İşlediği suç sizin hakkınızda.
-Aşk olsun sana..Şahsi dargınlığım için kanun emirlerini yerine getirmenizden hoşlanmayacak kadar beni egoist mi sanıyorsun?Kendisini hemen ilk açılacak yere tayin ediniz."

Gökhan Akçura'nın "Aile Boyu Sinema" kitabında Jale Hanım anlatıyor;
"1932 yılında İngiliz yapımı "Çanakkale Geçilmez" filminin Opera'daki galasına Atatürk 60 kişi civarındaki maiyetiyle gelmişti.Sinemadaki halk büyük halaskarı görünce ayağa kalkarak dakikalarca alkışladı.Filmin sonunda da caddeye kadar uğurladılar.
Atatürk locasına girdi.Baktı ki diğer localarda iskemle var.Kendi koltuğunu da kaldırttı.Film seyredildi, antrakt oldu.Babam da salona giriş kapısının yanında duruyor.Işıklar yanınca ,Atatürk onu gördü.Selanik'den tanıdığı için," Mehmet Rauf senin ne işin var?"dedi.Babam da,"Paşam Sinema benim" diye karşılık verdi."Sen bugüne kadar niçin gelip beni görmedin" diye sitem ettikten sonra babamı tebrik etti.
Daha sonraki günler, kaç yer tutulmuşsa parasını yollamış,bizimkiler almamış,"O bizim şeref
misafirimiz" demişler.Ertesi gün yine yaveri gelip,"Paşa , burası bir ticarethanedir,bu parayı alacaklar" demiş."

Prof.Yurdakul Yurdakul'un "Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar" kitabından,
Hafız Yaşar anlatıyor;
Atatürk her yıl Çanakkale'de şehitlerimiz için mevlid okuttururlardı.1932 yılında okunacak mevlidin Şehit Mehmet Çavuş Abidesi önünde ve İstanbul'un en meşhur hafızlarının iştirakiyle, görkemli bir şekilde yapılmasını emretmişlerdi.Bu durumu İstanbul Müftüsüne de telefonla ayrıca bildirmişlerdi.Mevlitten bir gün önce Hafız Kemal, Sadettin Kaynak, Hafız Burhan başta olmak üzere bir çok ünlü hafız, gazeteci ve fotoğrafçı Atatürk'ün seyahatlerinde kullandığı Gülcemal vapuruna gittik ve akşamm üzeri hareket ettik.Gece yatsıdan sonra vapurda iki hatim ve bir mevlid okundu.Sabah Gelibolu'da büyük bir kalabalık bizi karşıladı.
Karayoluyla Abidenin önüne geldik.Mevlid ve dualar okunurken birden hava bozdu ve bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı.Ben okumaya hiç kestirmeden devam ettim.
Sonunda İstanbul Müftüsü Hafız Fehmi Efendi dua ile mevlidi bağladı.İstanbul'a döndük.
Ertesi akşam Dolmabahçe'de Ata'nın huzuruna çıkıp etraflıca anlattım.Ayağa kalktı ve heyecanla masaya vura vura,
-Aferin hafızım, aferin sana.Din ve vazife ciddiyetini herkese göstermişsin, yağmurda bile görevine devam etmişsin.Aferin sana, aferin sana...diye benii defalarca tebrik etmişlerdi"

Muhafız Alayı Komutanı İsmail Hakkı Tekçe ve Halil Nuri Yurdakul anlatıyor;
"Tekke ve zaviyeler 1925 yılında kapatılmıştı.Buna karşın Atatürk, 1931 yılında gittiğimiz Konya'da Mevlevi ayinlerini görmek istedikleri için Mevlevilerin ayin davetlerini kabul etmiş ve oraya giderek bütün ayinleri dikkat ve hayranlıkla seyretmişlerdi.
Ayinlerin sonunda bir Mevlevi, sütunlardan birine yaslanarak davudi sesiyle çok güzel bir semai okudu.Bu çok gür ve davudi ses, ortamın loş ve mistikliği içerisinde hepimizi çok etkilemişti.Atatürk de salonda akisler yapan bu mistik semaiden çok etkilenip duygulanmışlardı.Ayinler bitipsalondan ayrılırken Atatürk;
-Ne yazık ki,biz bu ibadet yerlerini ve kuruluşları kapadık.Ama bir amaçuğruna yaptık.
Halkı kandıran cahil din adamlarından,zavallı vatandaşları kurtarmak için yaptık.Keşke her dini hareket böyle ulvi gayeli olsa idi, biz tekkeleri kapatırmıydık..... demişler ve İsmet
Paşa'ya Konya'dan" Ülkemizin her tarafında bulunan eski eser ve uygarlıklarımızın ilmi olarak korunması ve bakımı"için telgrafla direktif vermişlerdi."

Şehbir
01-24-2009, 09:28 AM
Avrupa' da bu maddeleri çıkartan milletvekilleri ve yönetimler ümmet değil, millet olmanın önemini kavramışlardır değil mi?


AVRUPA'NIN 301'LERİ

> Fransa Basın Özgürlüğü Kanunu Madde 30: '...hiç kimse Fransız ulusunu, Fransız devlet kurumlarını aşağılayıcı yayın yapamaz'


> İtalya Ceza Kanunu, Madde 292: 'Her kim ulusal bayrağı veya devlete ait diğer bir sembolü aşağılarsa bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.'


> Almanya Ceza Kanunu, Madde 90: 'Her kim bir toplantıda veya yazılı neşriyatın dağıtılması suretiyle alenen Almanya Federal Cumhuriyeti'ne veya federe devletlerine veya anayasal düzenine hakaret eder veya kötü niyetle AŞAĞILARSA veya Almanya Federal Cumhuriyeti'nin veya federe devletlerden birinin renklerini, Bayrağını, Armasını Veya Ulusal Marşını Tahkir Ederse üç yıla kadar hapis veya para cezası ile cezalandırılır.'


> Polonya Ceza Kanunu, Madde 133: 'Her kim Polonya Halkını ve Polonya Cumhuriyeti'ni alenen AŞAĞILARSA bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.'


> İspanya Ceza Kanunu Madde 543: '...İspanya'nın, özerk bölgelerini veya simge ve amblemlerinin Sözle, Yazıyla Veya Eylemle alenen AŞAĞILARSA veya KÜÇÜK DÜŞÜRÜRSE, yedi aydan 12 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.'


> Danimarka Ceza Kanunu Madde 110' Her kim bir milleti, devleti veya bayrak ya da alametlerini veya Birleşmiş Milletleri ya da Avrupa Parlamentosu' nu alenen AŞAĞILARSA dört aya, eğer ağırlaştırıcı nedenler varsa iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.'


> Portekiz Ceza Kanunu Madde 332 '...Her kim sözle, hareketle, yazıyla veya bir iletişim aracıyla Cumhuriyeti, ulusal bayrağı veya ulusal marşı, Portekiz hükümranlığının herhangi bir sembolünü veya amblemini aşağılar veya gerekli Saygıyı Göstermezse 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.'

Şehbir
01-24-2009, 11:25 AM
BİR AVUÇ DENİZ KÖPÜGÜ LÜLE TAŞI



Lületaşı, halk dilindeki adıyla denizköpüğü... Bu söylemin nedeni de bünyesinin ince delikli oluşu ve suyla doluncaya kadar su üstünde bir süre yüzebilmesi. Eskişehir'in lületaşı ustaları, insanın elinden kayıp gidiveren denizköpüğünü, bir yumruk büyüklüğündeki taşta dondurup şekillendiriyorlar.


http://i41.tinypic.com/143f04z.jpghttp://i41.tinypic.com/143f04z.jpg

Toprağın metrelerce derininde başlayan bir öykü bu. Dar kuyulardan inilen madende, toprağa karışmış ham lületaşı binbir emekle gün ışığına çıkarılır. Madenden yeni çıkarılmış lületaşı, içindeki denizköpüğünün uyandırılmasını bekleyen, toprağa bulanmış şekilsiz bir taş parçası. Ondaki fazlalıkları atıp içindeki hikâyeyi ortaya çıkaracak insanların emeğiyle beyaz düşlerin heykelciklerine dönüşecek.

Lületaşı, Eskişehir'in merkezine 40-50 kilometre mesafedeki Sepetçi, Margı, Çelikli, Söğütçük, Kozlubel, İmişehir, Gündüzler, Gökçeoğlu, Türkmentokat, Başören köylerinden çıkarılıyor. Burası, dünyada en kaliteli lületaşının çıkarıldığı yer olma özelliğini taşıyor.

Lületaşı yüzeyle 300 metreyi aşan derinlikler arasında dağınık yumrular halinde bulunur. Lületaşına ulaşmak için bir buçuk, iki metre çapında dik kuyular kazılıp maden tabakasına rastlandığında yatay tünellerle aranmaya başlanır. Lületaşı toprağın içinde, bildiğimiz taş parçaları gibi dağınık halde bulunur. Dağınık olması, insanların onu toprağın metrelerce altında araması anlamına gelir; karpit lambalarının ışığında, daracık tünellerde, rahatlıkla kazma sallayacak genişliği bile bulamadan verilen zorlu bir mücadeleyle çıkarılır.
Lületaşının 300 yıllık bir tarihi olduğu söyleniyor. Ama ondan daha eski bir efsanesi var. Çobanın biri yaz günü ağacın gölgesinde oturmuş elindeki dalı yontarken, önündeki bir delikten beyaz bir taşı iterek çıkaran bir köstebek görmüş. Köstebek deliğin önünde, çıkardığı taşı oraya buraya sürüklemeye başlamış. Çoban bu yuvarlak taşı almak için uzanınca da çıktığı delikten gerisin geriye kaçmış. Delikanlı taşı ellerinde bir süre inceledikten sonra çakısıyla yontmaya başlamış. Daha ilk bıçak darbesinde, insanı derinden etkileyen bir ses duymuş:


http://i40.tinypic.com/zloxgm.jpg


"Ah insanoğlu, bana kıymasaydın!" Çoban şaşırıp taşı elinden atmış. Taş yere düşünce ayın ondördü gibi bir kız olmuş. Sonra tekrar yusyuvarlak bir hale gelmiş. Çobanın şaşkın bakışları arasında yuvarlana yuvarlana, geldiği deliğe girip kaybolmuş. Çoban, şaşkınlığı geçer geçmez deliği eşelemeye başlamış.

Günler geçmiş ondan bir haber alınamamış. Onu arayan köylüler, yedi kat yerin altına giden daracık bir kuyuda ölüsünü bulmuşlar. Avuçlarında sımsıkı tuttuğu bir parça lületaşı varmış. O günden beri her lületaşı parçasında, çobanın ölümüne sürüklendiği sevdanın izlerini görmüş köylüler.

Lületaşı işleyenler için bu efsanenin anlamı büyük. Lületaşını yedi kat yerin dibinden çıkaran köstebeği sanatlarının öncüsü ve pirleri olarak kabul ediyorlar. Sarıya çalan beyaz renkteki lületaşı suyla temas ettiğinde sabun gibi yumuşuyor.

Nikotini emme özelliğinden ötürü pipo ve sigara ağızlığı yapımında, yumuşak ve kolay işlenebilir oluşu yüzünden de kemer, tespih, kolye, küpe vb. süs eşyalarının yapımında kullanılıyor. Eskişehirli lületaşı ustalarının vazgeçemedikleri figürlerden biri de heybetli sarıkları ve kıvırcık sakallarıyla padişah başları.


http://i40.tinypic.com/fp4h9l.jpg

Lületaşı, Cumhuriyet'in ilk yıllarından 1970'lere değin hammadde halinde ihraç ediliyordu. Özellikle Avusturya'ya gönderilen ham lületaşı, Viyana'da işlendikten sonra Avrupa'ya dağılıyordu. 1978 yılında lületaşının ham olarak yurtdışına satılması yasaklanınca lületaşı işçiliğinin Eskişehir'de daha gelişmesi ve canlanması sağlandı. Burada Eskişehir valilerinden Bahaeddin Güney'in 1989-1993 yılları arasında bu konuda yaptığı güzel çalışmaları da hatırlatmak yerinde olur. Vali, lületaşı kongrelerinin yapıldığı, bilimsel bildirilerin sunulduğu Uluslararası Lületaşı Beyaz Altın Festivali'nin de öncüsü.
İşlendikten sonra nemini kaybettikçe sertleşen lületaşının bir adı da beyaz altın. Ustalar, lületaşını işledikleri araçları da kendileri yapıyorlar. Beyaz, taş sertliğinde yumuşak figürler avuçlarında şekillendikçe, belki de efsanedeki çobanın aradığı o güzelliğe biraz daha yaklaşıyorlar. Bizeyse o beyazlığın yumuşak gölgelerine dalmak düşüyor.

Ahmet Korkmaz, fotoğrafçı

Şehbir
01-24-2009, 01:58 PM
Taşların büyülü diyarı....

Yüzyıllara tanıklık eden taşların sessiz tarihi, buram buram Ege kokan rüzgârın teninizi ve dalgaları süpürdüğü bir hava, serin bir deniz ve sükûnet. Bunlar sizi cezbetti mi? O zaman biraz daha devam edelim: Balık, dağ kekiği, damla sakızlı kahve, şezlong ve minder konforunu birleştiren iskeleler, zeytinyağı, gün batımı ve aşk da Assos'ta sizi bekliyor..



http://i44.tinypic.com/s0zuyw.jpg


KÜÇÜK bir valiz toplayın; içinde mutlaka mayonuz, havlunuz, kitabınız, akşam saatleri için ince bir hırka ve fotoğraf makineniz olsun. İki günlüğüne de olsa düşün yollara. Pişman olmayacaksınız.



İstanbul'dan yola çıkanlar için Balıkesir, Edremit, Altınoluk güzergâhları izlenerek veya Çanakkale yolundan İzmir yolu takip edilerek gidiliyor bu yöreye. Behramkale'ye yaklaştığınızı, köyün girişini haber veren taş köprüden anlıyorsunuz. Sonra sağlı sollu taş evler, butik oteller görüyorsunuz. Artık, dönüşte valizinize doldurup yanınızda götürmek isteyeceğiniz bir atmosfer çoktan etrafınızı sarmış oluyor bile…



Şimdi, bir yandan taş evlerin mimarisi gözünüzü okşayacak, diğer yandan tarihin izlerini taşıyan antik liman kentiyle tanışacaksınız. Bundan sonrasında, Assos sizi teslim alacak. Taş, yörenin kendine özgü dokusunda başrol oynuyor. Yollar, evler, oteller, restoranlar, çay bahçeleri hep taşla inşa edilmiş. Assos kedilerinin yastıkları bile taştan. Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Antik dönemde Assos'un taşları zor işlendiği ve çok dayanıklı olduğu için -biraz korkutucu ama- "İnsan yiyen taşlar," denirmiş.



Assos, bir antik liman kenti olmasına karşın yerleşim ve deniz arasında 200 metrelik bir seviye farkı var. Biz deriz ki; Bemramkale'nin evlerini geride bırakın; deniz seviyesine, limana doğru kendinizi bırakın. Bu sırada antik kentin kalıntılarının yanından geçeceksiniz. Geçin gidin, çünkü tarihi kalıntılar Athena Tapınağı'nın sütunları sizi günbatımı için bekliyor olacak. Limana indiğinizde benzersiz bir Ege sahiliyle karşılaşacaksınız.



Otellerin dokuyla uyumu, başka tatil beldelerinde böylesine pek alışık olmadığımız için sizi şaşırtabilir. Daracık sokaklarda konuklarını bekleyen sıra sıra oteller ve pansiyonlar var. Konaklama için önceden rezervasyon yaptırmanız tavsiye edilir. Özellikle hafta sonları, yer bulmak oldukça zor. Eğer denizin hemen kıyısındaki otellerden birinde kalacaksanız deniz gören bir odayı tercih edin. Manzaranın ve camdan uzatsanız ayağınızı denize sokacakmış gibi hissetmenin keyfine diyecek yok.


Konaklayacağınız yeri ayarladıysanız limanda küçük bir tur atabilirsiniz. Restoranlar, küçük şirin barlar, dondurmacılar, yöreye özgü takılar ve süs eşyası konusunda fikir edinin; sonra da renkli minderlerin yer aldığı iskelelerden denize girin. Suyun soğuk olduğuna bakmayın iki dakika içinde ürpermeniz sona erecek. Hava yavaş yavaş kararmaya başladığında, oteldeki akşam yemeğini (genelde pansiyon ve otellerdeki konaklama ücretine kahvaltı ve akşam yemeği dahil) kaçırmayacak şekilde zamanı ayarlayın ve tarihi kalıntılara doğru yola çıkın. Önce tarihi tiyatroyu göreceksiniz.


Tiyatroyu gezdiniz; o zaman günbatımı için köye doğru yola devam. Behramkale'nin yüzü kuzeye dönük ama antik kent Ege'ye bakıyor. Buradaki kalıntılar yüzyıllardır Ege'nin imbat rüzgârına göğüs geriyor. Giriş biletinizi aldınız. Artık MÖ 10. yüzyılda Metymna (Midilli) halkı tarafından kurulduğu söylenen tarihi Assos'u soluyorsunuz. Tarihin tanıkları taşlar ve Athena Tapınağı'nın yeniden ayağa kaldırılmış sütunları karşınıza çıkıyor. Şimdi güneş de günbatımının kızıllığını almışken deklanşöre basmanın; anı ölümsüzleştirmenin tam zamanı.



CANLI MÜZİK VE ROMANTİZM
Akşam yemeği için otel yerine başka bir mekânı tercih ederseniz, limana gidebilirsiniz. Ama acele etmeyin! Daha damla sakızlı kahve içmek için zamanınız var. Köye doğru inerken sağ kolda, ateşin üzerinde fincanların ısıtıldığı bir çay bahçesi göreceksiniz. İşte o fincanlardan bir tane kapın ve Ege'ye has bu lezzeti tadın.



Kahve keyfini lezzetli bir yemek takip edecek. Balık yemeden dönmeyin. Nerede yerseniz yiyin yemeğinizi, ayın şavkının aydınlattığı Assos kıyısında canlı müzik mutlaka çalınır kulağınıza. Bu romantik Assos akşamında sevdiğinizin gözlerine bakarak şarkıya eşlik edip etmemek de size kalmış artık. Dönüşe geçmeden önce Kadırga Koyu'nu da görmenizi tavsiye ederiz. Kadırga Koyu Behramkale'den Küçükkuyu, Altınoluk tarafına giderken 5 km. sonra karşınıza çıkıyor.



Oteller ve pansiyonlarla dolu geniş koy tertemiz bir denize sahip. Nem oranının düşüklüğü ve öğleden sonra esen imbat, bunalmadan güneşlenebileceğiniz bir tatil imkânı sağlıyor. İmkânınız olursa zeytin ve zeytinyağı almadan Assos'tan ayrılmayın. Behramkale'nin şirin dükkânlarındaki altın sarısı rengiyle orijinal şişelerdeki yağlar eve gittiğinizde size bu kısa tatili hatırlatır…

Şehbir
01-24-2009, 06:16 PM
CUMHURIYET SAVCISI

Lozan'da doktora yaptiktan sonra Ataturk tarafindan "Hukuk Reformu yapmakla" gorevlendirilen Adalet Bakani Mahmut Esat Bozkurt, savcilar icin "Cumhuriyet Savcisi" unvaninin isim babasidir.
Ata'nin huzurunda "Hukuk Reformu" icin fikir firtinasi yapilirken, Bozkurt cok tepki alir ve sIkistirilir:

"Neden sadece savcilara Cumhuriyet Savcisi denilir?
Cumhuriyet Basbakani,
Cumhuriyet Bakani,
Cumhuriyet Mustesari,
Cumhuriyet Valisi,
Cumhuriyet Buyukelcisi olmuyor da,
Neden Cumhuriyet Savcisi?
Savcilara neden bu imtiyaz?

Ataturk, Bozkurt'a "Ne diyorsun?" diye sorar.
Bozkurt'un cevabi cok net olur:
"Cunku oyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak icin basbakandan, bakandan, mustesardan, validen, buyukelciden bile hesap sormak gerekebilir. Iste o hesabi soracak olan Cumhuriyet Savcisi'dir."

Ataturk, gulumseyerek hosnut kaldigini belli eder. "Devam et Bozkurt" der.
Cumhuriyet Savcisinin bu cumhuriyeti korumak ve kollamak yetkisi hukuk reformuna ve Ataturk'un yorumuna kadar uzanir.

Şehbir
01-24-2009, 06:30 PM
Iste buna matematik derler.... üşenmeyin ve mutlaka deneyin.!
Ayakkabi numaranizi5ile carpin.
Cikan sonuca50ekleyin.
Cikan sonucu20ile carpin.
Cikan sonuca1008ekleyin.
Ve son olarakdogum yilinizicikarin.

Dört haneli bir sonuc bulacaksiniz:

ilk iki rakam ayakkabi numaraniz, son iki rakam yaşınız.......

Şehbir
01-24-2009, 06:37 PM
TURK DONANMA TARIHINDEN TRAJIK BIR OLAY

Refah Gemisi Faciası


http://img161.imageshack.us/img161/7830/71156490ie5.jpg (http://imageshack.us)


Bir hiç uğruna şehit edildiler..

Sümer Şilebi nin yaşadığı sıkıntılı yolculuğun haberi, el altından yayılırken, 23 Haziran 1941 günü Refah Şilebi Mersin açıklarında batırılmıştı.
Refah ın batırılması ile ülkede heyecan ayyuka çıkmıştı. Erenköy deki evinde bir gün olsun istirahat etmek isteyen Donanma Komutanı Koramiral Şükrü Okan a felaket haberini Gölcük ten ileten kurmay başkanı, komutanı elinde kalan ahizesini bırakmadan bağırmaktaydı:

- Bütün yetişmiş subaylarım, erbaşlarım kurban edildi. Mahvolduk, hepsini ölüme gönderdiler.

Eşi bir an ne olduğunu anlayamamış, soruyordu:

- Şükrü Paşa ne oldu, birisinin başına bir felaket mi geldi?

- Refah ı torpillemişler! Gemi batmış, yüzlerce genç insanımız boğulmuş!

O yıllarda haberleşme kaynağı olarak sadece Anadolu Ajansı bulunuyordu. "Refah Faciası" nın ilk duyurusu da, bir çok sansürden geçtikten sonra, ancak 26 Haziran 1941 günü basına ulaştırıldı ve 27 Haziran günü gazeteler, Anadolu Ajansı nın haberini yayınladılar.

***

Yakın tarihimizde en hazin olaylardan birisi olan Refah faciası, özellikle o günü yaşamış olan Mersin'lileri oldukça etkilemiştir. Olayın diğer bir acı yönü de, bunun bir savaş gereği olmayışı, ağır bir ihmalin sonucu olmasıdır.

İkinci Dünya savaşı'ndan önce İngiltere'ye, İngiliz tersanelerinde inşa edilmek üzere sipariş edilen Murat Reis, Oruç Reis, Burak Reis ve Uluç Reis isimli denizaltılarını Türkiye'ye getirmek üzere Milli Savunma Bakanlığı'nca seçilmiş 19 Deniz Subayı, 72 Astsubay, 58 Er ile İngiltere'de staj görmek üzere ayrılan 20 Hava Harp Okulu öğrencisi ve bir kısmı sivil olmak üzere toplam 200 kişi Refah şilebi ile 23 Haziran 1941 günü Port Said'e gitmek üzere Mersin'den hareket etmiştir.

Gemi Mersin'den 50 mil kadar ayrılmışken hangi ülke denizaltısı tarafından atıldığı bilinmeyen bir torpi ile batmıştır. Gemide bulunan 200 kişiden sadece 32 kişi kurtulmuş, geriye kalan 168 kişi boğulmuştur.

Olayın öncesi ise şöyle gelişmiştir.

İngilizler, gemileri alacak askerlerin 25 Haziran'a kadar Mısır'da bulunmalarını istemişlerdir. Savaş nedeni ile bu tür gidişler kafileler halinde ve korunmalı olarak yapılmaktadır. Yine aynı tarihlerde birçok İngiliz askeri İngiltere'ye gidecektir.

Savunma Bakanlığı'nın isteği üzerine, istenilen tarihte Mısır'da bulunmak üzere gemi aranmaya başlanmış ve Berzilay Benjamen Şirketi'ne ait Refah Şilebi seçilmişitir. Refah gemisi aslında bir yük gemisi idi. Dış sefer yapamıyacak kadar eski ve köhneydi. Telsizi ve herhangi bir kurtarma sandalı yoktu. Gemiye Mersin'de bazı ilaveler, tuvalet ve kamaralar yapılmıştı.

23 Haziran akşamı Mersin'den hareket etmeden önce Gemiye gelen Mersin'deki İngiliz konsolosu takip edilmesi gereken rotayı verdiği halde seferin güvenliğini garanti edemiyeceklerini söylemişti. Böyle durumlarda bazı kontrol noktaları kurulması ve havadan gözetleme gibi tedbirler alınması gerekirken bunların hiçbiri yapılmamıştır. Gemide telsiz de bulunmadığı için, Refah'ın batışı kurtulan 32 kişinin yüzerek gelmesi ile öğrenilmiştir.

Gemiyi kim torpillemişti? Bu hiçbir zaman bilinemedi. Almanlar veya italyanlar batırdı dendi, ancak onlar bunu inkar ettiler ve İngilizler denizaltıları vermemek için bu işi yaptı dediler.

TBMM'ce bir soruşturma açıldı. Savunma Bakanı Saffet Arıkan ve Ulaştırma Bakanı Cevdet Kerim İncedayı görevlerinden istifa ettiler. Soruşturma sonucunda bakanlar suçlu görülmedi. Haklarında dava açılan diğer kişiler de beraat ettiler. Olay kapandı. Atatürk parkındaki Refah Anıtı, bir bakıma 168 şehidimizin anısını taze tutarken, bir bakıma da ilgililere bu tür facialara fırsat vermemelerini hatırlatmaktadır.

http://i43.tinypic.com/dooz9j.jpg

Bu konuyu bir de Populer Tarih Dergisinden okuyalim ;

YIL 21 Haziran 1941 Refah şilebi - Şehitlerimiz
Popüler Tarih Dergisinden Alıntıdır;

Türkiye, II. Dünya Savaşı'nın ilk sıcak etkilerini 1940 yılında hissedilmeye başlar. Muhtemel bir Alman saldırısını sınırda karşılamak amacıyla, Kırklareli ve Edirne'den geçen, daha sonra da Çatalca'ya kadar uzatılan, adını da dönemin Genelkurmay Başkanı'nın soyadından alan 'Çakmak Hattı' kurulur.
Boğazlar çevresindeki 6 ilde de, olağanüstü durum ilan edilirken, genel karartma uygulanmasına başlanır.

Alman orduları 1941 Şubat'ında Balkanlar üzerine bir çığ gibi inerken, Türkiye'deki tedirgin bekleyiş de son haddini bulur. 1939'dan beri 'Yıldırım Savaşı' taktiğiyle çeşitli cephelerde peş peşe zaferler kazanan Alman ordularının öncü tümenleri, Romanya'yı işgal ettikten sonra, Bulgaristan içlerinde ilerlemeye başlar.

Takvimler 17 Şubat 1941'i gösterdiğinde, öncü birliklerin Bulgaristan-Türkiye sınırına varmasına az bir zaman vardır. Türkiye'nin etrafındaki ateş çemberi daralır. Ankara, heyecanlı bir bekleyiş içindedir...

Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Franz von Papen, bu tedirginliği ortadan kaldırmak için, ülkesinin Türkiye'ye saldırmayacağı konusunda yetkililere güvence verirken, müttefik ülkelerin temsilcileri de, başta İngiltere Büyükelçisi olmak üzere, Türkiye'yi kendi saflarında savaşa sokmak için çaba harcarlar. Türkiye, her iki blok için de vazgeçilmez derecede önemli bir ülkedir...

Türkiye savaşa girecek miydi?.. Yoksa ani bir saldırı ile, savaşa girmek zorunda mı bırakılacaktı?..

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Türkiye'yi savaşın dışında tutma politikasını izler; tarafları silah, malzeme gibi isteklerle oyalama yolunu seçer.Beklenti tüm heyecanıyla sürerken, Büyükelçi von Papen'in 4 Mart 1941 günü İnönü'ye sunduğu Hitler'in mektubu, tedirginliği biraz olsun 'hafifletir'.

Hitler mektubunda, savaşı kendisinin çıkartmadığını iddia etmekte ve Almanya'nın Türkiye'ye saldırmayacağına dair güvence vermektedir.
Bulgaristan'da bulunan Alman birliklerine, "Oradaki mevcudiyetlerinden dolayı yanlış bir anlam çıkarılmaması için," Türk sınırından uzak kalmalarını emrettiğini de mektubunda vurgular.

Cumhurbaşkanı İnönü'nün cevabî mektubuyla da, Türk-Alman ilişkileri yumuşarken, gelişmeleri dikkatle izleyen müttefiklerden İngiltere, Türkiye için tersanelerinde yapılan 4 denizaltının hazır olduğunu açıklar...

Savaşın başlamasından kısa bir süre önce, Türkiye, ordusunu güçlendirmek amacıyla İngiltere'den bazı taleplerde bulunmuş ve 1930'da yapılmış olan bir karşılıklı yardımlaşma sözleşmesi gereğince, 4 denizaltı, 4 muhrip, 12 çıkarma gemisi ve 4 uçak filosu sipariş etmişti...

İngiltere, tam bu kritik dönemde, Türk Hükümeti'ne bir mesaj göndererek, denizaltıların teslime hazır olduğunu bildirdi: 'Burak Reis', 'Murat Reis', 'Oruç Reis' ve 'Uluç Reis' adları verilen denizaltılar ile 4 uçak filosunu almak üzere, gerekli mürettebatın İngiltere'ye gönderilmesi isteniyordu...

Dışişleri Bakanlığı'nın, durumu Başbakanlık katına bildirmesi üzerine görev, Millî Müdafaa ve Münakalat (Ulaştırma) bakanlıklarına havale edildi.

Bu arada, oluşturulan komisyon, Türk donanmasının en seçkin denizcilerini, sicillerine bakarak saptandı ve İngiltere'ye gidecek olanları açıkladı.
Bu büyük görev için, 19 deniz subayı, 63 deniz astsubayı, 68 deniz eri seçildi. Kafilede ayrıca İngiltere'ye havacılık öğrenimine giden bir hava subayı ve 20 Hava Harp Okulu öğrencisi -ki bazı kaynaklarda, bunlardan 16'sının Kara Harp Okulu'nu üstün derece ile bitirdikleri için, İngiltere'de pilot olarak yetiştirilmesine karar verilen topçu, piyade, süvari, istihkam ve diğer sınıflardan mezun oldukları öne sürülmektedir- yer aldı...

İngilizler, böylece Almanya'ya karşı kozlarını ortaya koyuyor, Türkiye'yi kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı... Ama bir şartları vardı: Denizaltıları teslim alacak mürettebatın, en geç 25 Haziran 1941 günü, Mısır'ın Port Said Limanı'nda olmasını istiyorlardı. Mürettebat, burada kendilerini bekleyecek olan meşhur Quenn Mary transatlantiği ile ve koruma altında İngiltere'ye gideceklerdi...

Şehbir
01-24-2009, 06:37 PM
Bu durum karşısında, Deniz Askerî Nakliyat Genel Komutanlığı'nın, İstanbul'da yaptığı araştırma sonucu, 'Barzılay ve Benjamen Vapur Kumpanyası'na ait Refah şilebi kiralanır.

Geminin sahiplerine, şilebin Mısır'a giderek Millî Müdafaa Vekâleti'ne ait kimi malzemeleri Türkiye'ye getireceği söylenir.
İzzet Dalgakıran'ın kaptanlığını yaptığı ve 28 mürettebatı bulunan Refah şilebi, 16 Haziran 1941 günü, İstanbul'dan Mersin'e doğru hareket eder...
Gemi alelacele sefere hazırlanmıştır ve 'asıl amaç' gemi kumpanyasından gizlendiği gibi, kaptana da bildirilmediğinden, Refah, eksiklikler içindedir.

21 Haziran 1941 günü Refah şilebi, Mersin limanına demir atar...
Bu arada, alelacele Ankara'ya giderek Deniz Kuvvetleri'nden yolluk ve harcırahını alan denizciler de, Mersin'e gelmeye başlarlar. Ancak 40 yaşındaki bu yorgun şilebin görüntüsü, kafiledeki tüm denizcileri hayal kırıklığına uğratacaktır.

Bu durumda yapılacak olan, gemiyi mümkün olduğu ölçüde yolculuğa uygun hale getirmektir. Önce iskele ve sancak taraflarıyla, ambar kapağına büyük boy birer Türk bayrağı Resmedilir.

Gece projektörlerle aydınlatılacak bu bayrak görüntüleri, geminin milliyeti hakkında bilgi vermeye yeterlidir. Daha sonra, Mersin'deki Deniz Harp Okulu'ndan ödünç yataklar alınır; güverteye de alelacele birkaç tuvalet kondurulur...

Aslında Refah, 1901 yılında İngiltere'de Sunderland'daki tezgahlarda yapılmış; 102 metre 20 santim boyunda, 14 metre 80 santim eninde, 7 metre su çekerinde bir tekneydi...

Gemi, 1 adet 3 genişlemeli buhar makinesi ile 8,5 mil hız yapabiliyordu. Ama son yıllarda eskilikten dolayı, hızı daha da düşmüştü. 'Sunderland' adıyla denizlere açılan gemi, birkaç kez sahip değiştirdikten sonra, 1931 yılında Barzılay ve Benjamen Firması tarafından satın alınmış, 'Perseveranza' olan adı 'Refah' olarak değiştirilmişti...

Gemide sadece 24'er kişilik 2 filika vardı. Personel ile birlikte 200 kişiyi bulan yolcular için; yer de, yatak da, yiyecek de, tuvalet de yoktu... Zaten kafile başkanı Yarbay Zeki Işın da, gemiyi gezdikten sonra, "sefere elverişli olmadığını" Ankara'ya, yetkililere bildirmişti...

Her neyse; biz şimdi geminin hazırlanması safhasına dönelim: Yeterli yiyecek ikmali de yapıldıktan sonra, gemi harekete hazır hale getirilir. Son anda, şilebe bir İngiliz subayı biner: 'İrtibat subayı' olduğu söylenen bu subay, Refah'ın kaptanı İzzet Dalgakıran'ın belirlediği rotayı değiştirerek yeni bir rota verir.

Tam da o günlerde, uluslararası ilişkilerde beklenmedik gelişmeler olur: 18 Haziran 1941 günü, Türk-Alman Saldırmazlık Antlaşması imzalanır. Bu antlaşma İngilizleri çileden çıkarırken, güneyini güvence altına alan Almanya için, 22 Haziran 1941 günü Sovyetler Birliği'ne saldırarak Barbarossa Harekâtı'nı başlatabilmenin ilk dönemeci olur.

Bu tarihten bir gün sonra da, 23 Haziran 1941 günü, saat 17.30'da
Refah sessiz sedasız Mersin limanından demir alır...
Geminin çeşitli noktalarına; köprü üstüne, güverteye, ambar kapakları üstüne ve kıç bölümüne yayılmış olan kafile, Mersin'den alınmış akşam yemeğini yerken, yabancı denizaltıların av alanı haline gelmiş Akdeniz'de, tehlikeli bir Yolculuk başlar...

Hafif bir lodos esmektedir; karanlığın içinde sadece gemi motorlarının uğultusu yankılanır... Saatler 22.30'u gösterirken, gemi korkunç bir patlama ile sarsılır: Bordasına yediği torpille açılan gedikten, içeri hızla su dolmaya başlar.

Refah şilebi, milliyeti belirsiz bir denizaltının attığı torpille, tam ortasından ikiye bölünür; mevcut iki filikadan biri, içinde uyuyanlarla birlikte havaya uçar, elektrik düzeneği bozulduğundan cereyanlar kesilir, telsiz susar... Güvertedekilerden kimi patlamayla şehit düşer, kimileri ise, can havliyle kendilerini attıkları denizde köpek balıklarının kurbanı olur.

Hayatta kalanlar, mevcut tek filikanın başına hücum eder. Refah'ın yolcularından Yüzbaşı Nevzat Erül, tabancasını çekerek, filika başındakileri, 'Burada kumanda bendedir' diyerek düzene sokar. Tam 24 kişiyi filikaya bindirdikten sonra, kaptan köprüsündeki İzzet Dalgakıran'ı ve kafile başkanı Yarbay Zeki Işın'ı filikaya çağırır.

Kaptan ve Zeki Işın, ikisi birlikte, filikadakileri selamlayarak, "Siz gidin, kurtulmaya çalışın. Biz gemide kalacağız" derler. Bu arada, geminin batmadığını gören bazı denizciler, yeniden gemiye çıkarak sal yapmak amacıyla malzeme aramaya başlar: Kimi, birkaç saat önce tamamlanan tuvaletlerin ahşap kapılarını sökmeye çalışırken, kimileri de, ambar kapısını kırmaya çalışırlar.

Filikaya binenler ise, denize inemezler; çünkü sandalı indirmeye yarayan matafora çalışmaz... Bu yüzden geminin batmasını beklerler; ama bu bekleyiş işlerine yarar. Gemiden aldıkları Yiyecekleri, sandala doldururlar...

Bundan sonrasını, faciadan kurtulanlardan Muhittin Darga ile 1983 yılında bir röportaj yapan yazar Erhan Demirutku'nun kaleminden okuyalım: "Kurtulma ümidimizi kaybetmemiştik. Filikayı kaldıramadığımız için, saat 02.00'ye kadar, geminin yavaş yavaş batmasını bekledik. Filika su seviyesine gelir gelmez, içine atladık."

Muhittin Darga anlatımını şöyle sürdürür: "İngiliz, sandala atlayamamıştı. Sonradan boğulduğunu öğrendik. Torpillendiğimiz sırada, kurtuluruz ümidiyle denize atlayanlar da boğulmuşlardı."

"Filika ile açıldığımızda, denizde yüzenlerden rastladığımız 3-4 kişiyi de sandala aldık. Küreklerden direk yapıp battaniyeleri de yelken olarak kullandık."

"Ben köprü üstündeyken, bir harita ile küçük bir pusula almıştım. Bunun bize çok yardımı dokundu. Kıbrıs'a gitmemiz, 10 millik yakınlığı yüzünden, daha elverişliydi; ama lodos bizi Türkiye kıyılarına doğru sürüklüyordu."
Emektar Refah, 4 saat süreyle su üstünde kaldıktan sonra, tam ortasından ikiye bölünerek batar; donanmanın kıymetli denizaltıcılarını, hava kuvvetlerinin müstakbel pilotlarını, ölüme götürür.

Yaptıkları bir sal üzerinde kendilerini denize atan Abdullah Şay, Kamil İnan ve Kadir Karaül ise, dalgalar ve soğukla boğuşurlar. Sabaha karşı hava iyice soğur, üçünün de dişleri takırdamaya başlar. Abdullah Şay çenesi donmasın diye atletini çıkarıp kemirmeye başlar. Diğerleri de onu taklit ederler.

25 Haziran sabahı, artık dayanacak halleri kalmaz; bir ara Kadir Karaül, "Bakın geliyorlar, bizi kurtarmaya geliyorlar" diyerek kendini denize atar ve dalgalar arasında kaybolup gider.
Saatler sonra, iki denizci kendilerini ölümün kucağına bırakmaya hazırlanırken, hızla yaklaşan bir motor, onları alıp yaşama döndürecektir.

Bu arada, bir başka motor da, bir kapı üstünde hayatta kalmaya çalışan havacı öğrenci Haydar Gürsan'ı sulardan çekip çıkarır.
Yedi denizci ise, üzerine Türk bayrağının resmedildiği ambar kapağı üstünde, kıyıya ulaşmaya çalışır; 8 metre eninde ve 12 metre boyundaki bu kapak emniyetlidir, ama yol alamazlar.

Sabah, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, bu 7 denizciden 6'sı, "Yüzerek gidelim" diyerek kendilerini denize atar; geride kalan er Rahmi, dalgaların arasında kaybolup gidene kadar, onları bir süre izler.
Er Rahmi, kapağın üstünde tek başına aç, susuz ne yapacağını kara kara düşünürken bir mucize gerçekleşir: İstanbul'dan İskenderun'a gitmekte olan 'Doğan' adlı gemi, aldığı telsiz emri üzerine, rotasını değiştirir, Refah'ın battığı bölgeye gelir. Kurtarılırdığında, er Rahmi baygın haldedir...

Filikaya binen 28 kişi ise, tam 20 saat 9 dakika süren bir yolculuktan sonra, 24 Haziran Pazartesi, saat 19.10'da Karataş Feneri yakınlarında karaya ayak basar.Onları ilk gören, fenerci olur. Önce yabancı zannederek ihtiyatlı davranan fenerci, daha sonra olayı öğrenince onları fenere götürür ve durumu ilgililere haber verir .

Türkiye acı gerçeği böyle öğrenecektir. Olay öğrenilince, askerî uçaklar havadan, motorlar denizden kazazede aramaya başlar. Gün boyu süren aramalarda, sadece öykülerini aktardığımız 4 kişi bulunabilir.

15 deniz subayı, 16 Hava Harp Okulu öğrencisi, 48 denizaltı astsubayı, 63 deniz eri ile 25'i gemi mürettebatından olmak üzere, toplam 167 kişi şehit düşmüştür. Gemide, sürekli olarak üzerindeki can yeleğiyle dolaşan İngiliz subayı da boğulmuş ve ölü sayısı 168'i bulmuştur.

Tam 11 kez tarafsızlığını ilan etmiş olan Türkiye'nin bir gemisine karşı girişilen bu saldırıyı kimse sahiplenmez. Olaydan bir gün sonra, İngiliz Büyükelçisi Sir Knutchebull Huggessen, yaptığı açıklamada, "Olayı Akdeniz'de bulunan Alman ya da İtalyan denizaltıları meydana getirmiştir" derken, Alman resmî DNB Ajansı da, "İngilizlerin garip açıklaması vicdan rahatsızlıklarını kanıtlıyor. İtalya'nın ve bizim olayla ilgimiz yok" diyerek İngilizlerin iddiasını yalanlar.

Daha sonra, bir Fransız savaş gemisinin, Refah'ı Mısır gemisi zannederek batırdığı öne sürülür. Oysa kurtulanlar, bir savaş gemi görmemişlerdir. Bundan sonra suçlamalar İngiltere'ye yönelir: Acaba İngiltere, denizaltıları vermemek; daha da önemlisi, Türkiye'yi müttefikler safında savaşa sokmak için mi Refah'ı torpillemiştir?

Son zamanlarda bulunan bazı İtalyan ve Alman belgeleri ise, Refah'ın İtalyan bandıralı ve 'Ondina' adlı denizaltı tarafından batırıldığı iddialarını güçlendirmiştir.

İtalyan Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan ve II. Dünya Savaşı'na ait bir raporda, Ondina'nın batırdığı geminin yerinin koordinatları verilmektedir. Bu koordinatlar, Refah'ın battığı bölgeye uymaktadır.
'Refah Faciası' ile ilgili adlî soruşturma açılırken, konu CHP grubunda tartışma nedeni olur ve bu tartışmalar, dönemin Ulaştırma Bakanı Cevdet Kerim İncedayı ile Millî Savunma Bakanı Saffet Arıkan'ın görevlerinden istifa etmelerine yol açar.

TBMM tarafından bu konuda açılan soruşturma, 18 Aralık 1941'de sonuçlanır ve istifa etmiş olan bakanlar suçsuz görülür. Daha sonra ikinci derecede sorumlu kişiler için açılan dava da, beraat ile sonuçlanır...

ONDİNA'nın fotoğrafı ve altında Refah'la ilgili açıklamanın bulunduğu sayfanın adresi...

http://u- istoria.com/uhistoria/historia/articulos/italianos/ondina/ondina.htm

Şehbir
01-24-2009, 06:53 PM
Şirket-i Hayriye Vaporu



http://img297.imageshack.us/img297/3234/89193484ee2.jpg (http://imageshack.us)

Şehbir
01-25-2009, 02:13 AM
TÜRK DÜNYASINDA, ÇOCUK OYUN ADLARI

Kategori KÜLTÜREL


http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2009/01/turk-dunyasi.jpg (http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2009/01/turk-dunyasi.jpg)






Oyun Adları

Aşık Oyunu: Türkiye’de Aşık, Azerbaycan’da Aşığ, Kazakistan’da Asık, Kırgızistan’da Aşık, Çükö, Özbekistan’da Aşık, Türkmenistan’da Aşık.
Tutmalı Çelik: Türkiye’de Tutmalı Çelik, Kırgızistan’da Çikit, Al, KKTC’de Çıkkıldak, Marra, Kızberiş, Terletiş, Türkmenistan’da Toyak.
Atçılık Oyunu: Türkiye’de Atçılık Oyunu, KKTC’de Atcıg, Özbekistan’da At at.
Birdirbir Oyunu: Türkiye’de Birdirbir, Azerbaycan’da Hostana, Eşşek beli, KKTC’de Birdirbir.
Çatal matal kaç çatal : Türkiye’de Çatal matal kaç çatal, Duvar Zıkkası, Uzun eşek, Kırgızistan’da Eşek sekirmey, Türkmenistan’da Eşek eşek.
İp Atlama: Türkiye’de İp atlama, Kırgızistan’da Sekurgaç, Özbekistan’da Arkan Oyunu.
Sekmen : Türkiye’de Sekmen, Sekleme, KKTC’de Bir ayag.
Çizgi Oyunu: Türkiye’de Çizgi, Çiziktaş.
Bop: Türkiye’de Bop, Bız Bum, KKTC’de Sayı Oyunu.
Kar yağmur: Türkiye’de Kar yağmur, Rüzgar Boynuzlar Havaya, Kazakistan’da Uştu uştu.
Sessiz Telefon: Türkiye’de Sessiz Telefon, Kazakistan’da Sımsız Telefon, Kırgızistan’da Buzulgan Telefon.
Kim Vurdu: Türkiye’de Kim Vurdu, Azerbaycan’da Kim vurdu, Kazakistan’da Kim urdu, KKTC’de Kim vurdu, Özbekistan’da Kim urdu, Türkmenistan’da Kim urdu.
Körebe: Türkiye’de Körebe, Vırrık, Ebe Ebelebel, Körlebbek, Kırgızistan’da Kim zkenin tap, Köz tanmay, KKTC’de Körebe, Türkmenistan’da Göz dangdı, Kazakistan’da Sokurteke.
Kulak kopartmaca: Türkiye’de Kulak kopartmaca, Kırgızistan’da Kulakka Çapmay.
Sandıkbaşı: Türkiye’de Sandıkbaşı, Kırgızistan’da Şıngır mıngır toz.
Çiğdem Pilavı: Türkiye’de Çiğdem Pilavı, Hatapıya, Özbekistan’da Bayçiçek.
Yağmur Gelini: Türkiye’de Yağmur Gelini, Gode-gode, Bodi-bostan, Yağmurcuk, Kepçe Gelin, Özbekistan’da Sushatun.
Bebek: Türkiye’de Bebek, Özbekistan’da Kavurşak, Türkmenistan’da Gurçakgaş.
Arabistan buğdayları: Türkiye’de Arabistan buğdayları, KKTC’de Arabistan buğdayları.
Aliden, Aliden: Türkiye’de Aliden Aliden, Hey alaylar alaylar, Alaylım-pulaylım, KKTC’de Alaydan Malaydan.
Bezirganbaşı: Türkiye’de Bezirganbaşı, KKTC’de Bezirganbaşı, Kapucubaşı.
Mendilim Dört Köşe: Türkiye’de Mendilim Dört Köşe, Mermer menevşe, Mor menekşe, Azerbaycan’da Menevşe, Kazakistan’da Kim kerek, Kırgızistan’da Ek terek gök terek, Özbekistan’da Ak terek gök terek, Türkmenistan’da Ay terek gün terek.
Mendil kapmaca: Türkiye’de Mendil kapmaca, KKTC’de Değnekli mendil, Türkmenistan’da Yağlık aldı.
En Men tra: Türkiye’de En men tra, Bir iki üç zum, KKTC’de Ender tuna.
Tavşan kaç tazı tut: Türkiye’de Tavşan kaç tazı tut, Kurt kuzu, Kazakistan’da Aykulak, KKTC’de Tavşanınan tilki, Özbekistan’da Pisik sıçan Moşik sıçkan, Türkmenistan’da Pisik sıçan.
Çuval Yarışı: Türkiye’de Çuval yarışı, KKTC’De Torba Oyunu, Türkmenistan’da Holtada Bökmek.
Sobe-Saklanbaç: Türkiye’de Sobe, Sıglempitik, Gözyümüç, Senlinmecik, Saklanbaç, Kazakistan’da Marlamkaş, Kırgızistan’da Çaşınmak, KKTC’de Mirmillo, Saglanmaca, Özbekistan’da Kumulmacak, Gizlenmecek, Bekinmacak, Türkmenistan’da Gizlempeçek.
Kemik Saklama: Türkiye’de Kemik saklama, Kazakistan’da Aksüyek.
Mendil Saklama: Türkiye’de Mendil saklama, Kırgızistan’da Cooluk taşlamay, Özbekistan’da Lav lav teke.
Beş taş: Türkiye’de Beş taş, Kırgızistan’da Top taş, Türkmenistan’da Beş taş.
Yedi taş: Türkiye’de Yedi taş, Azerbaycan’da Yedi taş, KKTC’de Gugo Oyunu.
Üç taş: Türkiye’de Üç taş, KKTC’de Andres, Türkmenistan’da Düzdüm.
Altıev: Türkiye’de Altıev, Pıç, Kırgızistan’da Uyum tuudu.
Gömücü, Meneli: Türkiye’de Gömücü, Meneli.
Taş evcik: Türkiye’de Taş evcik.
İstop: Türkiye’de Hava Stobu, Azerbaycan’da Dedeboy, KKTC’de Memleket.
Yakan Top: Türkiye’de Yakan Top, Yakar Top, Özbekistan’da Bazara Top.
(Mevlüt Özhan, Türk Cumhuriyetlerinde Oynanan Çocuk Oyunları, s.459-461)

Şehbir
01-25-2009, 03:18 AM
GEL BERABER “BENİ SEVELİM”.

"HER ÁŞIK ASLINDA KENDİNE ÁŞIKTIR" DESEM...
"Hadi oradan!" dersiniz.
Fakat vallahi öyle.
Hayır, bilimsel açıklaması falan yok.
Bakın, tecrübe denen şey bilimden aşağı değildir!
Hem şimdi konuşturmayın beni... Ne yapmıştı bilim adamları hatırlarsınız...
Kalp ilacı bulduk diye dayadılar Viagra'yı kalp hastalarına... Adamlar gitti gider fakat penisler "yıkılmadık ayaktayız" diye bağırıyor... O zaman anladılar ki meğer iktidar hapıymış buldukları.
Benim de yaptığım bundan farklı bir şey değil.
Yıllardır kadınla erkeği eviriyorum, çeviriyorum, ilişkilere bir oradan, bir buradan bakıyorum, deneye yanıla... En son işte gördüm ki İNSAN ASLINDA KENDİNE ÁŞIK OLUYOR.
Şimdi şöyle...
Kadın, erkek fark etmez, kişi zaman zaman kendisini tapılası bir yaratık olarak görür. Artık hangi hormonun etkisiyle, bilinmez.
Öyle sever, kendini öyle beğenir ki, bunu birisiyle paylaşmak ister. Tıpkı "ÇOK GÜZEL BULGUR PİLAVI YAPTIM GEL BERABER YİYELİM" diye komşusuna seslenen Hayriye Hanım gibi, etrafından gözüne kestirdiği birini çağırır: "GEL BERABER BENİ SEVELİM."
Ezberinde aşkın iki kişilik olduğu da vardır ya... Fakat işte "İKİ KİŞİLİK"TEN ANLADIĞI "İKİMİZ BİR OLALIM BENİ SEVELİM"DİR.
Ama bunun farkında değildir elbet. Karşısındakine áşık olduğunu zanneder.
"Hayatımın erkeğini/kadınını buldum!"
Ne şans! ..HAYATINIZIN ERKEĞİNİN YENİ ZELANDA'DA DEĞİL DE AYNI OFİSİN AYNI ODASINDA, KARŞI MASADA KONUŞLANMIŞ OLMASI!..
* * *
"Nesini sevdin?" diye sorarlar áşıklara...
Aslında cevabı yoktur bunun. Fakat herkes makul veya mantıksız bir cevap verir.
Kimi edebiyat parçalar... "GÖZLERİNDE YILDIZLARIN İZİNİ BULDUM."
Kimi daha gerçekçidir... "GÜLERKEN BEMBEYAZ DİŞLERİ GÖRÜNÜYORDU."
Fakat en doğrusu, yani tezime en uygun olanı şudur: BENİ SEVMESİNİ SEVDİM.
Bakın İNSAN KENDİNİ DEĞİL DE KARŞIDAKİNİ SEVSE HAKİKATEN, O İLİŞKİDE HOŞGÖRÜDEN, ŞEFKATTEN, ANLAYIŞTAN GEÇİLMEZ. Kıskançlığın ise esamisi okunmaz.
Ha ana-baba, ha sevgili yani.
Sizi bilmem, ben böylesine rastlamadım hiç.
Peki, ayrılmak isteyen tarafın yakasına yapışıp "SEN BENİ NASIL TERK EDERSİN!" DİYE BAĞIRMAK, HESAP SORMAK NEYİN NESİ ZANNEDİYORSUNUZ?
O HÁLÁ KENDİNE ÁŞIKTIR, ÖTEKİNİN BUNA EŞLİK ETMİYOR OLMASINA DAYANAMIYORDUR!
Dikkat edin, insan kendinden hoşnut olmadığı dönemlerde kimseyi sevemez. AYRILIKLAR DA O DÖNEME DENK GELİR ZATEN. KENDİNDEN BIKMIŞTIR ASLINDA.
Dur bakalım daha neler keşfedeceğim!


Kaynağı bilinmiyor.

Şehbir
01-25-2009, 03:45 AM
"Windows XP" Kisa Yollari


ALT+ENTER / seçili ögelerin özellikleri
ALT+ESC / en son acılan ıtem lerı gecıs saglar
ALT+F4 / aktif pencerelerı kapatır
ALT+SPACEBAR / aktif sayfanın menusu
ALT+TAB / menuler arasında geçiş
BACKSPACE / bir önceki sayfaya geçiş
CTRL+A / hepsini seç
CTRL+B / kalın yazı
CTRL+C / kopyala
CTRL+I / italik
CTRL+O / dosya açma
CTRL+U / alt cızgı
CTRL+V / yapıştır
CTRL+X / kes
CTRL+Z / geri tusu
CTRL+F4 / dökümanları kapatır
CTRL while dragging / seçili ögeleri tutar
CTRL+SHIFT while dragging / seçili ögeleri kısayol oluşturur
SHIFT+DELETE / çöp kutusuna atmadan siler
ESC / ıslemlerı durdurur
F1 / help
F2 / seçili öğenin ismini degiştirme
F3 / arama dosya ve klasörlerde
F4 / adres çubuğunu açar
F5 / yenileme
F6 / adres çubuğuna gider
F10 / active sayfalarda çubuğa gider "dosya eklemek araçlar filan"
SHIFT+F10 / sağ tıkladıgınızda açılan menu
CTRL+ESC / start menusu
SHIFT+CTRL+ESC / görev yönetıcısı

WIN / start menüsü
WIN+BREAK / sistem özellikler menüsü
WIN+D / bütün aktif sayfalari küçültme
WIN+E / bilgisayarımı açar
WIN+F / arama dosya ve klasörlerde
WIN+F+CTRL / bilgisayarımda arama
WIN+L / kullanıcı degiştirme kapatmadan
WIN+M / küçültme veya restore etme sayfaları
WIN+R / çalıştırı açar
WIN+TAB / açık olan sayfalarda geçiş

Windows Explorer Shortcuts
ALT+SPACEBAR / aktif sayfanın menüsü
CTRL+ESC / windows menusu
ALT+F4 / windows penceresini ve cerayann eden olayları kapatır
CTRL+A / bütün parçaları seçer
CTRL+X / seçili kısmı keser
CTRL+C / seçili kısmı kopyalar
CTRL+V / seçili kısmı yapıştırır
CTRL+Z / geri döner son yapılana
CTRL+(+) / sutun icindeki pencereleri otomatik olarak dogru sıralar
TAB / 7 sutun atlatma yada digger seçili ögeye geçme
SHIFT+DELETE / direk silme
BACKSPACE / bir önceki sayfaya yada slime işlemi
ALT+ENTER / seçili ögelerin özellikleri
F10 / aktif sayfanın menusu
F6 / adress bara gider /
F5 / sayfayı yenıler
F3 / arama ögesi
F2 / ismini degistirme seçili ögenin

Internet Explorer Shortcuts
CTRL+A / bütün sayfanın seçimi
CTRL+D / favorite ekler
CTRL+E / aktif sayfada arama yapar
CTRL+F / sayfada bulma
CTRL+H / geçmiş sayfasını açar
CTRL+I / favorite sayfalarının oldugu kısmı açar
CTRL+N / yeni pencere açar
CTRL+O / yenı lokasyonlar gider
CTRL+P / printer menusu
CTRL+S / degisiklikleri kaydeder
CTRL+W / aktif sayfayı kapatır
CTRL+ENTER/ basına www ve sonuna .com koymayı yapar
SHIFT+CLICK / yeni pencerede açar
BACKSPACE / bir önceki sayfaya gider
ALT+HOME / anasayfaya gider
HOME / sayfanın başına gider
TAB / Itemler arasında atlamayı sağlar
END / sayfanın sonuna gider
ESC / açılan sayfayı sonlandırır
F11 / tam ekran yapar sayfayı
F5 / sayfayı yeniler
F4 / adress barı açar
F6 / adress bara gider
ALT+RIGHT ARROW / ileri sayfaya götürür
SHIFT+CTRL+TAB / address bara gider
SHIFT+F10 / sağ tus olayı
SHIFT+TAB / geri tab olayı
CTRL+C / kopyalama
CTRL+V / yapıştırma
ENTER / aktif etmek /
F1 / internet explorer help

Ms-dos komutları
ASSOC / Dosya ortaklıklarını görüntüle.
AT / Programları ve komutları uygulamak için zamanı ayarla.
ATMADM / Windows ATM sağrı yöneticinin gördüğü adresleri ve bağlantıları listele
BREAK / CTRL + C'i Etkinleştir / devre dışı bırak
CACLS / ACL dosyaları göster ve değiştir
CALL / Grup dosyasını diğer grup dosyasından çağır.
CD / Rehberi değiştir.
CHCP / Uluslar arası klavye ve karakter bilgilerini ilave et
CHDIR / Adresi değiştir.
CHKDSK /FAT diskdeki hataları tara.
CHKNTFS / NTFS disk'deki hataları tara
CLS / Ekranı temizle.
CMD / Komut satırını çalıştır.
COLOR / Ön plan resmini değiştir.
COMP / Dosyayı sıkıştır.
COMPACT / Dosyayı sıkıştır,aç,.
CONTROL / Ms-dos da denetim masası simgelerini aç
CONVERT / FAT'i NTFS'e dönüştür
COPY / Bir yada daha fazla dosyayı öteki konuma kopyala
CTTY / Bilgisayarın giriş çıkış aygıtlarını değiştir
DATE / Sistem tarihini görüntüle,değiştir
DISKCOMP/ Disk'i diğer bir disk ile karşılaştır
DRIVPARM / Asıl aygıt sürücülerinde yeniden yazmayı etkinleştir.
ECHO / Mesajları göster ,etkinleştir ve devre dışı bırak
EDIT / Dosyayı görüntüle ve değiştir.
EDLIN / Dosyayı görüntüle ve değiştir.
EMM386 / Genişletilmiş hafıza yöneticisini görüntüle
ENABLE / Konsol geri alma komutunu etkinleştirme ve devre dışı bırakma
SCANDISK / disk taramayi calistir.
QBASIC / Qbasic i ac.
RENAME / yeniden adlandir.
RMDIR /bos klasoru sil.
SHUTDOWN/ bilgisayarı kapat
SMARTDRV / geleneksel ve genişletilmiş hafıza için disk hafızası olustur
SORT / kisa giris ve cikislari goster
SWITCHES/ ms-dos a fonksyion ekle,kaldır.
SYS / Sistem saatini disk sürücüsüne yükle
TIME / sistem saatini goster,ayarla.
TITLE / ms-dos penceresindeki basligi degistir
TRACERT / karsidan gelen network paketlerinin yolunu goster
TREE / Disk'in yuzeysel agacini goster
TYPE / Dosyanin icerigini goruntule
UNDELETE / silinemeyen dosyalari silvisuall
UNFORMAT / bicimsiz disk surucusu.
UNLOCK /Disk'in klitini ac.
VER / Versiyon bilgisini goster.
VERIFY / diske yazmak gerektiginde karar vermeyi etkinlestir yada devre disi birak.
VOL / cilt bilgisini goster
XCOPY / Başka bilgisayarlardan çoklu dosyaları kopyala
TRUENAME/ dizinde var olan kişileri gösterir
TASKKILL / ihtiyaç duyulmayan uygulamaları kapat
SETVER - ms-dos version unu degistir.
SHARE - dosyalari palasabilme yetenegini yukle,devredisi birak.
SCANREG - kayit defterindeki hatalari tara ve geri yukle.
ROUTE - windows agindaki rota tablosunu goruntule ve degistir
RUNAS - baska bir bilgisayardaki programi etkinlestir.
PRINT - dosyayada resmi print et
PROMPT - ms-dos u goster ve degistir
PING - test amacli diger ag bilgisayarina bilgi gonder
POPD - agdaki rehberi degistir.
NET - ag ayarlarini guncelle ve onar
NETSH - degisebilen ve degismeyen network bilgisini goster
NETSTAT - TCP/IP ag protokolu bilgisini ve istatistigini goruntule.
NLSFUNC - ulkeye ozgu bilgileri goster
NSLOOKUP - agdaki yada alandaki ip adresini goster
PATH - bilgisyardaki gizli dosya yerlerini goster ve yerini ogren
PATHPING - ag daki gizli dosya yerlerini goster ve yerini ogren
MOVE - dosyanin yerini degistir.
MSAV - ilk microsoft virus hizmeti.
MSD - Tanimlama hizmeti.
IFSHLP.SYS - 32-bit dosya yoneticisi.
IPCONFIG - ag aygiti ayarlarini goster ve degerleri goruntule
KEYB - klavyenin planini degistir.
LABEL - disk surucusunun etiketini degistir.
LH - Yuksek Hafizada disk surucusu yukle
LISTSVC - servisler ve suruculer icin kurtarma konsol komutunu goruntule
LOADFIX - 64k'nin uzerindeki programlari yukle
LOADHIGH - yuksek hafizadaki aygit surucusunu yukle.
LOCK - hard disk surucusunu kitle.
LOGON - kurulumlar ve geri tuklemeler icin yonetici hesabi.
MAP - surucudeki aygit ismini goster
MEM - Sistemdeki hazfızayı göster.
MKDIR - yeni, rehber komutu yarat.
MODE - port ve gotuntu ayarlarini degistir.
GRAFTABL - Grafik modundaki genişletilmiş karakterleri göster. .
HELP - komutlari kisaca acikla
EXTRACT - dosyalari windows dizininden cikart
FASTHELP - ms-dos komutlarini ve bilgileri listele
FC - dosyalari karsilastir.
FDISK - disk surucusu icin bolumleme konsolunu calisti
FIND - dosya icindeki yaziyi ara.
FINDSTR - dosya icindeki dizini ara.
FIXBOOT - yeni cizim bolgesi yaz
FIXMBR - disk surucu icin yeni cizim bolgesi yaz
FORMAT - disk surucusunu bicimlendir.
FTP - FTP * a baglan
FTYPE - dosya turunu goster
ERASE - dosyayi sil
DISKCOPY - diski diger bir disk'e kopyala.
DEFRAG - yuklenen programlari disk uzerinde stabile et.
DEL - bi veya daha fazla dosyayi sil.
DELETE - silinen dosyalar icin kurtarma konsol komutu
DELTREE - bir veya daha fazla dosya ve rehberi sil
DIR - klasor icindekileri goster.
DISABLE - windows sistem ve suruculerinde kurtarma konsolu komutunu devre disi birak.
CHOICE - dizin icindeki coklu sevenekleri belirt.
BOOTCFG - kurtarma konsolu komutlarını göster ve düzenle ve boot.ini yi yeniden oluştur.

Şehbir
01-25-2009, 03:34 PM
ALTTAKİ LİNKİ TIKLA AÇILAN SAYFANIN HER YERİNE İSTEDİĞİN KADAR MAUS İLE TIKLAYIP BASILI TUT.

ÇİÇEKLER BENDEN SİZE

http://www.procreo.jp/labo/flower_garden.swf (mhtml:{72EE1CBA-CCDF-4484-8797-63895B88423F}mid://00000568/!x-usc:http://www.procreo.jp/labo/flower_garden.swf)

Şehbir
01-25-2009, 05:46 PM
Bunları bilseydik ormanların yaprağına dokundurmazdı k herhalde:

* Ormanlar yazın ısıyı 5-8 C düşürür, kışın 1-5 C yükseltir.
* Bugünlerde bol bol yaktığımız bir hektar Ladin ormanı 32 ton, Kayın ormanı 68 ton,

*Çam ormanı ise 40 ton toz emer.

* 25 m boyun bir Kayın ağacı saatte 1,5 kg oksijen üretir.
*100 yaşındaki bir Kayın ağacı 40 kişinin (kirlettiği) çıkardığı karbondioksiti yok eder.

* 100 yaşındaki bir Kayın ağacı yılda 30 ton su çekerek erezyonu ve seli önler.

* Kan kanserinden ölme riskini 5'te bire düşüren bitkilerin yayılma alanlarının % 90'ı yok edilmiştir. Tabi bizler tarafından.

* Türkiye'de, koruma altındaki ormanlar tüm ormanlarının % 2'sini oluşturmaktadı r. Gerisi insan kılığındaki orman katillerinin insafına bırakılmıştır.

* Ormanlardan elde edilen 1 ton kağıt için;

* 30 yaşında 60 ağaç,

* 300 Kwh enerji,

* 60,000 Lt su,

* 400 kg fuel oil

tüketilmektedir.



* Türkiye 1980 yılında en çok ormanı olan ülke sıralamasında
33 üncü idi, 1990 yılında 55 inciliğe düştü..!

* Türkiye yani bizler dünyada ormanlarını en hızlı tüketen ülkeler sıralamasında 2 nci durumdayız. Birinci ise İRAN. Herhalde bu derece ile gurur duydunuz.

* Ormanlar azalmakta bundan sonra ne yapacağız, tozu kim emecek, karbondiositi kim yok edip yerine oksijen üretecek, selleri kim önleyecek, kağıdı nereden bulacağız vs vs vs

* İYİ DÜŞÜNÜN, geleceğinizi yani çocuklarınızı ve torunlarınızı düşünün!

Şehbir
01-26-2009, 04:00 AM
BİR FAZİLET ABİDESİ

Her savaşta olduğu gibi, Çanakkale Harbinde de kahramanca savaşan Tük askeri, düşmanlarını bile hayran bırakmıştır. Bu savaşta, bir kolu ile ayağını kaybeden Fransız Generalinin yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırası şöyledir.

"Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler. Hiç unutmam. Savaş sahasında dövüş bitmişti. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeri kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla şöyle bir konuşma yaptık:

Niçin öldürmek istediğin düşmana yardım ediyorsun?

Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:

Bu Fransız yaralanınca, cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi. Anlamadım ama her halde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki, o kurtulup anasının yanına dönsün.

Bu asil duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Çünkü Türk askerinin göğsünde, bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikisi de öldüler."

İbrahim Refik; Çanakkalenin Ruh portresi

(Genel Kurmay Başkanlığı Veb sitesinden alınmıştır.)

Qarshi
01-26-2009, 05:32 AM
Bana gelen bir e postadan ;


INSAN VUCUDU

Insan vucudu, mucizelerle dolu bir makinedir. simdi okuyacaginiz vucudunuzla
ilgili gercekler sizi neden bu sekilde yaratildigimiz konusunda merakta
birakacak.

-Bilimadamlarina gore IQ'nuz ne kadar yuksekse o kadar cok ruya gorursunuz.

-Insan vucudundaki en buyuk hucre yumurta hucresi, en kucuk hucre ise sperm
hucresidir.

-Bir adim atmak icin 200 kasinizi kullanirsiniz. .

-Ortalama bir kadin ortalama bir adamdan 5 inc (12,5 cm) daha kisadir.

-Ayak basparmaginizda iki kemik olmasina karsilik diger dort parmaginizda
ucer kemik bulunur.

-Bir çift ayakta 250,000 terbezi vardir.

-Tam dolu bir idrar kesesi asagi yukari bir beyzbol topu ebadindadir.

-Mide asidiniz bir jileti eritebilecek güctedir.

-Insan beyin hucresi 5 takim Encyclopedia Britannica'daki bilgileri
alabilecek kapasitededir.

-Yiyecegin agzinizdan midenize ulasmasi yedi saniye surer ..

-Ortalama bir ruya 2-3 saniye surer.

-Gogusleri kilsiz erkekler, killi erkeklerden daha fazla karaciger sirozuna
yakalanirlar.

-Dollenme aninda, yaklasik yarim saat tek bir hucre olarak yasarsiniz.

-Her bir ayaginizda yaklasik bir tirilyon bakteri vardir.

-Vucudunuzun 30 dakikada saldigi isi ile iki litre suyu kaynatabilirsiniz.

-Dis minesi vucudunuzdaki en sert seydir..

-Disleriniz dogumunuzdan 6 ay once (disetlerinizin icinde) olusmaya baslar.

-Sevdiginiz birine bakarken gozbebekleriniz genisler. nefret ettiginiz
birine bakarken de genisler.

-Sarisinlar, esmerlerden daha fazla sac teline sahiptir.

-Burnunuzla basparmagini ayni boydadir.

Tam su anda, eminim ki son maddeyi denemektesiniz. .. simdi parmaginizi
burnunuzdan cekin de bunu parmaklariyla burunlarini olcmek isteyebilecek
baska arkadaslariniza gonderin bakalim

Şehbir
01-26-2009, 05:46 AM
'MANKURT' sözcüğü, ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un ölümü nedeniyle gündemimize yeniden girdi. Geçtiğimiz yılvefat eden, Kırgızistan'da toprağa verilen Cengiz Aytmatov bütün Türk dünyasının en büyük yazarlarındandı.


Orta Asya ülkelerindeki 'Mankurt' söylencesini, 'Gün Olur Asra Bedel' adlı romanında anlatan Aytmatov, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketin, toplumun mankurtlaşması olduğunu söylerdi.


Mankurtlaşmak, günümüzde ulusal kimlikten uzaklaşmak, topluma ve kültüre yabancılaşmak, zihnin yeniden inşası yoluyla bilinçsizleşmek, egemen güçlere ve dünyayı yöneten süper devletlere yaranmak anlamında kullanılıyor.

Beyni yıkanarak mankurtlaştırılan kişi, düşmanını efendi olarak kabul ediyor, kendi halkına ve değerlerine karşı savaşan bir köle oluyor.

Bu, elbette ki kısa sürede olmuyor. Uzun bir zaman dilimine yayılıyor, ulusal refleksler yavaşlatılıyor, milli direnç kırılıyor.

Çok yönlü bir saldırı altında olan 'güzel ve yalnız' Türkiye'miz, ne yazık ki, Batılı dostlarımız (!) ve onların yerli işbirlikçileri tarafından mankurtlaştırılıyor!

* * *

Mankurt, efendisine sadık, onun sözünden asla çıkmayan, karnını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen, efendisinin emriyle öz annesini bile öldüren bir yaratık!

Orta Asya'da, Juan-Juan isimli barbar bir toplum, tutsak ettiği insanları nitelikli (!) köleler haline getirmek için onların hafızalarını silermiş. Bunu şöyle yaparlarmış:

Önce tutsağın başını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bu arada bir deveyi keser, derisinin en kalın yeri olan boynundaki deriyi tutsağın kanlar içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Kuruyup büzülen deri, kafayı mengene gibi sıkıp dayanılmaz acılar verirmiş. Bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp dışarı çıkamayınca başına batarmış.

Tutsak, kafasını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır, yürek paralayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde dört-beş gün aç-susuz bırakılırmış. Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu ölür, kalanlar ise belleklerini yitirirmiş.

Tutsak zamanla kendine gelir, yiyip içerek gücünü toplarmış. Ama artık o bir insan değil, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan 'mankurt' olurmuş.

Bir mankurt, kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını ve çocukluğunu bilmezmiş. Bilinci ve benliği olmadığı için, insan olduğunun bile farkında değilmiş...

Ağzı var, dili yok, itaatkár bir hayvandan farksız. Kaçmayı hiç düşünmeyen bir köle. Onun için önemli olan tek şey karnını doyurmak ve efendisinin emirlerini yerine getirmek...

* * *

İşte toplumumuzda olup bitenleri, 'mankurt efsanesi' ile değerlendirmek gerek... Bugün, Türk toplumunun hızla mankurtlaştırıldığı görülüyor. Ulusal kimliğimiz, kişiliğimiz, büyük bir saldırı altında... Geçmişimiz ve kim olduğumuz bize unutturulmak isteniyor.

Televizyonda, 'Ben Atatürk'ü sevmiyorum. Humeyni'yi seviyorum' diyen türbanlı genç kadını hatırlayın. Onun kendisi gibi tesettürlü arkadaşının, 'Türkiye'yi İngilizler, Fransızla r, Yunanlılar işgal etmiş olsa, belki de daha iyi olurdu. Yabancı manda altında inançlarımızı, dinimizi daha iyi yaşayabilirdik' şeklindeki sözlerini düşünün...

Bu bir köleleşme olgusudur, mankurtlaşma sürecinin bir bölümüdür. Yarım metrelik bir bez parçası için yabancı işgaline bile razı olanlara şu dörtlükle cevap vermek gerekir:

'Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et,

Senin gibi dürzülerin yüzünden,

Dininden soğuyacak bu millet!'

Şehbir
01-28-2009, 08:15 AM
Bay Meraklı - LaLinea Serisi-Fazla Söze Gerek Yok.Eskiler Bilir


http://img102.imageshack.us/img102/8489/lalinea1du2.jpg

http://img102.imageshack.us/img102/637/lalinea3aa7.jpg

http://img102.imageshack.us/img102/1813/lalinea2yy9.jpg



Bölüm1: http://rapidshare.com/files/190540062/Daimi_lalinea1.rar (35Mb)
Bölüm2: http://rapidshare.com/files/190543277/Daimi_lalinea2.rar (37Mb)
Bölüm3: http://rapidshare.com/files/190547404/Daimi_lalinea3.rar (32Mb)
Bölüm4: http://rapidshare.com/files/190550976/Daimi_lalinea4.rar (12Mb)
Bölüm5: http://rapidshare.com/files/190552135/Daimi_lalinea5.rar (10Mb)
Bölüm6: http://rapidshare.com/files/190553149/Daimi_lalinea6.rar (12Mb)
Bölüm7: http://rapidshare.com/files/190554265/Daimi_lalinea7.rar (12Mb)
Bölüm8: http://rapidshare.com/files/190555513/Daimi_lalinea8.rar (10Mb)
Bölüm9: http://rapidshare.com/files/190556581/Daimi_lalinea9.rar (10Mb)
Bölüm10: http://rapidshare.com/files/190511236/Daimi_lalinea10.rar (12Mb)
Bölüm11: http://rapidshare.com/files/190511845/Daimi_lalinea11.rar (10Mb)
Bölüm12: http://rapidshare.com/files/190512392/Daimi_lalinea12.rar (15Mb)
Bölüm13: http://rapidshare.com/files/190513924/Daimi_lalinea13.rar (31Mb)
Bölüm14: http://rapidshare.com/files/190517136/Daimi_lalinea14.rar (31Mb)
Bölüm15: http://rapidshare.com/files/190521158/Daimi_lalinea15.rar (32Mb)
Bölüm16: http://rapidshare.com/files/190525787/Daimi_lalinea16.rar (33Mb)
Bölüm17: http://rapidshare.com/files/190529755/Daimi_lalinea17.rar (10Mb)
Bölüm18: http://rapidshare.com/files/190531318/Daimi_lalinea18.rar (30Mb)
Bölüm19: http://rapidshare.com/files/190535792/Daimi_lalinea19.rar (31Mb)
Bölüm20: http://rapidshare.com/files/190539111/Daimi_lalinea20.rar (10Mb)


Şifre: www.daimi.org

Şehbir
01-29-2009, 03:43 PM
English Fast Dictionary - Çok kullanışlı bir sözlük


http://i42.tinypic.com/n4y69j.gif


İngilizce-Türkçe | Türkçe-İngilizce, Çok güzel bir sözlük...


Link hatalı oldu, yeniden yüklüyorum..

Aybike
01-29-2009, 03:53 PM
yukardaki animasyonu cocuklugumdan beri izlerim alman tv sinde..görünce sasirdim simdi :)

Şehbir
01-29-2009, 03:58 PM
yukardaki animasyonu cocuklugumdan beri izlerim alman tv sinde..görünce sasirdim simdi :)



Bay Meraklı - LaLinea Serisi-Fazla Söze Gerek Yok.Eskiler Bilir

Eskiler bilir demişim zaten, ben çok severdim.

Şekilden şekile girer, bir anda hiç olmayacak bir kalıba bürünür ve çok şaşırtırdı..

Aybike
01-29-2009, 04:03 PM
eskiler bilir demissin..ben eskimedim daha.:) Öyle demeyin yaaaaaa..Gözüm topraga baksada ,agaclarida görüyorum.
ama bir geriye gittim geldim.:)

Şehbir
01-29-2009, 04:05 PM
eskiler bilir demissin..ben eskimedim daha.:) Öyle demeyin yaaaaaa..Gözüm topraga baksada ,agaclarida görüyorum.
ama bir geriye gittim geldim.:)

Eskiler derken olgun anlamında yaneee..

Tüh be kıvıramadım galba..

Aybike
01-29-2009, 04:15 PM
Evet kiviramadin..
bence sus :)

Şehbir
01-31-2009, 03:06 AM
ÖĞRENİLMİŞ GÜÇYİTİMİ

> > Bir laboratuarda deney yapılıyor. İçinde bir büyük ve
> > çokça küçük balığın olduğu kocaman bir akvaryum
> > konuyor.Haliyle, büyük olanacıktıkça küçükleri
> > yiyor... Daha sonra akvaryumun ortasına dikey bir cam
> > yerleştiriliyor, böylece akvaryum ikiye ayrılıyor.
> > Büyükbalık bir tarafa küçük balıklar da diğer tarafa
> > yerleştiriliyor. Büyük balık cam bölmeyi geçmek ve
> > küçük balıkları yemek içindefalarca deneme yapıyor.
> > Bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28 saatin sonunda
> > büyük balık artık diğer tarafa geçmek içinmücadele
> > etmeyi bırakıyor. Deneyin sonunda cam bölme
> > kaldırılıyor. O da ne!!! Büyük balık küçükleri
> > yemek için hiçbir hamleyapmıyor. Saatler geçtiği hâlde
> > onları yemediği görülüyor. Buna psikolojide
> > 'Öğrenilmiş Güçsüzlük! '
> > deniyor.İstatistiklere göre bir çocuk ergenlik yaşına
> > gelinceye kadar ortalama 148.000 defa anne babasının,
> > 'yapma; elleme, dokunma,' gibisözlerini
> > duyuyormuş. Böyle olunca da çocukta büyüyünce
> > 'yapamama', 'edememe' özellikleri
> > gelişiyor ve özgüvenini yitiriyor.

Şehbir
02-02-2009, 06:12 AM
En uzun ve en kısa isimli şehirler



http://img91.imageshack.us/img91/9112/51881805jh7.jpg (http://imageshack.us)

The longest name of a city in New Zealand



http://i44.tinypic.com/2cpu79x.jpg

The shortest city name in the world is in Norway with one letter (A)

Şehbir
02-02-2009, 07:46 AM
Yasak ”Türk Piramitleri”

Çin Halk Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde yer alan ve tarihi ”İpek yolu”nun başlangıç şehri olan Xi'an şehrine 100 km uzaklıkta ”Qin Ling Shan” dağlarında ”Büyük Uygur Türk İmparatorluğu” döneminden kaldığı düşünülen irili ufaklı 100 kadar piramit ve bunların içerisinde ”Beyaz Piramit” adı verilen ve 300 metre yüksekliğinde Keops piramidinden daha büyük ve yüksek bir piramit bulunuyor.


http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032%20(10).jpg


On altı piramitten oluşan merkez kompleksin en büyüğü Beyaz Piramittir. Bu bölge yasak bölgedir. Çinli yetkililer bu bölgede bilimsel araştırmalar yapılmasına kesinlikle izin vermemektedir ve bu piramitler kamufle edilmeye çalışılmaktadır. Bir çok piramit toprakla kaplanmış ve üzerlerinde yaz kış yaprağını dökmeyen ağaçlar yetiştirilmiştir. Bütün bu çabalar gerçeği gizlemeye yetmemektedir. Piramitlerin taş girişleri ise oldukça belirgindir. Birçok piramit tahrip edilmiş ve kaderlerine terk edilmiştir. Bazı piramitler Orta Amerika piramitleri gibi düz bir tepe yapısına sahiptir. Bu piramitleri ilk olarak 5000 yıllık bazı Çin metinlerinde görmekteyiz. Piramitlerin bazılarının üzerlerine, sürekli yeşil kalan, yaprak dökmeyen türden ağaçların dikilmiş olması bu yasağı anlamlı kılıyor. Çünkü hiçbir devlet kendi geçmişine ait olan bu kadar önemli yapıları yok saymaz. Bu hem tarihi açıdan hem de turizm açısından o ülkeye zarar vermek demektir. Buradan anlıyoruz ki, bu piramitlerin Çin tarihi ile bir ilişkisi yoktur. Asya’da bulunan ve eski Türk toprakları üzerinde yer alan bu eserler tabi ki Ön-Türklerle ilgilidir. Mevcut tarihi bilgiler bu durumu teyit etmektedir. Bu bölgenin Kadim Türk toprakları olduğu şüphesiz bir gerçektir. Bu durum Çin kaynaklarınca da teyit edilmektedir.

http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032%20(9).jpg


http://www.youtube.com/watch?v=UCAyg3-R9Aw&eurl=http://www.indigodergisi.com/turker32.htm&feature=player_embedded


http://www.youtube.com/watch?v=z42MYwEK-g0&eurl=http://www.indigodergisi.com/turker32.htm&feature=player_embedded





Beyaz piramit ilk olarak 2. Dünya savaşı sırasında Hindistan’dan Chungking’e C-54 uçağı ile malzeme taşıyan Amerikalı pilot James Gaussman tarafından gözlenmiştir. Pilotun dönüşü sırasında motorlarından birisi arızalanmış ve alçak irtifaya inmeye karar vermiştir. Dağlık bölgede alçak uçuş yapmak zorunda kalan Gaussman, düz bir vadiye ulaşmış ve parlak devasa bir piramit keşfetmiştir. Muhtemelen Keops gibi beyaz piramitte kireç taşı ile kaplı idi. Gaussman’ın en çok dikkatini çeken nokta ise piramidin tepe taşı olmuştur. Öyle ki Gaussman tepe taşının kristalden olduğunu düşünüyordu. Piramidin etrafında üç tur attıktan sonra üssüne doğru yönelmişti. Üssüne verdiği istihbarat raporunda piramidin çevresinde hiçbir şey görmediğini söylüyor ve ”Çıplak arazi içinde büyük bir piramit duruyordu. Onun çok eski olduğunu tahmin ettim” diyordu ve ”Onu kim inşa etti? Neden inşa edilmişti? İçinde ne var?” diyerek sorularla raporunu bitiriyordu. Uçağından çekmiş olduğu fotoğraf 1957 yılında ilk olarak ”Life” dergisinde yayınlanmıştır. 1994 yılından sonra ise başta Beyaz Piramit olmak üzere diğer piramitlerinde fotoğrafları bir çok yayın kuruluşu tarafından


http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032.jpg

http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032.png


1994 yılında bu bölgeye araştırma yapmak için giden Alman bilim adamı Hartwig Hausdof bir çok fotoğraf çekmiş ve bu fotoğrafların bir kısmının yayınlanmasına izin vermiştir. Görülüyor ki Hausdof’ta Çinlilerin gizlilik yasağına uymuş ve bu konuda basit bilgiler dışında açıklama yapmamıştır. Hausdorf’a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500’ler civarıdır. Piramitlerin içerisinde Ön-Türlere ait olduğu varsayılan ve mısır mumyalarından daha iyi mumyalanmış cesetler ve yazıtlar üzerinde araştırma yapılması Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yasaklanmıştır.

Hausdorf Çin'e kadar giderek yaşadıklarını yazdı : "Mart 1994'te Çin'e gittim. Orta Çin'de Shensi Eyaleti'ndeki Xian şehri çevresinde bulunan yasak bölgeleri gezdim ve burada masalsı 6 piramit buldum. Ekim 1994'te bölgeye tekrar geldiğimde video kameramı yanıma aldım ve yürüyerek 18 dakikalık bir uzaklıktan bazı resimler çektim. Daha sonra evde incelediğimde arka planda birçok piramit görebildiğimi fark ettim. Ve bugüne kadar 2000 km²'lik bir alanda 100'den fazla piramit saydım!


http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032%20(2).jpg


http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032%20(4).jpg


Piramitlerin bazıları şu anda kötü durumda. Çünkü bu yapılar, burada yaşayan insanlar ve çiftçi aileler tarafından yağmalanmış ve zarar verilmiş. Piramitler genelde taştan değil toprak ve kilden yapılmışlar ve bazı çiftçiler piramitlerin parçalarını, evlerini ve çiftlikleri için alıyorlar.Aslında bu hoş bir şey değil ama gerçek böyle. Bu hayret verici eserleri incelemeye devam etmek için izin almak istedim fakat gerçekten çok zorlandım. Çin hükümeti piramitleri gerçekten iyi koruyor ve kesinlikle kazı yapılmasına izin vermiyor. Çinli arkeolog Profesör Xia Nira kazıların yeni nesillerden yetişen ve yetişecek olan Çinli bilim adamlarının görevi olacağını söylüyor. Daha da ilginci, Çin Hükümeti şu aralar piramitlerin üzerinde hızlı büyüyen kozalaklı ağaçlar yetiştiriyor. Böylece 20 yıl sonra şöyle söyleyecekler : "Ne piramitleri? Onlar sadece üzerinde ağaçların yetiştiği doğal tepeler." Ama benim asıl merak ettiğim şey, neyi örtbas etmeye çalıştıkları...

Bildiğim tüm piramitler, Qin Chuan ovasında ve biri hariç yükseklikleri 25 ile 100 metre arasında değişiyor. Diğer piramitlerin hepsinden farklı olan bu piramit, Qin Lin vadisinin kuzeyinde "Büyük Beyaz Piramit" adıyla biliniyor. Gerçekten de çok büyük, yüksekliği yaklaşık 300 m. söyleyebileceğim tek şey, bunun Çin piramitlerinin anası olduğudur.Belki de Çin hükümeti, benim oraya gitmemi bu yüzden reddetti. ayrıca Çinliler bu büyük vadiyi uzay çalışmaları için kullanma niyetinde de olabilirler. Böylece bu vadi kesinlikle yasaklanmış bir yer olacaktır. Bence Çinliler Amerikalılardan çok daha paranoyak.


http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032%20(6).jpg


Bilindiği kadarıyla Mısır uygarlığından çok önceleri mükemmel bir şekilde ilk insan mumyalayanlar Altay Türkleridir. Bugün Saklı Piramitlerin bulunduğu bölge ise Mu kıtası araştırmalarıyla ünlü ve naacal tabletlerini okuyan araştırmacı James Churchward’ın verdiği bilgilere ve çizdiği haritaya göre ”Büyük Uygur İmparatorluğu” bölgesidir. ”Çin efsaneleri Uygurların 17.000 yıl önce uygarlıklarının zirvesinde olduklarını anlatır. Bu Piramitler ”Büyük Uygur Türk İmparatorluğu” zamanında yapılmış piramitlerdir. Yıpranmışlıkları dikkate alınırsa, yapım tarihleri M.Ö. 5000 - 15.000 tarihleri arasında olduğu söylenebilir. Çünkü bu zaman aralığı Büyük Uygur Türk imparatorluğunun medeniyetinin parlak dönemleridir.


http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032%20(7).jpg


Bu bölge Uygur-Türk Bölgesidir ve piramitlerin tahmini yaşı uyarınca (Piramitlerin incelenmesine izin verilmediği için sadece tahminlerde bulunulabiliyor) Türkler tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Yine bu Piramitlerin içerisinde Proto-Türk yazılarının olduğu tahmin edilmektedir. Çinlilerin kendi atalarına ait olmayan bu eserleri dünyadan gizlemeye çalışmalarını da onların bakış açılarına göre anlayabiliyoruz. Sonuçta insanlık tarihinin yeniden yazılması gerekebilir. Bu durumda birçok gerçek değişecektir ve haliyle yerleşik otoriteler bu değişikliği istememektedir. Çinli yetkililer “Turfan”da bulunan mumyalar üzerine bazı açıklamalar yapmakla yetinmişlerdir. Bu açıklamalarda ise şu bilgiler veriliyor: “Turfan mumyaları eski Mısır mumyalarından çok farklı ve teknik olarak Mısır mumyalarından daha mükemmeldir.” Daha sonra Mısır mumyaları ile karşılaştırmalar yapılmış ve Turfan mumyalarının üstünlüğü bilimsel olarak ta ispat edilmiştir. Eldeki birçok veriye dayanarak bugün rahatlıkla söyleyebiliriz ki “Mumya kültürü Türkler tarafından ilk olarak kullanılmış ve geliştirilmiştir. Mısır uygarlığını geri planda bu kültür açısından besleyen bir alt yapının olmadığı bilinmektedir. Mumyalama kültürünü ve tekniğini bulan ve geliştiren Türklerin bu kültürü Mısır halkına öğretmiş olması muhtemeldir. Aynı şekilde Piramit bilgileri de Mısırlılara Türkler tarafından öğretilmiş olabilir.

Şehbir
02-02-2009, 07:47 AM
http://www.indigodergisi.com/yasak%20turk%20piramitleri%20cin%2032%20(8).jpg

Urumçi mumyaları ise başlı başına birer şaheserdir. Öyle ki urumçi de bulunan ve ”Lolan” adı verilen M.Ö. 2000 yılına ait olduğu hesap edilen bir bayan mumyası çok dikkat çekmektedir. Bu mumya 4000 yaşındadır ve iç organları bile çıkartılmamıştır ve Mısır mumyalarından çok daha iyi durumdadır. Bazı mumyaların üzerinde ise ameliyat izleri bulunmaktadır. At kılı ile dikiş atılmıştır. Bu bilinen en eski tıbbi operasyondur.


http://www.indigodergisi.com/on-turk%20tarihci%20kazim%20mirsan.JPG

Ön-Türk araştırmacısı olan Kazım Mirşan’ın araştırmalarına göre Ön-Türkler tarafından OT-OG olarak isimlendirilen Mısır’a M.Ö. 3000 yıllarında Anadolu’dan Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir. Araştırmacı Bilim Adamı Kazım Mirşan’ın diğer çalışmaları ise şöyledir: Anlamı çözülemeyen 184 mısır hiyeroglif yazısını Ön-Türkçe olarak okumuş ve çözümlemiştir. Bu ilginç bir tespittir. Hiyerogliflerle Ön-Türk dili iç içedir. Kazım Mirşan yaptığı araştırmalar sonucunda şunları ileri sürmektedir:

http://www.indigodergisi.com/orhun%20yazitlari%20abideleri%20ilk%20alfabe%2032. jpg

Yazı, Türkler tarafından M.Ö. 16.000 yılında icat edildi. Anadolu'da da Ön Türkçe yazıtlar bulunmaktadır. Latin, Yunan, Fenike ve Kiril alfabeleri Ön Türkçe'den oluşmuştur. Roma'nın küllerinden kurulduğu medeniyet olan Etrüskler Türk'tür. (Etrüskçe yazıtlar ilk defa 2004 senesinde Kazım Mirşan tarafından çözümlenmiştir.) Romalılardan önce İtalya Yarımadası'nda yaşayan Etrüsklerin konuştuğu dil olan Etrüskçe, Türkçe kökenlidir. İskandinavya dahil, tüm Avrupa'da 5000'den fazla Türkçe yazıt bulunmaktadır. Mısır'daki eşteşlerinden 2000 yıl daha eski ve iki kat daha büyük olan ve şu anda yasaklanmış bölgede bulunan piramitler Türkler tarafından yapılmıştır. Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan tarafından ortaya çıkarılan yeni bir tez, Türk Tarihi'nin M.Ö. 16.000'li yıllara dayandığını söylemektedir. Bu teze göre yazıyı Türkler bulmuştur. Tüm dünya alfabelerinin kökeni Türk alfabesidir. Ayrıca bilinen ilk Türk devleti olan Hun İmparatorluğu'nun ilk Türk devleti olmadığı, ilk Türk devletinin Bir Oy Bil olduğu görüşündedirler. Ardından At Oy Bil, Türükbil- (karşılığı: Göktürk) gelir. Türk tarihinin çok eskilere dayanması gerektiğini gösteren en büyük delil ise; Orhun Yazıtlarıdır. Çünkü Orhun Yazıtları'nda kullanılan dil ve noktalama işaretleri bu dilin en gelişmiş hali olduğu sonucuna götürmektedir. Böyle bir dilin oluşabilmesi için en az 3000 yıl geriye gidilmesi gerekir. Bugün Çin sınırları içerisinde 300 metre boyunda piramitler bulunduğu ve bu piramitlerin Mısır'dan çok önce inşa edildiği tespit edilmiştir. Mısır'ın dip kültüründe de Türkler olduğu iddia edilmektedir. Norveç, İsveç, Portekiz ve Fransa'daki mağaralardaki yazıların Türk damgaları (harfleri) ile okunduğunda anlamlaştığı ileri sürülmektedir. İskitlerin yani Sakalar'ın Türk kökenli oldukları ileri sürülmektedir. Etrüskler, Truvalılar, Sümerler, Hititler ve Friglerin dip kültüründe Türk uygarlığı olduğu görüşü de ileri sürülmektedir. Bu kavimler Türk olmasa bile dip kültüründe Türk etkisi vardır. Japon ve Çin medeniyetinin de dip kültüründe M.Ö. 4000 yıllarında Orta Asya'dan Çin'e ve Japonya'ya göçen Türklerin olduğu kabul edilmiştir. Türkler Anadolu'ya 1071'de değil, M.Ö. 7000'li yıllarda gelmişlerdir. Çevresi denizle çevrili Anadolu'yu sürekli besleyen Türk göçleri buraya sıkışmışlar ve Türk varlığını tesis etmişlerdir. Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinde karşılarında aynı dili konuşan pek çok Türk grubu ile karşılaşmışlardır.

http://www.indigodergisi.com/cindeki%20turk%20piramitleri%2032.jpg


M.Ö. 10.000 yıllarında ılıman iklim ve büyük göllerin olduğu anlaşılan Orta Asya'nın kuruması ve çölleşmesiyle Türk gruplarının çevre ülkelere yayıldığı ve diğer kültürlere etki yaptıkları ileri sürülmektedir. Bering Boğazı'ndan geçerek Kızılderili ve Güney Amerika kültürlerinin diplerinde de Türk etkileşimi olduğu ileri sürülmektedir. (Kazım Mirşan, Vikipedi Türkiye)


--------------------------------------------------------------------------

Kaynaklar:

http://tr.wikipedia.org

http://www.crystalinks.com/pyramidchina.html

http://www.earthquest.co.uk/china/china.html

http://www.lauralee.com/chi_pyr.htm

http://www.trilobia.com/pyramids.htm

Şehbir
02-04-2009, 05:50 PM
Rıfat Ahmet ALTUNTOPRAK Çalışması: Renkli Atatürk Resimleri


http://sites.google.com/site/rifatahmetaltuntoprak/_/rsrc/1233742225502/Home/atatuerk-fotograflari/ata128-1.JPG (http://sites.google.com/site/rifatahmetaltuntoprak/Home/atatuerk-fotograflari/ata128-1.JPG?attredirects=0)


http://sites.google.com/site/rifatahmetaltuntoprak/Home/atatuerk-fotograflari (http://sites.google.com/site/rifatahmetaltuntoprak/Home/atatuerk-fotograflari)

Şehbir
02-05-2009, 06:03 AM
'Filistin'in, Lübnan'ın emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyiz' diyen Ata, Cumhuriyet yöneticilerini de tehlikeye karşı uyardı.

Şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerinin Museviler'in ve Hristiyanlar'ın nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmiyeceğiz.' Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e ait...

Ankara'da çatlak

Güney Lübnan'a konuşlanması planlanan çokuluslu istikrar gücüne katkıda bulunmak isteyen BM üyesi ülkeler, bölgede çatışmanın sona ermesini beklerken, İsrail Başbakanı Ehud Olmert ise barış gücü Lübnan'da konuşlanmadan ateşkes olamayacağını belirtti. Türkiye'nin bölgeye göndereceği barış gücünün fonksiyonunun ne olacağı konusunda da Ankara'da 'fikir ayrılığı' bulunduğu iddia ediliyor. Edinilen bilgilere göre, bazı birimler, bölgeye gönderilecek gücün, Hizbullah'a karşı aktif görev almasını istiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, bugüne kadar, İsrail'le olan ilişkilerini, hükümetlerden bağımsız yürüttü. Peki Atatürk yaşasaydı, Filistin'de devam eden insanlık dramı karşısında acaba nasıl hareket ederdi? Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, şu anda İsrail'in işgali altında bulunan Filistin, bir diğer ifadeyle 'Kutsal Topraklar' hakkında acaba ne düşünüyordu? Atatürk halen yaşasaydı, İsrail'e, NATO, AB ve ABD'ye karşı acaba nasıl bir tavır takınırdı? Lübnan'da yaşanan insanlık dramına müdahale mi eder, yoksa seyreder miydi?

'Emperyalist giremeyecek'

İsrail'in Lübnan'a saldırısı nedeniyle dünyanın gündeminde olan 'Kutsal Topraklar'ın Geleceği' konusunda, haftalık yayın yapan Dünya Gündemi gazetesi, tarihi belgeyi geçen hafta yayımladı. Belgenin konusu Kutsal Topraklar ve Atatürk'ün 1937'de Meclis'te yaptığı bir konuşmaya dayanıyor. Belgedeki imza ise dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya ait. Aşağıdaki sözler Türk Devleti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e ait: 'Şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerinin Museviler'in ve Hristiyanlar'ın nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmiyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen Peygamber'in son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlar'la mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmiyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz.'

İşte belgenin tam metni

Bazı çevrelerin Atatürk'le ilgili iddialarına son verecek olan bu belge, İçişleri Bakanlığı Matbuat Umum Müdürlüğü antetini ve 20 Ağustos 1937 tarihini taşıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhurbaşkanlığı'na hitaben yazdığı ön sunuş yazısında 'Bombay Chronicle gazetesinin 27.8.1937 tarihli nushasında 'Filistin'e el sürülemez, Kemal Paşa Avrupa'ya ihtar ediyor' başlığı altında bir yazı intişar etmiştir. Bu yazının Türkçe örneği ilişik olarak sunulmuştur. Bu vesile ile saygılarımı tekrarlarım' diyor. Belgeden anlaşıldığına göre Mustafa Kemal Atatürk'ün, Meclis'te yaptığı bu konuşmayı, önce, Ankara'da Türkçe yayınlanan Hakimiyeti Milliye Gazetesi yayınlamış. Hindistan'da yayınlanan Bombay Chronicle Gazetesi de bu açıklamayı Hakimiyeti Milliye Gazetesi'nden almış. Aslı Ankara'da Milli Arşiv'de 030 10 266 793 25 numaları dosyada saklı tutulan belgeye göre, Mustafa Kemal Atatürk'ün Kutsal Topraklar'la ilgili olarak Meclis'te yaptığı bu konuşmanın tam metni şöyledir: 'Araplar'ın Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Araplar'ın arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplar'dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyetin mukaddes yerlerinin Museviler'in ve Hristiyanlar'ın nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki; buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmiyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlar'la mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında (altında) bulunmasına müsaade etmiyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.'

Şehbir
02-06-2009, 01:18 PM
Hastalığınızı gösterecek 16 ipucu

Prof. Bale'ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Bale'nin " İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu" dediği test şöyle:
Sağlıklı yasam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra'daki Kine College Hastanesi Gerontoloji (yaslanma bilimi) Enstitüsü'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Bale, "Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz " diyor ve ekliyor: "Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor."

1.Tırnaklar
Tırnaklarınıza dikkatle bakin. Eğer hafif mavilik yâda; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karsı karsıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karsı karsıya olduğunuzu gösterebilir.

2. Nefeslerinizi Sayın
Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

3. Gözler
Aynada gözlerinizden birine bakin. İris'in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu ayni şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

4. Avuç içinize bakin
Avuç içlerinize dikkatle bakin. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.

5. Hafıza kontrolü
Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakin. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karsılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.

6. Kas kontrolü
Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.

7. Görünüş
Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün.
Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.

8. Tiroit misiniz?
Kollarınızı yere paralel olarak tam karsınızda birleye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.
9. Düz yürümek
Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi isliyor demektir.

10. Doğum kilonuz
Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.

11. Beliniz kalın mı?
Vücut sekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yasama riskiniz daha fazla.

12. Tuvalet sıklığı
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık tuvalete gitmektir.

13. Nabız kontrolü
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yasayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.

14.Dişlerinizi fırçalayın
Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.

15. Parmak uzunluğu
İşaret ve yüzük parmakları ayni uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.

16. Ayak Bilekleri
Bas parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.

Şehbir
02-07-2009, 06:59 AM
2009 EL KİTABI

SAĞLIK:


1. Çok su için.

2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de

dilenci gibi yiyin.

3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok ve

fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.

4. 3 E ile yaşayın -- Energy, Enthusiasm, and Empathy (enerji,

heyecan ve duygu paylaşımı).

5. Meditasyon, yoga ve dua yapacak zaman yaratın.

6. Daha çok oyun oynayın.

7. 2008'de okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun .

8. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.

9. 7 saat uyuyun.

10. Hergün 10-30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken

gülümseyin.


KİŞİLİK:


11. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın. Onların

seyahatinin ne hakkında olduğuna dair hiçbir fikrin yok.

12. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere

sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an

için harcayın.

13. Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.

14. Kendinizi çok da ciddiye almayın; kimse yapmıyor.

15. Kıymetli enerjini gevezelikle, dedikoduyla boşa harcama.

16. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.

17. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır.

İhtiyacınız olan herşeye zaten sahipsiniz.

18. Geçmiş meseleleri unutun. Partnerinizin geçmiş hatalarını

hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.

19. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok

kısadır. Kimseden nefret etmeyin.

20. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.

21. Senden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu

değildir.


22. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada

olduğumuzu unutmayın. Problemler, cebir dersi gibi gelip

giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam

ettiği eğitim programının bir parçasıdır.

23. Daha fazla gülümseyin ve gülün.

24. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı

fikirde olmamak için anlaşın.


SOSYAL YAŞANTI:


25. Ailenizi sık arayın.

26. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.

27. Herkesi herşey için affedin.

28. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit

geçirin.

29. Hergün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız en az 1

kişiye "GÜNAYDIN" deyin.

30. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni

ilgilendirmez.

31. Hasta olduğun zaman işin sana bakmamalı. Arkadaşların

bakmalı. Onlarla temasta olun.


HAYAT:

32. Doğru şeyi yapın!

33. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan herşeyden uzak

durun.

34. TANRI herşeyi iyileştirir.

35. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.

36. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve

ortaya çıkın.

37. En iyisine henüz sıra gelmedi.

38. Sabah canlı olarak uyandığınız zaman, bunun için TANRI'ya

şükredin.

39. Maneviyatınız daima mutludur. Öyleyse mutlu olun.


SONUNCU ANCAK ÇOK ÖNEMLİ:

40. Lütfen bu dilekleri önemli saydığınız herkese iletin.

41. Özel Madde: İletmezseniz Rüyanızda Beni görün,

Şehbir/Birol

Şehbir
02-07-2009, 07:38 PM
Dünyalar




http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=0&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
N&#252;fus.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=1&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
TV M&#252;lkiyet.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=2&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
Yaşam beklentisi.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=3&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
M&#252;lteci Akımlar.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=4&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
Kyoto Protokol&#252;.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=5&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
Kriz B&#246;lgeleri.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=6&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|

İnternet Kullanıcıları.jpg (http://javascript%3cb%3e%3c/b%3E:;)

Şehbir
02-07-2009, 07:40 PM
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=7&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
İletişim uydu alanları.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=8&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
Hava kirliliği.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=9&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
Ge&#231;miş Diasporas.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=10&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
Araba N&#252;fusu.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=11&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
Bor&#231; dağları.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=12&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
ABD End&#252;striyel Atık.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://by117w.bay117.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=13&messageId=90374e7f-1619-4c0d-b9bf-3e9b317d8c12&Aux=4|0|8CB57ACF8749CF0|
İnternet.jpg (http://javascript<b></b>:;)

Kayzer-i Rum
02-07-2009, 07:41 PM
Bir şey soracağım her film oyun cdvs. intte bulabiliyoruz Peki kitapta indirebilir miyiz?Bilgisi olan nerden indirebileceğimizi yazabilir mi?

Şehbir
02-07-2009, 07:44 PM
Bir şey soracağım her film oyun cdvs. intte bulabiliyoruz Peki kitapta indirebilir miyiz?Bilgisi olan nerden indirebileceğimizi yazabilir mi?

Google'da &#246;nce kitabın ismini yaz, peşine e-kitap yaz..

Varsa bulursun..

Ama &#246;yle bir iki sayfaya bakıp pse etme gerekirse yirmi yirmibeş sayfa bak...

OguzAta
02-07-2009, 07:45 PM
E book olursa olur. Ama bilindik kitaplar oluyor.

Hp Serisi Y&#252;z&#252;k serisi buldum Kavgam vs vs. Bilinmedikler bulunmuyor internetten.

Kitabın adını yazdıktan sonra e book yazman yeterli. Yada e kitap

Kavgam e book gibi.

Şehbir
02-09-2009, 08:38 AM
TARİH BOYUNCA T&#220;M IRKLAR T&#220;RKLER'İ B&#214;YLE G&#214;RD&#220;LER


Ye'c&#252;c-Me'c&#252;c taifesi…


T&#252;rkler'in Orta Asya 'daki yurtlarından &#231;ıkıp d&#252;nyadaki diğer ırklarla tanışmasının &#252;zerinden neredeyse 1500 yıl ge&#231;ti. T&#252;rkler, yeni tanıştıkları ve &#231;oğu kez yenilgiye uğrattıkları bu toplumlar &#252;zerinde bıraktıkları k&#246;t&#252; izlenimleri, aradan ge&#231;en bunca s&#252;re i&#231;inde silmeyi başaramadılar. Ne yazık ki, s&#252;rekli T&#252;rkler aleyhine işlemiş olan bu s&#252;re&#231;, g&#252;n&#252;m&#252;zde de devam ediyor.



http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d6295dc04-8728-453f-aa7c-98d2335c6f4a.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a3D226A31C 4BB4F85BF8104A9432E8333%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)

Asya'da fetihlerine devam eden Z&#252;lkarneyn'in &#246;n&#252;nde, Arap tarih&#231;ilerinin "T&#252;rkler" dediği Ye'c&#252;c-Me'c&#252;c kavmi...


Yery&#252;z&#252;nde iftiraya uğramış insanlar olduğu gibi, iftira­ya uğrayan ve topluca su&#231;­lanan milletler de var... G&#252;n&#252;m&#252;z iletişiminin hen&#252;z hayal, g&#246;r&#252;nt&#252;n&#252;n olduk&#231;a silik, haberleş­menin a&#231;ık&#231;a sakat, bilginin d&#252;ped&#252;z yalan, deneyin alabildiğine eksik ol­duğu ve eğrinin doğrudan ayırt edile­mediği karanlık &#231;ağlarda &#246;rnekleri pek fazla g&#246;r&#252;len bu su&#231;lama ve ifti­ralar, ayrıca milletlerin topluca sergi­ledikleri ve kalın &#231;izgilerle birbirin­den ayrılan karakter farklılıkların­dan da kaynaklanıyordu...

İftiranın asıl itici g&#252;c&#252; korku­...
Y&#252;zyıllarca korku ve dehşet i&#231;inde yaşadı insanlar... Doğadan korktular, ele ge&#231;iremedikleri g&#252;&#231;ler­den korktular, birbirlerinden korktu­lar, anlamadıkları şeylerden dehşete d&#252;şt&#252;ler... Başlarına ne geldiyse, ne­denlerini bir t&#252;rl&#252; bilemediler. Bu y&#252;zden de, topluca su&#231; işledikleri halde bu su&#231;lan bazen bireylere, ba­zen kalabalıklara yamadılar...
İşte, b&#246;yle bir ortamda d&#252;nyaya yayılmaya başlayan T&#252;rk milleti de bu &#231;eşit iftiralardan payına d&#252;şeni aldı... Orta&#231;ağ'da bilinmezlik, korku ve dehşetle a&#231;ılan g&#246;zler, As­ya'dan kopup gelen ve birka&#231; defa Avrupa'nın kapılarını zorlayan bu ulu­sa karşı kuşkularla doldu... Onlar "T&#252;rk" diyorlardı... Savaş&#231;ı, yerinde durmaz, zıpkın gibi bir kavimdi... Şair Faruk G&#252;rtunca, yakın zamanda bu kavmin tarifini ş&#246;yle yapmıştı:
Tarihi &#231;evir, nal sesi. kısrak sesi bunlar
Delmiş Roma 'nın kalbini mızrak gibi Hunlar
G&#246;kt&#252;rkler'i Uygurlar, Oğuzlar, Pe&#231;enekler...
T&#252;rk '&#252;n y&#252;ce tarihine binbir zafer ekler...
* * *
D&#252;nya atının nalları altında ezildi
Ka&#231; ha&#231;lı sefer g&#246;ğs&#252;ne &#231;arpınca kesildi
Bir g&#252;n gemiler dağlara tırmandı denizden
Kudretle zafer bizlere miras dedemizden...

Ama batılılar aynı g&#246;r&#252;şleri taşımı­yorlardı...
"Mamma mia, gli Turchi!" (Anacığım, T&#252;rkler!)


İkinci &#199;in Seddi: Silivri'den Ter­kos G&#246;l&#252;'ne duvar
T&#252;rkler kendilerini b&#246;yle anlattılar, ama batılılar aynı g&#246;r&#252;şleri taşımı­yorlardı... Atilla'nın altını &#252;st&#252;ne ge­tirdiği İtalya'da annelerin k&#252;&#231;&#252;k &#231;o­cuklarını "Mamma mia, gli Turchi!" (Anacığım, T&#252;rkler!) haykırışlarıyla korkutmaları Latin d&#252;nyasında atas&#246;­z&#252; olurken; yaşlı Bizans. Avarlar, Pe­&#231;enekler, İskitler ve Bulgar T&#252;rkle­ri'nin saldırılarından kurtulmak i&#231;in canını dişine takmış savaşıyordu. Bu ama&#231;la Bizans, 5. y&#252;zyılda İmparator Anastasios zamanı. Silivri'den Ter­kos G&#246;l&#252;'ne duvar &#231;ekerek d&#252;nyaya ikinci bir &#199;in Şeddi hediye etmişti... Bu set bug&#252;n yok; k&#246;yl&#252;ler taşların­dan duvar &#246;rm&#252;şler...

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d21a8be49-9a04-4727-9977-ec02b1b79954.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aD73700F8C 1BF4592A7EE989DE5DC138D%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)

Bir s&#246;zl&#252;kten "T&#252;rkler"...

"Bir nevi taifedir ki boyları uzun, g&#246;vdeleri kıllı ve renkleri g&#246;k ve kılları kızıl ve başlarının iki yanında y&#252;z&#252; ve iki yanında g&#246;z&#252; var, her birisi erkek ve hem dişi olur ve her birisi y&#252;kl&#252; olup doğurur ve ikisi bir fili tutup yirler, hen&#252;z dahi doymazlar, begayet y&#252;r&#252;k olurlar..."

"Ahter&#238;-i Kebir"
Ahter&#238; Mustafa Efendi


Bir batılı Orta&#231;ağ ressamına g&#246;re, uzun boyunlu ve boynuzlu Asya T&#252;rkleri... Cengiz Han'ın veya 4. y&#252;zyılda Avrupa'yı alt &#252;st ederek asırlarca unutulmayacak korkunun kaynağı olan Atilla'nın askerleri...



T&#252;rk d&#252;şmanlığı ve iftiralar sadece Batı Hıristiyanlığında mı?
Kuşkusuz, b&#252;t&#252;n bu gelenekselleş­miş "T&#252;rk d&#252;şmanı" edebiyatını yal­nızca Hıristiyan batıya &#246;zg&#252; olduğu­nu d&#252;ş&#252;nmek safdillik olur... Tarihe baktığımızda, Ortadoğu halklarının da benzer davranışları en az batıdaki kadar sıklıkla sergilediğini g&#246;r&#252;yoruz. T&#252;rklere iftira etmek i&#231;in kolları sı­vayan tarih&#231;ilerin başında. 12. y&#252;zyıl­da yaşamış Antakya Y&#226;k&#251;bi Patriği Mikail geliyor,., Mikail, bilim tarihin­de &#252;n yapmış "Vekayiname"sinde T&#252;rkler hakkında aynen şu g&#246;r&#252;şlere yer veriyor:
"Yiyeceklerini bulma ve se&#231;me ko­nusunda T&#252;rkler'in hi&#231;bir kuralları yoktur. Yerde s&#252;r&#252;nen b&#252;t&#252;n yaratık­ları, hayvanları, vahşi canavarları, yı­lanları, b&#246;cekleri ve kuşları yerler. Leşleri yerler... Yavrulayan dişilerin karınlarından &#231;ıkan uzantıları yerler... Hatta, &#246;lm&#252;ş insanların cenazelerini bile yerler..."

İranlı Kuran bilgini Kadı Beyz&#226;v&#238;:
"Bunlar insan eti yemeyi ge­lenek edinmişler..."
T&#252;rkler'in insan eti yedikleri iftira­sını sadece Antakyalı Patrik Mikail değil. 7. y&#252;zyılda yaşamış &#252;nl&#252; İranlı Kuran bilgini Kadı Beyz&#226;v&#238; de savur­maktadır. Onun g&#246;r&#252;ş&#252; ise ş&#246;yle: 1848 baskısı "Envar-ut tenzil" isimli eserinde "Bunlar insan eti yemeyi ge­lenek edinmişler..." diyor...

Herodothttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3da39a0776-b4ac-4b57-b06f-6a5eacf05629.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a163252460 3FB4278BB9905B0620A5C3E%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)
İnsan eti yeme konusunda T&#252;rk milletine y&#246;neltilmiş iftiralar kervanı­na &#252;nl&#252; Yunanlı tarih&#231;i Herodot da katılmaktadır. Herodot, kitabının 4. cildinin 26. sayfasında, Orta Asya'nın Aral G&#246;l&#252; havzasında yaşayan ve kendilerine "Mesagetler" denen İskit T&#252;rkleri'nin, yaşlanan ana-babalarını &#246;ld&#252;rd&#252;klerini ve koyun etleri ile bir­likte pişirip yediklerini anlatıyor.

İmam Ha­zin
Kitab-ı Mukaddes'te "Gog-Megog" ya da İslam'ın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim'de "Ye'c&#252;c-Me'c&#252;c" adı ile anılan topluluğun T&#252;rkler olduğu ko­nusunda doğuda ve batıda pek &#231;ok ya­zar s&#246;z birliği etmiştir... Bunların ilki, Hicret'in 8. yılında yaşamış İmam Ha­zin'dir... "Ye'c&#252;c-Me'c&#252;c"&#252;n T&#252;rkler olduğu konusunda kesin g&#246;r&#252;ş&#252;n&#252; a&#231;ıklayan İmanı Hazin. 1304 baskısı "Lubab-ut-tevil" adlı kitabında "Bun­ların işi g&#252;c&#252; d&#252;nyayı tahrip etmek­tir..." diyor ve T&#252;rkleri ş&#246;yle tarif edi­yor: "Bir kısmı &#231;am ağacı boyunda. bir kısmı 120 arşın eninde ve 120 ar­şın boyunda; diğer bir kısmının bir ku­lağı yatak, bir kulağı yorgan yapacak kadar geniş; nihayet bir grup bir karış boyunda..." Benzer &#231;oğu İslam eserin­de de s&#246;z&#252; ge&#231;en bu halk "tiksinti ve­rici yaratılışta, basık burunlu, yayvan suratlı, k&#252;&#231;&#252;k g&#246;zl&#252;" nitelemeleriyle tanıtılır; bu milletin T&#252;rkler olduğu ve T&#252;rkler'le savaşılmadık&#231;a "kıyamet g&#252;n&#252;"n&#252;n gelmeyeceği anlatılır.

Şihabeddin Ahmed
"Nihayet-&#252;l-ireb fi f&#252;nun-il edeb" adında bir kitap yazan Şihabeddin Ahmed-in N&#252;veyri isimli bir Arap yazarı­na g&#246;re T&#252;rkler, "Ye'c&#252;c-Me'c&#252;c" ta­ifesinin "Nesnas" kolundandır. Bunlar, &#231;ok uzun ve &#231;ok kısa olmak &#252;zere iki kısma ayrılır. "&#199;engel gibi" tırnakları ve "canavar gibi" dişleri vardır. &#199;e­neleri "dev &#231;enesi" gibidir. B&#252;t&#252;n v&#252;­cutları kıllarla kaplıdır...

Şehbir
02-09-2009, 08:39 AM
Yahudi tarih&#231;i Josephe Flavi­us
Miladın birinci y&#252;zyılında yaşa­mış Yahudi tarih&#231;i Josephe Flavi­us'un "İskitler'in Ye'c&#252;c-Me'c&#252;c" olduklarını yazdığı ve 8. y&#252;zyıl ya­zarlarından Aethicus'un "Cosmog­raphia" isimli eserinde T&#252;rk ırkının 'Ye'c&#252;c-Me'c&#252;c" neslinden olduğu­nu ilan ettiğini İsmail Hami Daniş­mend "T&#252;rkl&#252;k Meseleleri" isimli kitabında uzun uzun anlatıyor...


http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d10514897-d3f4-4f60-bae1-2a4d7e24ac01.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a834BFFC6E 4284E0DB6B21CDBAC00CF1D%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)


Ressam Ligozzi'nin bir T&#252;


rk m&#252;ft&#252;s&#252;n&#252; betimleyen resmi..
T&#252;rkler'in Papa'sı olarak tanımlanan m&#252;ft&#252;, Şeytan'ın hocası olarak g&#246;steriliyor...


İftiradan / Yalan yanlış bilgiden senteze
T&#252;rkler'in boyları postarını, v&#252;cut­larının kıllarını, ayak parmaklarının tırnaklarına varıncaya kadar her yeri­ni inceleyen T&#252;rk d&#252;şmanlarının var­dıkları bir nokta var: T&#252;rkler medeni­yet kuramazlar... &#199;&#252;nk&#252;, zeka dere­celeri ve medeni yetenekleri "bir me­deniyet kurmaya uygun değirdir...
Tanınmış bir batılı bilgin olan Ge­rard de Rialle'in, 1875 baskısı "Me­moire sur l'Asie Centrale" adlı kita­bında yazdığına g&#246;re T&#252;rkler, Mo­ğollar gibi sarı ırka bağlıdır ve her iki ırk da "aşağılık" ve "ilkel"dir. Bunların kafaları "zeka yoksunu", hareketleri "ağır ve kaba"dır.
20. y&#252;zyılda yaşamış bir Alman bilgini de Rialle'le aynı g&#246;r&#252;ş&#252; pay­laşmaktadır. Doğu T&#252;rkistan'da araştırmalar yaparak ge&#231;miş parlak bir medeniyetin izlerini bulan Von le Coq isimli bu bilgin, 1910'da ya­yınladığı "Exploration Archeologi-que a Tourfan" isimli kitabında T&#252;rkler'i ş&#246;yle anlatır: "Bu y&#246;renin insanları T&#252;rk olamazlar. &#199;&#252;nk&#252;, T&#252;rkler b&#246;yle ileri bir medeniyet ku­racak yeteneğe sahip değillerdir... Belki İranlılar'dır. Bu y&#252;zden onlara Sogdlular diyorum..."

İster Hıristiyan batı, isterse M&#252;sl&#252;­man Ortadoğu olsun;
T&#252;rkler'e karşı oluşan bu geleneksel d&#252;şmanlığın k&#246;kenine g&#252;n&#252;m&#252;zden bakınca, ta­rihsel ve psikolojik nedenlerin ağır bastığı kolaylıkla fark ediliyor. Tari­hin belirli d&#246;nemlerinde her iki g&#252;­c&#252;n de karşısına sık&#231;a &#231;ıkan bu "&#252;&#231;&#252;nc&#252; ve yok edilemeyen amansız g&#252;&#231;"&#252;n neden olduğu korkunun, d&#252;n­yada başka hi&#231;bir ulusa karşı y&#246;nel­tilmemiş bir d&#252;şmanlık duygusunu pekiştirdiği g&#246;r&#252;l&#252;yor.
Ancak, burada ilgin&#231; ve belki de bi­raz tuhaf olan bir nokta var ki, o da, bu geleneksel d&#252;şmanlığı her iki d&#252;nya­nın da bilin&#231;li bir şekilde kuşaktan ku­şağa aktarması ve T&#252;rkler'in h&#226;l&#226; bu ikili tavrın farkına varamaması...

Nezih UZEL
Focus 1996 Kasım

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d67273aad-54c8-42f1-8779-62c4cc26edab.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aD0CD495F8 81D4BB7A4869F3BBC03E05F%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)


Bir Orta&#231;ağ ressamının hayaline g&#246;re, savaşlardan sonra sivil halka saldıran ve
d&#252;şman nesilleri kurutmak i&#231;in &#231;ocukları &#246;ld&#252;ren T&#252;rkler...

&#199;ıkarların &#231;atışması sonucu oluşmuş d&#252;şmanlık
T&#252;rkler, binlerce yıl, irili ufaklı &#231;eşitli devletler ve boylar şeklinde Asya'nın ortalarından Avrupa'nın i&#231;lerine kadar yayılmışlardı... B&#252;t&#252;n bu farklı b&#246;lgelerde, onlarla birlikte yaşamış diğer halkların kuşkusuz, bu yaman ve acımasız g&#246;&#231;ebe savaş&#231;ılarla bir bi&#231;imde ilişkisi olmuştu. Ancak, halkları ve savaş&#231;ıları karşı karşıya getiren en temel ilişki de, &#231;ıkarların &#231;atışması sonucu oluşmuş d&#252;şmanlıktan başka bir şey değildi... Aslında karşılaştıkları her k&#252;lt&#252;re kolaylıkla uyum sağlayan T&#252;rkler, b&#246;ylece eski d&#252;nyanın belki d&#252;şmanı en bol uluslarından biri, hatta ilk sırada yer alanı oldular.
B&#246;ylesine ilgin&#231; bir d&#252;şmanlık oluşumunu tarihin en eski devirlerinden bu yana, kesintilerle de olsa izlemek m&#252;mk&#252;n... Herkesin bildiği gibi bu konudaki birikim &#246;ylesine &#231;ok ki, giderek "T&#252;rk d&#252;şmanlığı tarihi"nden, sosyolojisinden, hatta k&#252;lt&#252;r&#252;nden bile s&#246;z etmek olanaklı bir hale geliyor.

T&#252;rk d&#252;şmanlığının Avrupa'daki ilk izleri
M.S. V. y&#252;zyıldaki Hun saldırılarına kadar uzanıyor. Hunlar'ın Romalılar &#252;zerindeki etkileri &#246;ylesine derindir ki, bug&#252;n bile Yunan basını, T&#252;rkiye'yi k&#246;t&#252;leyeceği zaman bunu h&#226;l&#226; "Attila" adında odaklaştırmayı ihmal etmiyor.
Papa II. Paschalis, 1100 yılında yazdığı bir mektubunda, b&#252;t&#252;n M&#252;sl&#252;manlar'ı "barbarorum" sıfatıyla anmış ve "Turci" olarak nitelemiştir. 'Turchia" adının ilk ge&#231;tiği Latince eser ise, Alman kralı Friedrich Barbarossa'nın Ha&#231;lı Seferi'ni (1188-1190) konu alan "Ansbert G&#252;nl&#252;ğ&#252;"d&#252;r. Bu tarz Ha&#231;lı kroniklerin de, T&#252;rkler'in korkak olduklarından ve tabana kuvvet nasıl ka&#231;tıklarından s&#246;z edilirken, zaman zaman da savaş&#231;ılıkları ve yiğitlikleri anlatılır. Alman asıllı Georg'a g&#246;re, "T&#252;rkler sinsi ve k&#246;t&#252;d&#252;r, ama yeteneklerini kullanacak kadar da akıllıdırlar..."

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d077345e3-f564-4834-b9b6-4b5f16157310.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a783590549 DC64F2E9F96B3DE4C557205%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)

16. y&#252;zyıl T&#252;rk-Avusturya savaşları sırasında, Viyana'da kurulu olan Avrupa'nın ender matbaalarından birinde basılan, T&#252;rklerin &#231;ocukları mızraklara ge&#231;irdiklerini ve ana-babayı esir ederek atlarının arkasından s&#252;r&#252;klediklerini anlatmaya &#231;alışan bir propaganda broş&#252;r&#252;...

Şehbir
02-09-2009, 08:40 AM
T&#252;rkleri bir &#231;ırpıda "insan avcısı" olarak nitelemişti
1185-1204 tarihleri arası Bizans'ı anlatan "Historia"sı h&#226;l&#226; bir başyapıt olan Bizanslı &#252;nl&#252; tarih&#231;i Niketas Khoniates'in &#246;zellikle Sel&#231;uklu T&#252;rkleri hakkında yazdıkları ilk elden kaynaktır. T&#252;rkler'e alabildiğince tarafsız yaklaşan Niketas, İmparator Manuel'in yeğenlerinden biri olan Teodoros Dasiotes'in Sel&#231;uklular tarafından esir edilerek Konya'daki Sel&#231;uklu Sultanı Mesud'un yanına g&#246;t&#252;r&#252;lmesini ş&#246;yle anlatır: "Orduya av eti getireceklerine, kendileri insan avcılarına av olmuşlardı..." &#220;nl&#252; tarih&#231;i, T&#252;rkleri bir &#231;ırpıda "insan avcısı" olarak nitelemişti.

'ellerimizi kanlarıyla yıkamak i&#231;in' and i&#231;tiğimiz Ha&#231;'ın d&#252;şmanlarıdır...
"Historia", 2. Ha&#231;lı Seferi'nden de uzun uzun s&#246;z eder. Fransa Kralı VII. Louis, 1147 Ekimi'nde Menderes Nehri'nin kıyısına ordusuyla birlikte dizildiğinde, karşı kıyıda da T&#252;rk atlıları, yayalar ve ok&#231;ular &#231;arpışma i&#231;in hazır beklemektedir. T&#252;rkler ok atışlarıyla &#246;n sıradaki Latinler'i devirmeye başlarlar. Bunun &#252;zerine Louis ordusunu geri &#231;eker. Ertesi sabah atının &#252;zerinde askerlerine cesaret vermek i&#231;in uzun bir s&#246;ylev verir. Tabii, T&#252;rkleri uzun uzun karalayarak...
"... Karşıda, aramızda sadece bu ge&#231;it (nehir) bulunan barbarlar, kendileri ile savaşmayı &#231;oktan beri arzu ettiğimiz ve Davud'un dediği gibi, 'ellerimizi kanlarıyla yıkamak i&#231;in' and i&#231;tiğimiz Ha&#231;'ın d&#252;şmanlarıdır... Bu T&#252;rkleri, vahşi hayvanlar gibi s&#252;r&#252;lerinden, &#252;lke ve şehirlerinden s&#246;k&#252;p atmalıdır... T&#252;rkler rezil olacaklar. Bu nehrin kıyısında cesetleri zaferin &#231;ok uzaktan g&#246;r&#252;len şahidi olmak &#252;zere, &#246;lmez zaferimizin işareti olarak tepeler teşkil edecek..." Ve savaş VII. Louis'yi haklı &#231;ıkartacaktır.

"Daha ne kadar bu milletin sillelerine katlanmak zorundayız?..."
Niketas Khoniates, T&#252;rklerle yapılan savaşları anlatmaktan yorgun d&#252;şm&#252;ş gibidir ve yeni savaşları dile getirmeye başlamadan &#246;nce, "y&#252;reğini ferahlatan" ş&#246;yle bir yakarışı da kitabının sayfalarına eklemeyi ihmal etmemiştir: "Tanrım, daha ne zamana kadar g&#246;zlerini, buralarda yağma ve yangınlara terkedilmiş, sana tapmayan ve sana inanmayan akılsız bir milletin istihzalarına al&#231;ak&#231;a hedef kılınmış bu topraklardan &#231;evireceksin?... Hizmet&#231;i Hacer'in oğullarının (T&#252;rkler) biz h&#252;r insanları k&#246;leleştirmeleri, senin kutsal kavmini mahv-&#252; harap etmeleri gibi anlamsız durum daha ne kadar s&#252;recek?... Daha ne kadar bu rezil milletin sillelerine katlanmak zorundayız?..."
Bu konudaki diğer &#246;nemli kaynaklardan birisi de 952-1136 yılları arasını anlatan "Urfalı Mateos Vekayinamesi" adındaki eserdir. Urfalı Mateos, kitabının 37. b&#246;l&#252;m&#252;ne ş&#246;yle girer: " 467'nci yılın (17 Mart 1018-16 Mart 1019) başlangıcında, mukaddes Ha&#231;'a tapınan b&#252;t&#252;n Hıristiyan halk, Allah'ın hiddetine maruz kaldı. &#214;ld&#252;r&#252;c&#252; nefesli ejder, kasıp kavuran ateşle beraber ortaya &#231;ıktı ve 'Ekanimi Selase'ye tapınanları vurdu. Resul ve peygamber kitaplarının temelleri sarsıldı. &#199;&#252;n­k&#252; kanatlı yılanlar, b&#252;t&#252;n Hıristiyan memleketlerini ateşe vermek &#252;ze­re geldiler. Kana susamış yırtıcı hayvanların ilk zuhuru b&#246;yle oldu. Bu zamanda T&#252;rk tesmiye edilen barbar millet toplanıp Ermenis­tan'ın Vaspurakan eyaletine geldi ve Hıristiyanlar'ı kılı&#231;tan ge&#231;irdi..."
Bu katliam haberi &#252;zerine Er­meniler ordularını toplayıp T&#252;rk ordugahına karşı y&#252;r&#252;r, iki ordu korkun&#231; bir savaşa tutuşur. Mate­os burada ilgin&#231; bir tesbit yapıp ş&#246;yle diyor: "Bu zamana kadar bu cins T&#252;rk atlı askeri g&#246;r&#252;lmemişti. Ermeni askerleri onlarla karşılaşınca, onların acaip şekilli, yaylı, kadın gibi uzun sa&#231;lı olduklarını g&#246;rd&#252;ler:.." D&#252;şmanlarının g&#252;c&#252; karşısında şaşkına d&#246;nem Erme­niler geri &#231;ekilirler. T&#252;rklerin du­rumunu Kral Senekerim'e anlatır­lar. O da &#246;ylesine kederlenir ki, yemez, i&#231;mez, sabahlara kadar uyumaz. Durmadan azizlerin yazı ve s&#246;zlerini inceler. Sonunda bu yazılarda, T&#252;rk askerlerinin ilerle­yecekleri devri g&#246;r&#252;r ve yery&#252;z&#252;­n&#252;n tahrip edileceğini anlar.

Hamin oğulları olan T&#252;rk milleti­ …
Kralın okudukları, Aziz Ermeni Katolikosu B&#252;y&#252;k Nerses'in, Hıris­tiyanların başına gelecek felaket­leri sıralayıp, her k&#246;t&#252;l&#252;ğ&#252;n "Ham'ın oğulları olan T&#252;rk milleti­nin eliyle birer birer husule gele­ceğini" anlattığı yazılardır. Nuh'un oğullarından olan "Ham", babası­na karşı isyankar olmuş biridir ve bu nedenle hem kendisi hem de ondan t&#252;reyenler t&#252;m tektanrılı dinlerin mitolojisinde lanetli kabul edilmişlerdir.
503 tarihinde (8 Mart 1054-7 Mart 1055), B&#252;y&#252;k Sel&#231;uklu Sulta­nı Tuğrul Ermenistan &#252;zerine y&#252;­r&#252;m&#252;ş ve Mandzgert (Malazgirt) şehrini kuşatmıştır. Ne var ki Sul­tan, uzun uğraşlara rağmen kenti alamaz. Sonunda Malazgirtliler, mancınığa bir domuz koyup Sul­tan'ın ordusunun i&#231;ine fırlatırlar ve hep bir ağızdan: "Ey sultan bu­nu kendine karı yap, biz de Mandzgert şehrini cihaz olarak sana veririz" diye bağırarak haka­ret ederler. &#199;ok değil, 16 yıl sonra Tuğrul'un kardeşi Alpaslan, Mate­os'un Luka İncili'nden yorumlayıp "T&#252;rklerin gelişini deprem, sel, g&#252;neşin kararması gibi beliren korkun&#231; alametlerle" anlatışında olduğu gibi, Malazgirt'i 1071 yılın­da bir g&#252;n i&#231;inde alır ve kardeşi Tuğrul'un &#246;ld&#252;ğ&#252; sırada yapmış olduğu vasiyeti yerine getirmek i&#231;in, b&#252;t&#252;n şehir halkını kılı&#231;tan ge&#231;irir...

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3df1759c4a-6aec-4016-b446-9d680d82add1.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a88E9E25A2 ADF418E90C594C3497E4B73%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)


ABD'de Ermeniler'in T&#252;rkiye'deki Ermeni katliamına karşı kamuoyu oluşturmak i&#231;in dağıttığı el ilanları.

Traji­komik bir vahşet
Johannes Schiltberger, 1381'de M&#252;nih'te doğan, Niğbolu Savaşı sonunda Osmanlılar'a esir d&#252;şen, ama yaşı 16 olduğu i&#231;in hayatı ba­ğışlanan bir Alman'dır. Yıllarca &#231;eşitli T&#252;rk hakanlarının sarayla­rında g&#246;zde ve &#246;zel bir esir ola­rak yaşayan Schiltberger, "T&#252;rk­ler ve Tatarlar Arasında, 1381-1440" isimli eserinde Timur'un Şam kentini alışını anlatır. Olay yalnızca Schiltberger a&#231;ısından değil, T&#252;rkler i&#231;in de olduk&#231;a traji­komik bir vahşettir:
Timur kenti alınca, kadı gelip hakanın ayaklarına kapanır, ken­disi ve diğer hocalar i&#231;in merha­met diler. Timur da, hocaların ca­mide toplanmalarını emreder. Bu­nun &#252;zerine kadı, kendi ailesini ve t&#252;m hocaları alıp camiye gider. Ama bu arada fırsattan istifade bazı kurnaz kişiler de i&#231;eriye da­lar, Balık istifi dolan camideki in­sanların sayısı 30 bine ulaşmıştır. Esir yazar, &#246;yk&#252;n&#252;n gerisini ş&#246;yle anlatıyor: "Timur, cami dolunca kapıların kapanmasını emretti. Sonra caminin etrafına odunlar yığıldı ve ateşlenmesi emredildi. Camideki b&#252;t&#252;n insanlar &#246;ld&#252;. Ay­rıca, adamlarından her birinin kendisine bir adamın kellesini ge­tirmesini emretti..."

T&#252;rkler, t&#252;m Hıristiyan­ların g&#246;z&#252;nde ister M&#252;sl&#252;man ol­sun isterse şaman, hepsi "putpe­rest'di.
G&#252;n&#252;m&#252;zde bile pek yıkı­lamayan bu inan&#231;, &#246;zellikle eski &#231;ağlarda ger&#231;ek bir &#246;nyargı anla­mına gelmekteydi. Kanuni d&#246;ne­minde İstanbul'da d&#246;rt yıl kalan Manuel Serrano adında bir İspan­yol, g&#252;nl&#252;k yaşamı ayrıntısına ka­dar anlatmıştı. Erkeklerin &#231;ok eş almaları, haremleri, kıskan&#231;lıkla­rı, kadınların yaşam boyu kafeste yaşaması ve İslam'ın bu konudaki belirleyici tavrını ş&#246;yle yorumlu­yordu: "Ne yaparlarsa yapsınlar, yine de şeytanın peşine takılıp ce­henneme gideceklerine g&#246;re, bi­raz d&#252;nyadan k&#226;m almalarını hoş g&#246;rmek gerekir..."

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d726ab5d5-c24f-4dc5-87f2-2af5f1781036.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aA41BCCC58 62B4CB1AA3774EA2176C501%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)


Osmanlıların asıllarını anlatan bir kitap sayfasında, batılı bir ressamın hayaline g&#246;re
Avrupa feodal devirlerinin giysilerine benzer &#252;niforma taşıyan bir T&#252;rk askeri.

Şehbir
02-09-2009, 08:41 AM
T&#252;rkler, &#246;zellikle Hıristiyan kili­se adamlarının g&#246;z&#252;nde "Tan­rı'nın Cezası" olmuşlardı
&#220;nl&#252; re­formcu Martin Luther (1518), bir makalesinde T&#252;rkleri "Tanrı'nın kırbacı"na benzetiyordu ve onlar­la ilgili olarak, "T&#252;rklere Karşı Sa­vaş (1528)" ve "T&#252;rklere Karsı Duaya &#199;ağrı (1541)" adlarında iki k&#252;­&#231;&#252;k kitap yazmıştı... Luther'e g&#246;re "T&#252;rk ordusu şeytanın ordusuydu" ve "Bug&#252;n T&#252;rklerin ayakları al­tında ezilip inleyen Hıristiyanlar, zamanı gelince onları yargılayıp cezalandıracaktı..."

Hammer : "inan&#231;sız, acımasız, eli kanlı ve kutsal yerlere karşı saygısız"
Tarih yazarlarına g&#246;re de T&#252;rk­ler t&#252;m k&#246;t&#252;l&#252;kleri taşımaktaydılar. Yansızlığı ile tanınan tarih&#231;iHam­merbile, Rodos'un fethini anlatır­ken, T&#252;rkleri, "inan&#231;sız, acımasız, eli kanlı ve kutsal yerlere karşı saygısız" şeklinde nitelemişti.

Habsburg Hanedanı kralla­rında "D&#252;şman T&#252;rk" imgesi
R&#246;nesans ve Aydınlanma (XV-XVIII yy'lar arası) d&#246;nemlerinde &#252;nl&#252; Habsburg Hanedanı kralla­rında ve y&#246;neticilerinde &#246;zel bir t&#252;r "D&#252;şman T&#252;rk imgesi" vardı. Bu yaklaşım, g&#252;n&#252;m&#252;z tarih&#231;ile­rinden Maximilian Grothaus'un konuyu &#246;zellikle araştırmasına neden olacak kadar &#231;ok y&#246;nl&#252;y­d&#252;. Habsburglar'ın bu tarihlerde t&#252;m&#252;yle s&#246;ylenceye dayalı "D&#252;ş­man T&#252;rk" imgesi, tarih&#231;i Maximillian'a g&#246;re şu d&#246;rt kaynaktan beslenmekteydi: "Askeri tehditler­den kaynaklanan T&#252;rk imgesi", "İslam Peygamberi ve T&#252;rk imge­si", "Kafir, katil, şehvet d&#252;şk&#252;n&#252; T&#252;rk imgesi: Tanrının kırbacı", "T&#252;rklerle savaşta yardımcı olan tanrı, Meryem ve azizler"...

Shakespeare de payına d&#252;­şen kadar katkıda bulundu
Batıda y&#252;zyıllar boyu değişmeyen, klasikleşmiş bir moda akım şekline b&#252;r&#252;nen "T&#252;rk d&#252;şmanlı­ğı"na Shakespeare de payına d&#252;­şen kadar katkıda bulundu. &#220;nl&#252; ozanın "IV. Henry" adlı oyununda tahta &#231;ıkan Kral, halkına ş&#246;yle sesleniyordu: "İngiliz sarayı T&#252;rk sarayı değil. Ben Murat değil, Henry'im Henry!" Kardeşlerini &#246;l­d&#252;rmeyeceğini s&#246;yleyerek &#246;v&#252;­nen Henry, s&#246;ylevini, "İstanbul'a varıp T&#252;rk'&#252; sakalından asaca­ğım" diyerek s&#252;rd&#252;r&#252;yordu. Yine Shakespeare, "Kral Lear" isimli eserinde de T&#252;rkleri "kadın d&#252;ş­k&#252;n&#252;" olarak karalamıştı.

"…T&#252;rk­lerle savaşmak ve onları yok et­mek zorundayız..."
Osmanlı Devleti'nin y&#246;neticileri, 1839'da "G&#252;lhane Hattı", 1859'da da "Islahat ve Tanzimat Ferman­ları" ile kendini Avrupa'ya kabul ettirmeye &#231;abalıyordu. Ne var ki, Katolik Kilisesi kardinallerinden Newmann da, aynı tarihlerde Li­verpool'da "T&#252;rk Tarihi" &#252;zerine konferanslar vermekteydi. Kardi­nal Newmann, verdiği &#252;&#231;&#252;nc&#252; konferansta konuyu şu c&#252;mlelerle adeta temelden &#246;zetlemekteydi: "T&#252;rklerin savaş g&#252;c&#252;n&#252; inkar et­miyorum. Ama işte bu g&#252;&#231;, onları, imanın ve uygarlığın amansız d&#252;şmanı yapıyor. Onun i&#231;in T&#252;rk­lerle savaşmak ve onları yok et­mek zorundayız..."

İrfan UNUTMAZ
Focus 1996 Kasım


http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dd6fc1b19-19e0-4dd8-8a2a-a660b08e33a3.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dVMO8cmtsZXIgMC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aAF58783AE A4F41B9A684866D6A4D96C8%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)

Şehbir
02-09-2009, 09:12 AM
Maya kehanetleri

Maya Kehanetleri'ne g&#246;re 22 Aralık 2012 tarihi d&#252;nya i&#231;in &#231;ok &#246;nemli.

2012 yılı insanlığın y&#252;kselişinin başlangıcı olacak, bu d&#246;nemde i&#231;inde yaşadığımız &#231;ağ sona ererek yeni bir &#231;ağ başlayacak.

Mayalar'ın kriptoyu andıran tabletlerinde d&#252;nyanın son &#231;ağına gireceği ancak bunun b&#252;y&#252;k bir tufandan sonra olacağı yazılı.

B&#252;y&#252;k tufanla gelecek olan yeni &#231;ağın ipu&#231;larını ise bilim adamlarına g&#246;re iklimsel değişimler sayesinde şimdiden g&#246;zlemleyebiliyoruz.

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d7ff27942-4825-41f4-8ded-2921c417765d.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMDMuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aE097BD6230D746528E1B2 EBC99F8C413%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d5f190b86-5979-44a0-8a21-07da26f0a069.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDEuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a0736AAC8F5D449989F9DAC8C21E3F A4C%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dbadffd60-aed2-4dc9-ace2-752081345f58.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDIuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a24BBEAC5E96947C98EB5EAD87EDD6 848%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd

Işın bombardımanı bebekleri yok etti

Mayalar'ın kehanetlerle dolu takvimi kendi sonlarını da ayrıntılı bir şekilde anlatıyordu. Mayalar'ın bu &#246;ng&#246;r&#252;s&#252;ne, modern insan sadece 12 yıl &#246;nce bilimsel a&#231;ıklama getirebildi.

Maya Uzmanı Astrofizik&#231;i Cotterell, "Vatico Latin Kitabesi"ne g&#246;re Aztekler'in Mayalar'dan farklı olarak daha &#246;nce yaşanılan d&#246;rt &#231;ağı farklı ezoterik (gizli &#246;ğreticilik) ve sembolik &#252;sluplarla anlattığını s&#246;yl&#252;yor. &#220;stelik Cotterell bu &#231;ağlarda adı ge&#231;en tanrıları Yazıt Tapınağı'ndaki mezarların &#252;st&#252;ndeki "Palanque Kapağı"nda da keşfetmeyi başardı. Bu &#231;ağlara ilişkin bilgilerin ayrıntıları ş&#246;yle;

* Birinci G&#252;neş &#199;ağı: (Matlactili) 4008 yıl s&#252;ren bu &#231;ağda yaşayanlar mısırla beslenen devlerdi. G&#252;neş, su tarafından yok edilmişti. İnsanlar balıklara d&#246;n&#252;şt&#252;r&#252;lm&#252;şt&#252;. Bazıları bu afetten sadece Nene ve Tata adında bir &#231;iftin, su kenarında yaşayan bir ağa&#231; tarafından ka&#231;ırılıp kurtarıldıklarına inanmıştı. Diğerleri ise sular &#231;ekilinceye kadar bir mağaranın i&#231;ine saklanarak kurtulan yedi &#231;ift olduğunu savundu. Bu &#231;ağda h&#252;k&#252;m s&#252;ren tanrı&#231;a Tlaloc'un karısı (Yeşim Etekli Tanrı&#231;a) Chalchiuhtlicue'dir.

MAYMUN İNSANLAR
* İkinci G&#252;neş &#199;ağı: (Ehecatl) 4010 yıl s&#252;ren bu &#231;ağda yaşayanlar Acotzintli diye bilinen yabani bir meyve yiyerek besleniyorlardı. "G&#252;neş Ehecatl" (R&#252;zg&#226;r G&#252;neşi) tarafından yok edilmişti. İnsanlar maymuna &#231;evrilmiş, ağa&#231;lara tutunmak suretiyle hayatta kalabilmiştir. Bir kadın ve bir adam, bir kayanın &#252;zerind durarakhttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dd1ecaccd-9f85-4bb4-9e8b-a85c6c16d090.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMDUuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aE0D4A9C053E140A49F2FE 6894E89F383%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdyıkımdan kurtulmuşlardı. Bu &#231;ağa "Altın &#199;ağ" denir ve "R&#252;zg&#226;r Tanrısı" h&#252;k&#252;m s&#252;rerdi.

* &#220;&#231;&#252;nc&#252; G&#252;neş &#199;ağı:(Tleyquiyahuillo) 4081 yıl s&#252;ren bu &#231;ağda insanlar "İkinci G&#252;neş"ten kurtulanların torunlarıdır. Tzincoacoc adlı bir meyve yiyere beslenen bu insanların yaşadığı d&#252;nya, Chicunahui Ollin g&#252;n&#252; denilen yangınla yok oldu. Bu &#231;ağa "Tzonchichiltic" (Kırmızı Kafa) adı verilmiştir ve "Ateş Tanrısı" tarafından y&#246;netildiğine inanılırdı.

* D&#246;rd&#252;nc&#252; G&#252;neş &#199;ağı:(Tzontlilac) 5026 yıl &#246;nce başladı. Tula'nın kurulduğu bu &#231;ağa Tzontlilac (Siyah Sa&#231;) adı verilir. İnsanlar kan ve ateş yağmuru sonrasında a&#231;lıktan &#246;lm&#252;şlerdir.

MAYALAR'IN &#199;&#214;K&#220;Ş&#220;
Maya uzmanlarından Brooks, Mayalar'ın &#231;&#246;k&#252;ş&#252;n&#252;, M.S. 600 ve 1100 yılları arasında tropikal enlemlerde baş g&#246;steren iklimsel nemliliğin değişimine bağladı. 10 derece ve 20 derece Kuzey enlem b&#246;lgelerinin, sert iklim dalgaları bakımından olduk&#231;a hassas olduğu bug&#252;ne kadar pek &#231;ok araştırmacı tarafından dile getirildi. Harvard &#220;niversitesi araştırmacılarından Sheret S Chase de benzer şekilde M.S. 790 ve 810 yılları arasında Maya Uygarlığı'nın kuraklığa maruz kaldığın iddia etmiştir. Mayaların &#231;&#246;k&#252;ş&#252;yle ilgili merak uyandıran asıl konu Mayalar'ın &#231;&#246;k&#252;şhttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d8949b67a-2c79-4e88-82c6-2d111a114e08.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMDYuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a3498A38A48DA427495A99 24E6F24E5A2%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdd&#246;nemi sırasında G&#252;neş'le ilgili manyetik bir tersinirlik bekledikleriydi. Onlar bu tersinirliği g&#252;neş ışın bombardımanının artışı, bebek &#246;l&#252;m oranı artışı ve nesil t&#252;kenmesi olarak g&#246;sterdi. Ancak Mayalar daha bu olaylar baş g&#246;stermeden b&#246;yle bir şeyle karşılaşacaklarını biliyordu ve bu bilgilerini takvimlerine işlemişlerdi.

260 G&#220;NL&#220; D&#214;NG&#220;
Mayalar'ın ağa&#231; kabuklarına yazdıkları g&#252;n&#252;m&#252;ze kalabilmiş en eski kitapları olan Dresden Kitabesi'nde de Mayalar'ın 260 g&#252;nl&#252;k d&#246;ng&#252; &#252;zerinde yoğunlaştıkları g&#246;r&#252;ld&#252;. İlk başta kimi uzmanlar belirli bir periyotta kendini tekrar eden g&#252;nler zincirinin, herhangi bir g&#246;ksel ritimle alakasının olmadığı yorumunu yaptı. Ancak, bu d&#246;ng&#252;n&#252;n g&#252;neşin değişen kutup ve ekvatoral manyetik alanlarıyla yakından ilişkili olduğu, daha sonra yapılan bilimsel &#231;alışmalarla net bir şekilde ortaya kondu. Fakat yine de bu d&#246;ng&#252;n&#252;n kesin bilimsel temellere oturtulabilmesi, sadece, son on iki yıldaki uzay &#231;ağı araştırmaları ve uzay yolculukları sayesinde yapılabilen modern astronomik g&#246;zlemler kullanılarak m&#252;mk&#252;n oldu. Bizim en son uzay araştırmalarımızı sonunda fark ettiğimiz 'g&#252;neşin manyetik tersinirliğinin zamanını ortaya &#231;ıkaran d&#246;ng&#252;n&#252;n &#246;nemini ve varlığını' Mayalar'ın anlayabilmeleri ger&#231;ekten nasıl gelişmiş bir uygarlık olduklarının kanıtıdır.
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d1571d730-dcff-4e51-9fa2-0e3dffb9c0c2.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMDcuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aABAC2700C5734655B69FB 415638BA7B1%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d5f190b86-5979-44a0-8a21-07da26f0a069.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDEuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a0736AAC8F5D449989F9DAC8C21E3F A4C%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dbadffd60-aed2-4dc9-ace2-752081345f58.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDIuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a24BBEAC5E96947C98EB5EAD87EDD6 848%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd



Hormonlar mı etkili oldu?

Maya uzmanı Cotterell g&#252;neşin manyetik değişimini Maya uygarlığının zayıflamasının &#246;nemli sebeplerinden biri olarak g&#246;rd&#252;.

Mayalar'ın kullandığı "Uzun D&#246;nem Takvimi" nin genelde M.&#214;. 12 Ağustos 3114'te Ven&#252;s gezegeninin doğuşu diye bilinen bir olayla başladığı kabul edilir. Bu olay Mayalar i&#231;in o kada &#246;nemlidir ki bizim Hz. İsa'nın doğumunu kendi takvimimizin başlangıcını ilan ettiğimiz gibi onlar da bu olayı takvimlerinin temeli olarak kullanmışlar. Maya Uzmanı Cotterell g&#252;neşin manyetik değişiminin ve d&#252;ş&#252;k g&#252;neş lekesi aktivitesi s&#252;recini Maya uygarlığının zayıflamasının &#246;nemli sebeplerinden biri olarak g&#246;rd&#252;. Bunu da &#252;zerinde &#231;alıştığı başka bir konuyla bağlayarak g&#252;neş lekeleriyle insan &#252;remesi arasındaki ilişkiyi ortaya &#231;ıkardı.

Şehbir
02-09-2009, 09:13 AM
G&#220;NEŞLE &#220;REME İLİŞKİSİ
Cotterell "g&#252;neş etkisi" ile insanların hormon &#252;retmesi arasındaki ilişkiyi i&#231;eren bir teorisi vardı. Bu teze g&#246;re, dolaşan g&#252;neş partik&#252;llerinin seviyesi "hipofiz guddesi" (beynin y&#252;zeyinde bulunan) tarafından salgılanan "hormon melatoninin" (renk h&#252;cresi) seviyesini etkiler. B durumda i&#231;e d&#246;n&#252;k ve dışa d&#246;n&#252;k davranışlarda etkilidir. G&#252;neş d&#246;ng&#252;s&#252;yle renk h&#252;cresinin &#252;retimi arasındaki bağlantıyı keşfettiğinde Cotterell bunun başka hormonların salgılanmasında etkili olup olamayacağını merak etti. Şaşırtıcı bir bi&#231;imde hippotalamus tarafından kimyasal bir uyarılmaylahttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d9f0b6895-0bfb-4435-94e3-33479f139b1e.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMDguanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a288DD8CDD65247B181F6F 211234971AB%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdyine "hipofiz guddesi"(beynin y&#252;zeyinde bulunan) tarafından &#252;retilen folik&#252;l uyarıcı hormonu (FSH) arasında direk bir ilişki keşfetti. Bu hormonunda insan &#252;remesi arasında direk bir bağlantı vardı.

HORMONLARI ETKİLİYOR
Erkeklerde FSH testisteki sperm h&#252;crelerinin gelişimini kontrol ediyor. Kadınlarda ise yumurtaların olgunlaşıp dışarı atılmasını sağlıyor. G&#252;neş d&#246;ng&#252;s&#252; grafiğini dişi hormon seviyelerindeki artış ve d&#252;ş&#252;ş grafiğinin karşısına getirdiğinde Cotterell adet d&#246;ng&#252; ve g&#252;neş r&#252;zgarıyla taşınan y&#252;kl&#252; partik&#252;ller arasında direk bir bağlantı olduğunu g&#246;rd&#252;. &#214;yle anlaşılıyordu ki g&#252;neşten gelen partik&#252;llerin d&#252;nya manyetik alanında yaptıkları etki FSH &#252;retimini ve kadın &#252;remesini etkiliyordu. FSH &#252;retimi ile g&#252;neşin manyetik alanındaki değişiklikler arasında bir bağlantı varsa aynı zamanda g&#252;neşin n&#246;tr manyetik tabakasındaki değişimlerle de bir bağlantı olmalıydı. İlk &#246;nce n&#246;tr tabakanın M.&#214;. 314 civarında (Maya takviminin başlangı&#231; yılı) kutup değiştirdiğini ve &#231;ok ilgin&#231; bir rastlantı olarak da benzer bir değişiminde M.S. 627'de tekra ettiğini buldu. Bunlardan ilki Mayalar'ın takvimlerinin başlangıcı diğeri ise Mayalar'ın ortadan kayboldukları tarihlerdi. Cotterell bunu bir adım daha ilerihttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d3464d78e-7398-4a65-911e-c83eb0a274cd.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMDkuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aE80A49E301E24419ABDB6 CFA7896DE40%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdg&#246;t&#252;rerek gelişmekte olan &#252;lkelerde ortaya &#231;ıkan &#252;reme oranındaki mevcut d&#252;ş&#252;ş&#252;n yaşam tarzındaki değişimler, kimyasal kirlilik, ve gebelikten etkili korunma yolları ile ilgili değil de yine manyetik alanlardaki değişiklikle ilgili olduğu varsayımını yaptı. T&#252;m bu bilgiler ışığında iki şey g&#246;ze &#231;arpıyordu. Mayalar g&#252;neşe bağlı manyetik değişimlerden dolayı &#252;remelerinde bir d&#252;ş&#252;ş yaşadıkları i&#231;in yok olmuş olabilirlerdi. Ancak diğer toplulukların yok olmaması akla iklimin kuraklaşmasını getirdi. Mayalar'ı yery&#252;z&#252;nden silen etken hangisi olursa olsun şurası bir ger&#231;ek k iklimde b&#252;y&#252;k ve ani değişimler olmuştu. İşte bu da hayati derecede &#246;nemli bir noktadır. Şu anki yaşadığımız uygarlık da bunu dikkate almalı. &#199;&#252;nk&#252; ge&#231;mişte iklim değişiklikleri olmuşsa gelecekte de olacak demektir. Şu anda biz de benzer iklimsel değişimler ve gezegenimizin bazı b&#246;lgelerinde b&#252;y&#252;k &#231;&#246;lleşmeler yaşıyoruz. &#214;rneğin bir zamanlar son derece ılıman bir iklime sahip olan Mısır'ın artık b&#252;y&#252;k bir b&#246;l&#252;m&#252; &#231;&#246;lleşmiş durumda. Bu durumda bize sundukları 22 Aralık 2012 tarihine biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor



http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d71483af7-3926-4bda-b1a4-2ac90c3eff12.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMTAuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aEEEFCF9C6715492D9BBC5 825C9C9C419%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d5f190b86-5979-44a0-8a21-07da26f0a069.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDEuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a0736AAC8F5D449989F9DAC8C21E3F A4C%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dbadffd60-aed2-4dc9-ace2-752081345f58.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDIuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a24BBEAC5E96947C98EB5EAD87EDD6 848%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
Yeni Atlantis ABD sahilleri olacak

&#199;&#246;z&#252;ld&#252;k&#231;e yeni sırları aydınlatan Maya takvimine g&#246;re, 2012'de beklenen tufan ABD'nin doğu ve batı kıyılarını Atlantis gibi sular altına g&#246;mecek.

"Beklenen Tufan Yılı" olarak kabul edilen 2012'yi tarihler g&#246;sterdiğinde d&#252;nyada ne gibi değişimler yaşanacağı merak edilen en &#246;nemli konu. Mayalar'ın kehanette bulundukları gibi i&#231;inde bulunduğumuz "Beşinci &#199;ağ"ın sonu geldiğinde d&#252;nya tamamen mi yok olacak yoksa bir b&#246;l&#252;m m&#252; bu tufandan etkilenecek? Maya takvimine ve bug&#252;ne kadar yapılan araştırmalara g&#246;re bu tufandan en &#231;ok Amerika ve Avrupa'nın kıyı şeridi etkilenecek

D&#252;nyada o g&#252;n fiziksel anlamda neler yaşanacak?
Toplu bir yok oluşa doğru gitmiyoruz. Tahminlere g&#246;re 2000'li yılların ilk &#231;eyreğinde bir zamanlar yaşanan tufanın bir benzeri ile karşılaşılacak. Uzmanlar uzun yıllardır manyetik alandaki bir değişimin b&#252;y&#252;k doğal afetlere neden olacağına inanıyor. Bunların &#231;oğu tarihte olageldiği &#252;zere belirli periyotlarda tekrar eden fenomenler gibi g&#246;r&#252;n&#252;yor. Bununla beraber d&#252;nya hi&#231;bir zaman bu kadar yoğun n&#252;fuslu olmamıştı. Bu nedenle son tufan insanlık i&#231;in tahmin edilemeyecek &#246;l&#231;&#252;de hasara neden olabilir.

&#214;zellikle hangi &#252;lkeler tehdi altında?
Amerika'nın doğu ve batı sahilleri boyunca uzanan geniş alan Atlantis gibi suların altında yok olacak. Aynı zamanda Avrupa'nın bir&#231;ok sahil şeridi de bundan b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de etkilenecek. Beklenen bir diğer b&#252;y&#252;k değişiklik ise, iklimler &#252;zerindehttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3df2927b28-400f-498f-a6f7-5317cb192e9b.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMTEuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aD40BCEE1F1A24D5984C7A 2A2D52955FC%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdkendisini g&#246;sterecek. Bilim adamı Cayce kutupların yer değiştireceğini ve b&#246;ylelikle bug&#252;nk&#252; kutup ve tropik b&#246;lgelerdeki iklimsel değişimler yaratacağını s&#246;ylemişti. 1900'l&#252; yılların sonlarında elde edilen bilimsel veriler de buna benzer bir senaryoyu ortaya koyuyor. T&#252;m bu kehanet niteliğindeki tahminler şu an yaşadığımız d&#252;nya &#231;ağının hemen hemen aynı tarihte yani M.S. 22 Aralık 2012 tarihinde biteceğine dair Maya inanışı ile &#246;rt&#252;ş&#252;yor.

B&#220;Y&#220;K KEHANET
Peki takvimlerdeki t&#252;m bu sırlar nasıl a&#231;ığa kavuştu?
Mayalarla ilgili araştırma yapan uzmanlar &#246;nce Mayalar'ın zaman ve takvim sistemini &#231;&#246;zmeye &#231;alıştılar Sonra da bunu şu anda kullandığımız Gregorian takvimine uyarlama &#231;alışmaları geldi. Joseph T. Goodman'ın &#231;alışması Maya araştırmacılarından Thompson tarafından adapte edilerek de b&#252;y&#252;k kehanet ortaya &#231;ıkarıldı. Buna g&#246;re Gregorian takvimiyle M.&#214;. 13 Ağustos 3114 tarihine karşılık gelen "B&#252;y&#252;k Devir"in 13 Baktun yani 1.872.000 g&#252;n s&#252;rd&#252;ğ&#252; d&#252;ş&#252;n&#252;l&#252;rse, şu anda i&#231;inde bulunduğumuz &#231;ağın M.S. 22 Aralık 2012 tarihinde sona ereceği hesaplandı.

1.872.000 sayısı d&#252;nyanın kilometre saati mi?Maya rahiplerinin kehanetlerine g&#246;re 1.872.000 sayısı b&#252;y&#252;k &#246;nem taşıyor. &#199;&#252;nk&#252; d&#252;nyanın d&#246;ng&#252;s&#252; bu sayıya ulaştığında d&#252;nya b&#252;y&#252;k bir yıkım yaşayacak.

Şehbir
02-09-2009, 09:13 AM
2012 son mu başlangı&#231; mı?

Mayalar 2012 i&#231;in 'zamanların sonu' diyor. Ancak bu yok oluş anlamında değil fiziksel bir değişim. İnsanoğlu d&#246;rt kez geriledi ve artık değişim zamanı. Mayalar'a g&#246;re; 2012 yılı insanlığın y&#252;kselişinin başlangıcı olacak.

Maya Kehanetleri'ne g&#246;re 22 Aralık 2012 tarihi d&#252;nya i&#231;in &#231;ok &#246;nemli. &#199;&#252;nk&#252; bu d&#246;nemde i&#231;inde yaşadığımız &#231;ağ sona ererek yeni bir &#231;ağ başlayacak. B&#252;y&#252;k bir tufanla gelecek olan bu yeni &#231;ağın ipu&#231;larını ise bilim adamlarına g&#246;re iklimsel değişimler sayesinde şimdiden g&#246;zlemleyebiliyoruz. "Beşinci kutupsal kayma" olarak adlandırılan bu değişimde daha &#246;nceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesiyle meydana geleceğini s&#246;yleyen Sınır &#214;tesi Yayınları'nın Genel Yayın Y&#246;netmeni Ergun Candan, d&#252;nyadaki iklimlerin değişimini de buna bağlıyor. Candan, "Kutuplar yer veya a&#231;ı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, k&#252;resel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu'ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda. Mayalar'a g&#246;re de daha &#246;nce yaşanan d&#246;rt &#231;ağda tıpk bu şekilde sona erdi" diyor.

* Peki t&#252;m bu bilgiler bilimsel olarak ortaya konup kanıtlandı mı? D&#252;nyanın en az d&#246;rt kez kutupsal kayma (kuzey ve g&#252;ney kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı. En son Discovery kanalında d&#252;nyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel &#231;evreler a&#231;ıkladı. Hatta bilgisayar ekranındaki &#252;&#231; boyutlu animasyonlarla g&#246;sterimi yapıldı. Şu anda d&#252;nyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var. Bunun da en b&#252;y&#252;k nedeni g&#252;neşte meydana gelen değişimler. İlgin&#231; olan Mayalar bunu biliyordu. Konunun bir diğer yanı da Mayalar'ın bununla da yetinmeyip, gelecekte t&#252;m insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmalarıdır Bu şifreye g&#246;re d&#252;nya i&#231;in 2012 yılı &#231;ok &#246;nemli.

NİRVANA'YA DOĞRU

* Yani bu g&#246;r&#252;şe g&#246;re 2012 yılındahttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d4714aeda-5bc4-4e32-a8d0-99620d596d5f.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMTIuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aE61446436E65493684BD5 88E2DE69DE6%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdd&#252;nya yok mu olacak? Mayalar 2012 i&#231;in 'zamanların sonu' diyor. Fakat bu d&#252;nyanın top yekun yok oluşu değil, bir fiziksel değişim. Daha &#246;nce yaşanan sanki tufan gibi d&#252;ş&#252;nebiliriz. Bu fiziksel değişimlerle birlikte ruhsal değişimler de birbirleriyl orantılı devam ediyor. http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d74036307-40d8-497f-a7aa-57ce41feccc6.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMjIuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aEFA8E5DEB75049729D1F9 20F45FDE746%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdHer bir b&#252;y&#252;k fiziksel değişimlerle birlikte insanlık ruhsal değişimde yaşıyor. Şu ana kadar insanlar aşağıya inişi yaşadı. Birincisinde biraz daha kabalaştı, ikincisinde biraz daha, &#252;&#231;&#252;nc&#252;s&#252;nde biraz daha... D&#246;rd&#252;nc&#252;n&#252;n sonunda tam anlamıyla bir dip yaptı. Bu y&#252;zden 2012'yi Mayalar insanlığın yeniden yukarı &#231;ıkışın yaşanacağı bir &#231;ağ olarak tanımlıyor. Hatta &#231;eşitli dinler bundan Altın &#199;ağ, vaat edilen cennet veya Nirvana gibi bahseder. 2012'nin &#246;nemi burada. Aşağıya ine insanlık tekrar yukarı &#231;ıkacaktır. Bunun da ilk basamağı 2012'dir diyor Mayalar.

* 2012 yılında başlayacak olan bu yukarıya doğru &#231;ıkış ne kadar zamanda tamamlanacak? Bildiğimiz kadarıyla bu yukarı &#231;ıkış s&#252;reci başladı. Belki 2012 bir final olabilir. Bu bir s&#252;re&#231;. Ancak tufanla kıyameti birbirine karıştırmamak lazım. Kıyamet ruhsal bir değişim, tufan ise fiziksel bir değişim demektir. Kıyamet hem tasavvufi hem de ezoterik (gizli &#246;ğreticilik) anlamda ayağa kalmak ve uyanmak demektir. Bu uyanıştan kastedilen ruhsal aydınlanmadır. B&#246;ylelikle dinsel metinlerin i&#231;indeki sembollerin anlamları da &#231;&#246;z&#252;lebilecek ve dinsel metinlerde gizlenen ger&#231;eklerle herkes y&#252;z y&#252;z gelebilecektir.

İKİ YILLIK HATA PAYI...

* 22 Aralık 2012 tarihi konusunda hi&#231; ş&#252;phe yok mu? Mayalar'ın yakın geleceğimize ilişkin kehanetleri t&#252;m ezoterik bilgilerle &#246;rt&#252;şmektedir. Bu nedenlehttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3de7532b77-f571-4dfa-aaf9-d9d58b895fef.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMTUuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a2D373D9F07C44295A544B 6B5EE42E58A%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdverilen tarihin &#246;nemi &#231;ok b&#252;y&#252;kt&#252;r. Ancak bu tarihlemede iki yıllık bir hata payı bulunabileceği de g&#246;zard edilmemelidir. Bunun sebebi Maya Takvimi'nin bizim kullandığımız Gregoryen Takvimi'ne &#231;evrilişinde M&#214; 1'den MS 1'e ge&#231;ilmiş olmasıdır. Aradaki 0 atlanmıştır. Yaptığı araştırmada Astrofizik&#231;i Cotterel de bu konuya dikkatleri &#231;ekmiştir.

* Bug&#252;ne kadar Mayalar'ın hangi kehanetleri yerini buldu? Şu anda bilimsel olarak ispat edilen d&#252;nyanın d&#246;rt kez kutup değişimi ge&#231;irdiği. Bug&#252;n bu durum ispatlanmış durumda. G&#252;n&#252;m&#252;z insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar. Bu bile başlı başına &#246;nemli bir şey.

* Mayalar'la ilgili t&#252;m b bilgilere nasıl ulaşıldı? B&#252;t&#252;n bunlar d&#252;nyaca &#252;nl&#252; astro fizik&#231;i Coterelli'nin bilgilerini bir BBC muhabiri Adrian Gilbert'in derlemesi sonucunda d&#252;nya kamuoyuna duyurdu. En &#246;nemli buluş da eski Maya kenti Palanque'deki Yazıt Tapınağı'nda buldukları mezar taşının kapağındaki şifreyi &#231;&#246;zmeleriyle oldu.

* Şifre nasıl &#231;&#246;z&#252;ld&#252;? Simetriyle ilgili bilgileri &#231;&#246;zerek &#231;ok &#246;nemli sonu&#231;lara ulaştılar. Kapağın &#252;zerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirdiklerinde ortaya Jaguar ve bunun &#252;zerinde de bir Yarasa sembol&#252;n&#252;n ortaya &#231;ıktığını g&#246;rd&#252;ler. Mayalar'ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel'i şaşkına &#231;evirmişti. &#199;&#252;nk&#252; Mayalar'ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim &#231;ağımızı, yarasa ise &#246;l&#252;m&#252; sembolize etmekteydi!... Kapağın &#252;zerinde a&#231;ık bir şekild g&#246;r&#252;len "G&#252;neş Ha&#231;ı"nın &#252;zerindeki ilikler ise G&#252;neş'in manyetik iliklerini temsil etmekteydi. Bu da Mayalar'ın gizli mesajıydı. Yaşanacak trajedinin sebebi G&#252;neş'te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir!..

Şehbir
02-09-2009, 09:14 AM
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d5f190b86-5979-44a0-8a21-07da26f0a069.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDEuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a0736AAC8F5D449989F9DAC8C21E3F A4C%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dbadffd60-aed2-4dc9-ace2-752081345f58.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDIuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a24BBEAC5E96947C98EB5EAD87EDD6 848%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd


http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dab06672f-8f22-4416-8496-1e72742b982e.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMTcuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a33367DA9B5154D8FA384AC9C460DB 8E6%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d34b7f307-fdea-47d0-812d-d309944193c3.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMTguanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a2910F9115E2F459A8B7D0 331B88123F8%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d5f190b86-5979-44a0-8a21-07da26f0a069.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDEuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a0736AAC8F5D449989F9DAC8C21E3F A4C%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dbadffd60-aed2-4dc9-ace2-752081345f58.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDIuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a24BBEAC5E96947C98EB5EAD87EDD6 848%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d3508acad-c406-48ee-a614-b0291e8f2723.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMDQuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253aC424BADA16B3419A9DB48FEBD26F5 616%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cdhttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3db19e163b-365e-4a1c-86b5-cd217a98f6d3.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMTkuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253aE79A960E92724409B30446A079ACE D46%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd


Mayalar'ın kehaneti

Y&#252;zlerce yıl &#246;nce yok olan Maya Uygarlığı'nın tabletlerine g&#246;re d&#252;nya b&#252;y&#252;k bir tufandan sonra son &#231;ağına girecek.
Maya takvimindeki yok oluş tarihi Marduk'la da &#246;rt&#252;ş&#252;yor. D&#252;nyanın beşinci değişimi bu y&#252;zyılda.



http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3da7b87d16-2699-4572-8a31-46b585ee4f90.gif%26ct%3daW1hZ2UvZ2lm%26name%3daW1h Z2UwMjAuZ2lm%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empty%3dFals e%26imgsrc%3dcid%253a08C1FF83CAE349E394326F125AD51 931%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd

Geri sayım başlıyor mu?

Tabletlerdeki Maya takvimi tufanların yaşandığı 4 &#231;ağdan sonra sonu yine tufanla bitecek 5'inci &#231;ağın 21'inci y&#252;zyılda başladığına işaret ediyor.

Sunuş
Sır tabletler
D&#252;nyanın en gizemli uygarlığı Mayalar'dan geriye sadece, &#231;&#246;z&#252;m&#252; onlarca yıl s&#252;ren yazılı tabletler kaldı. Hi&#231;bir iz bırakmadan tarih sahnesinden silinen bu g&#246;rkemli uygarlığın izlerini araştıran bilim adamı v tarih&#231;iler, d&#252;nyanın geleceğiyle ilgili &#246;nemli ipu&#231;larına ulaştılar. Mayalar'ın kriptoyu andıran tabletlerinde d&#252;nyanın son &#231;ağına gireceği ancak bunun b&#252;y&#252;k bir tufandan sonra olacağı yazılı. "Uzaylı uygarlık" olarak da tanımlanan Mayalar'a g&#246;re d&#252;nya bug&#252;ne kadar d&#246;rt &#231;ağdan ge&#231;ti ve her &#231;ağın sonunda b&#252;y&#252;k yıkım yaşandı. Mayalar'ın oluşturduğu takvime bakıldığında da d&#252;nyanın yaşayacağı tufan net olarak belli. Mayalar'ın takvimine g&#246;re d&#252;nya 1 milyon 872 bin g&#252;nde bir &#231;ağ değiştiriyor. Olduk&#231;a karışık olan bu takvim bilim adamlarınca ancak y&#252;z yılda &#231;&#246;z&#252;lebildi. Bu yazı dizisinde d&#252;nyanın geleceğiyle ilgili Mayalar'ın kehanetlerini okuyacaksınız.
Astro fizik&#231;i Maurice Cotterel'in &#231;alışmalarını derleyen BBC muhabiri Adrian Gilbert'in yazdığı "Maya Kehanetleri" isimli kitabı T&#252;rkiye'de yayınlayan Sınır &#214;tesi Yayınları'nın Genel Yayın Y&#246;netmeni Ergun Candan insanlığ &#246;n&#252;m&#252;zdeki yıllarda yepyeni gelişmelerin beklediğini s&#246;yl&#252;yor. Candan, ş&#246;yle devam ediyor: "Toplu bir yok oluşa değil, toplu bir uyanışa gidiyoruz... Yaşanan ve yaşanacak olan doğal afetler ise, bu s&#252;recin i&#231;indeki unsurlar. T&#252;m alametler g&#246;stermektedir ki, dinlerin ve t&#252;m eski kaynakların kehanetlerinde bildirilen, tarif edilemez g&#252;zellikteki bir Altın &#199;ağa doğru hızla yaklaşılmaktadır. T&#252;m bu değişimlerin sonucunda şuurlarımız &#252;zerindeki ağır perde kalkacak, b&#246;ylelikle d&#252;nyamızın ger&#231;ek tarihini ve en &#246;nemlisi de varoluşumuzun sırlarını anlayabileceğiz... Ancak bu değişim s&#252;recinin bir par&#231;ası olan d&#252;nyamızın fiziksel değişimlerine de katlanmak zorunluluğuyla karşı karşıya kalacağımızı unutmayalım." Candan, Maya Kehanetleri'nin &#246;zellikle son &#252;&#231; dinin kitaplarında yer alan tufana da işaret ettiğinin altını &#231;iziyor.

SONSUZLUK TARİFİ
Her şeydenhttp://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d032a9e27-d91a-4cbf-bede-f4b7e0a5c432.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3daW1hZ2UwMjEuanBn%26inline%3d1%26rfc%3d0%26empt y%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a2C02A6219DCE4C04BBCDB 0F121378FBF%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd&#246;nce Mayalar &#231;ok &#252;st&#252;n seviyeli dinsel bilgilerle geldiler. Tek tanrı inancındaki eski "Mu G&#252;neş Dini"ne bağlı bir topluluktular. &#214;rneğin Mısır uygarlığı, Mu'dan sonra gelen ve Mu kadar gelişmemiş bir uygarlık olan Atlantis'in bir kolonisiydi. &#214;yle olmasına rağmen d&#246;nemin &#231;ok &#252;st&#252;nde bir gelişim g&#246;steren bir uygarlık olarak tarih sahnesine &#231;ıktılar. Mayalar o anlamda Mısır'dan hem &#231;ok daha &#252;st&#252;n bilgiye ve daha eski bir ge&#231;mişe sahiplerdi. &#199;ok gelişmiş dini sistemleri sayesinde geleceğe ait bazı bilgilere sahip olan Mayalar'ın geleceğe ait olan bilgileri ise ge&#231;mişe ait bilgiye sahip olmalarında yatıyordu. "Başlangı&#231; nasılsa son da &#246;yle olacaktır" diye &#231;ok eski ezoterik bir s&#246;z vardır. &#199;&#252;nk&#252; baz şeyler yery&#252;z&#252;nde periyodik olarak tekrar ediyor. İşte Mayalar'ı &#246;nemli kılan bu ezoterik (gizli &#246;ğreticilik) bilgi birikimine sahip olmalarıydı. Mayalar'a g&#246;re yery&#252;z&#252;nde meydana gelen en &#246;nemli değişimlerden biri de eksen a&#231;ısıyla ilgiliydi. G&#252;n&#252;m&#252;z bilimsel bulguları Mayalar'ın bu bilgisiyle tam anlamıyla &#246;rt&#252;şm&#252;ş durumdadır.

MODERN ASTROLOJİ
Mayalar kendi takvimlerinde ve kutsal kitapları olan Popol Vuh'da da ifade ettikleri gibi d&#252;nyanın d&#246;rt kez eksen a&#231;ısını değiştirdiğini ve bir beşinci değişimin de bu y&#252;zyılda olacağını ifade etmektedirler. Bunun periyodik olarak tekrar etmesinin en b&#252;y&#252;k nedeni g&#252;neşte meydana gelen manyetik değişimin, yery&#252;z&#252;ndeki manyetik değişim etki etmesi. Yani manyetik alanın değişmesi sonucunda bu tetiklemenin sonucu olarak d&#252;nyanın eksenin a&#231;ısında da kaymalar meydana geliyor. Astrofizik&#231;i Cotterel "Her Kozmik D&#246;ng&#252;'de g&#252;neşin manyetik alanı beş kez yer değiştirir. Bu, Mayalar'ın d&#252;nyanın ge&#231;mişte tam d&#246;rt kez b&#252;y&#252;k doğal afetler (Tufanlar) ge&#231;irdiğine ve Beşinci G&#252;neş &#199;ağı'nın sonundaki yani 21. Y&#252;zyıl'daki beklenen Tufan'ın takip edeceğine inanmalarının ana sebebidir."

Şehbir
02-09-2009, 11:10 AM
Dev deniz akvaryumları‏








http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d02f7da78-8945-440f-ab5c-2312fcd337d0.JPG%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dYWt2YXJ5dW0gMS5KUEc_3d%26inline%3d1%26rfc%3d0% 26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a26D3BC77BD4442C CAC198ED7FD08C40B%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.yahoo.com/group/guzelgrubum)

Bahama Adaları'ndaki "Paradise Island" Akvaryumu'nda, izleyiciler &#252;nl&#252; beyaz k&#246;pekbalıklarını cam t&#252;neller boyunca y&#252;r&#252;terek seyrediyorlar. Bu sualtı parkında tam 6 dev havuz bulunuyor. Havuzların i&#231;indeki binlerce metrek&#252;p su, her g&#252;n bir d&#252;zine pompa aracılığıyla değiştiriliyor.

Basın toplantısında ortaya &#231;ıkan k&#246;pekbalığı
Osaka Akvaryumu'nun y&#246;­neticileri bundan yaklaşık bir yıl &#246;nce, &#231;eşitli &#252;lkele­rin gazetecilerine bir tanı­tım gezisi d&#252;zenlemişlerdi. Basın toplantısı, genel m&#252;d&#252;r&#252;n dev oda­sında ger&#231;ekleşmişti. Gazeteciler m&#252;d&#252;r&#252;n koltuğunun tam arkasında­ki dev akvaryum camında, yaklaşık 18 metre uzunluğunda bir balina k&#246;­pekbalığı g&#246;r&#252;nce şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilememişlerdi. De­nizlerin en iri ve en korkulan yaratı­ğının bir cam arkasında akvaryumun i&#231;ine hapsedilmesi, bu sekt&#246;rdeki yeni eğilimin de en somut kanıtıydı. Bundan b&#246;yle, i&#231;inde k&#252;&#231;&#252;k ve renkli tropikal balıkların cirit attığı k&#252;&#231;&#252;k akvaryumlar tarihe karışıyor­du. İnsanlar her ge&#231;en g&#252;n daha farklı ve daha sansasyonel g&#246;r&#252;nt&#252; peşinde koşuyorlardı. &#214;yle ise, ak­varyumlar da dev boyutları ve k&#246;­pekbalıkları, dev yenge&#231;leri ile bu talebe karşılık vereceklerdi. Nitekim rakamlar da bu eğilimi destek­liyor. 90'lı yılların başlarında kapasi­tesi 500.000 litre suyu ge&#231;en akvar­yumların sayısı parmakla g&#246;sterile­cek kadar azdı. Oysa, artık bu alanda acımasız bir rekabet yaşanıyor.

Sentetik bir madde: metakrilat; camdan daha saydam ve daha sağlam
G&#252;n&#252;m&#252;zde, kamunun ziyaretine a&#231;ık &#246;zel akvaryum y&#246;neticilerinin bir tek hedefi var: Ne yapıp etmek, 1 milyon litrekapasitenin &#252;zerine &#231;ık­mak... Bu devasa hacme doğru hızlı ve delicesine gidişi m&#252;mk&#252;n kılan ise, cam sekt&#246;r&#252;ndeki "metakrilat" patlaması... Bu sentetik madde, cam­dan hem daha sağlam hem daha say­dam... Ama, k&#252;&#231;&#252;k bir kusuru var: cama oranla &#231;ok daha pahalı... An­cak, akvaryum y&#246;neticileri bu kadar hatanın olabileceğini s&#246;yl&#252;yorlar. &#199;&#252;nk&#252;, bu madde sayesinde &#231;ok b&#252;y&#252;k boyutlarda d&#252;z ya da bombeli y&#252;zeyler elde edebiliyorlar. Bu sen­tetik cam plakaları, birbirlerine for­m&#252;l&#252; gizli totulan bir yapıştırıcıyla kaynatıyorlar. İki plaka arasındaki kaynama noktası hemen hemen hi&#231; g&#246;r&#252;nm&#252;yor, dolayısıyla da izleyicilerin bakış a&#231;ısını rahatsız etmiyor. Bu yeni sentetik cam sekt&#246;r&#252;nde li­derlik, şu anda Amerikalı &#252;reticiler­de... Amerikan Reynolds Polymer Technology şirketi bir s&#252;re &#246;nce, Hollanda'da inşa edilen Burgurs Ak­varyumu i&#231;in 20 metre uzunluğunda ve 6 metre y&#252;ksekliğinde sentetik camlar &#252;retti. İspanya'nın Valencia kentinde inşa edilen bir başka akvar­yumda ise, sentetik cam masrafının, toplam inşaat giderlerinin yaklaşık y&#252;zde 40'ına ulaştığı ileri s&#252;r&#252;l&#252;yor. Modern akvaryumlarda değişikli­ğe uğrayan sadece havuzların boyut­ları değil... İ&#231;indeki deniz yaratıkla­rının niteliğinde de &#246;nemli farklılaşmalar s&#246;z konusu... Bug&#252;n izleyici­nin sansasyon istediği herkes tarafın­dan kabul ediliyor. &#220;stelik, bu insanların g&#246;rmek i&#231;in verecekleri paraları var. Bu insanların, her ne kadar k&#246;­pekbalıklarının bir akrabası da olsa, boyu 80 santimi ge&#231;meyen bir k&#252;&#231;&#252;k camg&#246;z ile yetinmeyecekleri bir ger­&#231;ek... &#214;yle ise, onlara ger&#231;ek k&#246;pekbalıkları izletmek gerekiyor. Hi&#231; olmazsa, bir gri k&#246;pekbalığını ya da ayrık dişleriyle korku uyandıran bir boğa k&#246;pekbalığını... Bunların boyu, belki balina k&#246;pekbalığı gibi 18-20 metreye ulaşmıyor, ama en azından 3 metreden k&#252;&#231;&#252;k değiller...


http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dbddf6962-f33f-48af-9460-9ab26c9bc0f9.JPG%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dYWt2YXJ5dW0gMy5KUEc_3d%26inline%3d1%26rfc%3d0% 26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aB75AB5B0F7854B8 F86A4C8CF02FC835C%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.com/group/guzelgrubum)

Dev akvaryumlara K&#246;pekbalığı yetmez...
Tabii, &#231;oğu zaman k&#246;pekbalığı da g&#246;steri i&#231;in tek başına yeterli olmu­yor. Nitekim son yıllarda bu hayvan alışverişinde tam anlamıyla bir enf­lasyon yaşanıyor. İşte bu noktada ak­varyumlar "&#246;zg&#252;nleşme yoluna" gidiyorlar. &#214;rneğin, Monaco Okyanus M&#252;zesi mercan konusunda bug&#252;n bir numara... Sahip olduğu tropikal po­liplerle gurur duyuyor. Bir başka uz­man akvaryum ise, denizanalan koleksiyonuyla &#252;nl&#252; Naustica Akvaryu­mu... Buradaki denizanaları silindir bi&#231;imindeki havuzlarda sergileniyor­lar. B&#246;ylece havuzun kenarına &#231;arpıp zarar g&#246;rmeleri &#246;nleniyor. Naustica Akvaryumundaki denizanalarının balesi, en m&#252;kemmel g&#246;sterilerden biri kabul ediliyor.
Kuşkusuz, bu &#231;eşitlilik &#246;zel bir bakım ve besleme sistemini de bera­berinde getiriyor. Artık, b&#252;t&#252;n dev akvaryumlar sergiledikleri hayvan­ların beslenmesi i&#231;in kendi &#246;zg&#252;n &#252;retim sistemlerini geliştirmiş durumdalar. &#214;rneğin, her akvaryumun kendi balık &#252;retme &#231;iftlikleri var. Burada hem sergilenen balık ve deniz yaratıklarının dolaşımını garanti edecek bir &#252;retimi ger&#231;ekleştiriyor­lar: hem de &#252;retim fazlasıyla deniz kaplumbağaları gibi hayvanları bes­liyorlar. Ama asıl sorun, Florida'da ki Monterey Bay gibi akvaryumlar­da yaşanıyor. &#199;&#252;nk&#252;, Avrupa'daki &#246;rneklerinin &#231;ok ilerisinde olan bu akvaryumda denizlerin derinliklerin­de yaşayan dev yenge&#231;ler ve dip ba­lıkları sergileniyor. Tabii, bu &#231;ok &#246;nemli teknik sorunlar doğuruyor. Bir kere bu hayvanların sergilendiği havuzlarda suyun s&#252;rekli 5 derecede tutulması gerekiyor. Bu havuzlara giren ışık, &#246;zel filtreler sayesinde kı­nlıyor ve b&#246;ylece deniz dibi atmos­feri yaratılıyor. Yine bu yaratıkların yaşaması i&#231;in gerekli olan d&#252;ş&#252;k oksijen oranı, tamamen otomatik bir şekilde bilgisayar ile ayarlanıyor.

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d0390c53c-d64e-49ac-b7b3-ecc3b89bec32.JPG%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dYWt2YXJ5dW0gNC5KUEc_3d%26inline%3d1%26rfc%3d0% 26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a2BA960D5E3AC413 E911E00B8C81DC720%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.yahoo.com/group/guzelgrubum)

Şehbir
02-09-2009, 11:11 AM
Akvaryum sadece canlılarla mı ilgi &#231;eker? ya dizayn
Dev k&#246;pekbalıkları, mercanlar, denizanaları, yosunlar, deniz dibi yara­tıkları... B&#252;t&#252;n bunlar g&#252;zel; ama olayın bir de sunuluş bi&#231;imi var. Bu yaratıklara ve teknolojiye sahip ol­mak yeterli sayılmıyor. Estetik bir bi&#231;imde, farklı y&#246;ntemlerle sunuluşu da &#231;ok belirleyici... G&#252;n&#252;m&#252;z akvar­yumlarında, seyircilerin &#246;n&#252;nden ge­&#231;ip gittiği, b&#252;y&#252;k vitrin akvaryumcu­luğu artık terk ediliyor. Onun yeri­ne, sualtının sessiz d&#252;nyasını b&#252;y&#252;k bir ger&#231;eklilik i&#231;inde, ama daha k&#252;­&#231;&#252;k bir &#246;l&#231;ekte yeniden yaratma &#231;a­bası i&#231;indeler. &#214;rneğin, Fransa'daki Saint-Malo Akvaryumu'nda izleyici­ler, suya batmış bir gemi enkazının i&#231;inde dolaşıyormuş duygusu yaşıyorlar. Geminin sağ tarafından &#231;ık­tıklarında, karşılarına k&#246;pekbalıkları­nın bulunduğu bir havuz &#231;ıkıyor. Nausica Akvaryumu, tam anlamıyla bir sualtı otelini anımsatıyor. Tropikal bir lag&#252;n&#252;n derinliklerine inşa edil­miş duygusu veren akvaryumun barları, hatta plajları bile bulunuyor. Bu yılın sonlarında tamamlanması bek­lenen Brest kentindeki "Oceanopolis Akvaryumu" ise, ger&#231;ek dalgaları ve buz kayalarıyla kutup denizlerinin doğal atmosferini yansıtacak. Tabii ger&#231;ek penguenleriyle birlikte...

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d42a2b8aa-75a1-47c1-be2d-5cecf4fd4ee4.JPG%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dYWt2YXJ5dW0gMi5KUEc_3d%26inline%3d1%26rfc%3d0% 26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aAF0458F14E0C4BA EA397CBF0597AD3E6%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.yahoo.com/group/guzelgrubum)
Dev akvaryumcular &#231;evreci mi?
Bu modern akvaryumlar, kuşku­suz g&#252;n&#252;m&#252;z&#252;n egemen ideolojile­rinden de etkileniyorlar. Bunların ba­şında da &#231;evre bilinci geliyor. Bu ak­varyumların hemen hemen t&#252;m&#252;nde "&#231;evrenin korunması" gerektiği bir şekilde işleniyor. Bunun i&#231;in dev pa­nolar asılıyor, multimedya g&#246;sterileri d&#252;zenleniyor, filmler oynatılıyor. B&#246;ylece, &#231;evreci mesajlar, ziyaretin ana amacını saptırmadan, ince ve yu­muşak bir bi&#231;imde veriliyor. Bu interaktif iletişim, &#246;zellikle &#231;ocukları he­def alıyor. Hatta bazı akvaryumlar, bulundukları &#252;lkenin eğitim bakan­lıklarıyla ortak programlar d&#252;zenli­yorlar. &#214;rneğin, Rochelle Akvaryumu'nda deniz yaratıklarının nasıl ha­berleştikleri sağır ve dilsiz &#246;ğrencile­rin eğitiminde kullanılıyor.
Yetişkinler i&#231;in ise, başka farklı mesajlarda işleniyor. Temizlik gibi... Nausica Akvaryumu'nu ziyaret eden insanlar arasında yapılan birankette, "neyi m&#252;kemmel buldunuz" sorusu­na verilen yanıtlar arasında "temizli­ği" yanıtı &#246;nemli bir oran tutmuş.

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d893837a1-2529-4af0-8c62-a8ee6c1df414.JPG%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dYWt2YXJ5dW0gNTUuSlBH%26inline%3d1%26rfc%3d0%26 empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a5B9B9CBE994642618 E77C2B2CF0EE871%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.yahoo.com/group/guzelgrubum)
Okyanuslar Pavyonu (Oceanarium)... (sağ da)
Portekiz'in başkenti Lizbon'daki Oceanarium, Japonya'nın Osaka kentindeki akvaryumdan sonra d&#252;nyanın ikinci b&#252;y&#252;k akvaryumu olarak kabul ediliyor. 9 milyon su kapasitesine sahip akvaryum, 5 b&#246;l&#252;mden oluşuyor. Ortadaki dev havuzunda t&#252;m okyanusların ortak canlıları ve bitkileri bulunuyor. Kenarlardaki d&#246;rt diğer havuzda ise Atlantik, Pasifik, Hind ve Antarktika okyanuslarının bitki ve canlı &#246;rnekleri yer alıyor. Akvaryumda bir b&#252;t&#252;n olarak 200 t&#252;re ait 15 000 canlı sergileniyor. Pavyonun i&#231;i, b&#252;t&#252;n bu okyanusların iklimine uygun bir atmosfere sahip... Hind Okyanusu b&#246;l&#252;m&#252;nden ge&#231;erken terliyor. Antarktika b&#246;l&#252;m&#252;nde ise &#252;ş&#252;yorsunuz. Akvaryumun i&#231;inde mizansen, tipik mangrov ağacından, Avustralya'nın sert kayalıklarına kadar her t&#252;rl&#252; bitki ve canlı &#246;rt&#252;s&#252;yle ger&#231;ekleştirilmiş.

Şehbir
02-09-2009, 11:12 AM
Bu ne yaman &#231;elişki; &#231;evreci akvaryum ve esir balık
Tabii bu arada, şu sorunun yanıtı tam olarak &#231;&#246;z&#252;lm&#252;ş değil: &#199;evre korunmasından, ender t&#252;rlerin korunmasından s&#246;z eden bu akvaryumlar, nasıl oluyor da, bazı dev hayvanları kendi doğal atmosferlerinden &#231;ıkarıp, cam duvarlar arasında hapsedebili­yorlar? Modern akvaryum y&#246;netici­leri bu &#231;ıkmazın, bu pedagojik so­rumluluklarının tamamen bilincinde­ler... Ve kendilerini ş&#246;yle savunuyor­lar: Onlara g&#246;re bu yaratıklar kesin­likle esir değiller. Tam tersine, onlar akvaryumda kendi t&#252;rlerinin birer temsilcisi konumundalar..." Biz he­yecan verici unsurları, sansasyonel g&#246;r&#252;nt&#252;leri &#246;n plana getirerek kamu­oyunun dikkatim bu hayvanların &#252;ze­rine ve onların yaşadıkları &#231;evre so­runlarına &#231;ekiyoruz..." Hatta, bazı akvaryum y&#246;neticileri daha ileri gidip, kar ama&#231;lı &#231;alışan akvaryumlar­la, eğitim hedefleri olan akvaryumla­rın birbirinden ayrılması gerektiğini s&#246;yl&#252;yorlar. Ama, bu konuda akvar­yum y&#246;neticilerinin ne kadar tutarlı oldukları tartışmaya a&#231;ık bir konu... &#214;rneğin, Rochelle Akvaryumu b&#246;yle kar ama&#231;lı &#231;alışmayan ve pedagojik eğitimi &#246;n plana &#231;ıkaran bir kuruluş. Ancak, bu akvaryumda son yıllarda seyircilerin g&#246;z&#252; &#246;n&#252;nde k&#246;pekbalıklarınıdalma sistemiyle besliyorlar. Yani dalgı&#231;lar dalıyor ve onları izle­yen k&#246;pekbalıkları da dalıp ellerin­den yiyeceklerini alıyorlar. Şimdi he­yecana y&#246;nelik bu g&#246;sterinin pedago­jik eğitimle uzaktan yakından ilgisi yok... &#220;stelik bazı bilim adamları, bu besleme tekniğine şiddetle karşı &#231;ıkıyorlar. &#199;&#252;nk&#252;, doğal ortamında avını bulmak i&#231;in dalma gibi bir işlem yapmayan k&#246;pekbalıklarında, bu beslemenin yanlış alışkanlıklar kazandırdığını s&#246;yl&#252;yorlar. Dahası, on­ların b&#246;yle beslendiklerini g&#246;ren di­ğer iri deniz hayvanları da aynı yolu denemeye başlamışlar... K&#246;pekbalık­larının dalarak avlanma alışkanlığı edinmeleri başka trajik sonu&#231;lar da doğuruyor. Polinezya adalarının a&#231;ıklarındaki "Shark Feeding"ler d&#252;nyanın en &#246;nemli sualtı parklarından... Yıllardır dalgı&#231;lar, buralara k&#246;­pekbalıkları tarafından rahatsız edil­meden dalıyorlardı. Son yıllarda buradaki mercanlarda dolaşan dalgı&#231;ları rahatsız eden k&#246;pekbalıklarının sayı­sında, &#246;nemli artışlar olmuş. Bunun nedeni, dalarak avlanma alışkanlığı edinen k&#246;pekbalıkları...

Herkes kurallara uyuyor mu? Yoksa "Tamam... hallederiz abi..."http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3dbd1c4c13-da96-42c2-925f-d9b3f9487a5a.JPG%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dYWt2YXJ5dW0gNi5KUEc_3d%26inline%3d1%26rfc%3d0% 26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a410424BBF7594F2 0A073ED4BE4209828%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)
G&#252;n&#252;m&#252;zde, bu t&#252;r modern ak­varyumlar &#231;ok sıkı hukuksal dene­timlerden ge&#231;iyor. &#214;yle ki, para ile ziyarete a&#231;ık bir akvaryumu &#231;alıştır­mak i&#231;in, her havuzda evcil olmayan hayvanların bakımından sorumlu bir uzman bulundurmak gerekiyor. Ama, ne yazık ki bu kurallara pek fazla uyulduğu s&#246;ylenemez. &#214;rne­ğin, Tourain Akvaryumu bir s&#252;re &#246;nce bu &#246;nkoşulları yerine getirme­den faaliyete başladı ve hemen diğer akvaryum y&#246;neticileri tarafından, kuralları uygulaması i&#231;in, Uluslara­rası Akvaryum Y&#246;neticileri Birliği­ne şikayet edildi. Şirket, kendisine gelen t&#252;m eleştirilere rağmen faali­yetini s&#252;rd&#252;r&#252;yor; hatta son g&#252;nler­de borsaya da girmiş durumda...

Beyaz k&#246;pekbalığı havuza 15 dakika dayanabildi
Ahlaki a&#231;ıdan en fazla eleştiri alanlar, akvaryumculuğa en fazla para yatıran ve saygınlık peşinde koşan kuruluşlar. San Francisco Akvaryumu'nun genel imajı bu doğ­rultuda. Ancak, bir s&#252;re &#246;nce bu ak­varyumun y&#246;neticileri &#246;zel olarak hazırladıkları bir havuzda," okya­nusların &#246;l&#252;m dişleri" diye tanımla­nan bir beyaz k&#246;pekbalığını sergile­meye &#231;alıştılar. Hayvan, havuza in­dirildikten 15 dakika sonra t&#252;m &#231;a­balara karşın &#246;ld&#252;. Aynı ahlaki ağır­lığı, Osaka Akvaryumu da taşıyor. Her ne kadar buradaki balina k&#246;pek­balığı varlığını s&#252;rd&#252;r&#252;yorsa da, onunla birlikte havuza indirilen ikin­ci balina k&#246;pekbalığı 3 yıl gibi kısa bir s&#252;re i&#231;inde hayatını yitirdi. Oysa bu hayvanlar doğal koşullarında ra­hatlıkla 25 yıl yaşayabiliyorlar.

Akvaryumların maliyeti
Beyaz k&#246;pekbalığı, balina k&#246;pek­balığı... Eğer ekonomik bir getirişi yoksa bu dev hayvanlar akvaryumda neden sergileniyorlar? &#220;stelik, bun­ları sergileyecek mekanların maliyeti olağan&#252;st&#252; rakamlara ulaşıyor. Osa­ka Akvaryumu i&#231;in 700 milyon Frank, Oceanopolis i&#231;in 230 milyon Frank ve Nautica i&#231;in 205 milyon Franklık yatırımlardan s&#246;z ediliyor. İşte bu nedenle tıpkı, dev hayvanat bah&#231;eleri gibi b&#252;y&#252;k akvaryumlar da &#231;eşitli &#231;evrelerden yoğun eleştiri alı­yor. Ancak, bu mekanların b&#252;y&#252;k bir pedagojik işlevi olduğu da reddedile­mez. Kısacası mantık ve hayvan hak­larına saygı &#231;er&#231;evesinde kaldıkları s&#252;rece bir sorun yok.

Dizayn ve ekoloji bir arada gider mi?
Yarının akvaryumları neye ben­zeyecek? Bu konuda iki d&#252;ş&#252;n­ce &#231;atışıyor. Bunlardan birincisinin en tipik temsilcisi Tokyo Sea Life Akvaryumu... Bu d&#252;ş&#252;nce, yeni ak­varyum mimarisinde olağan&#252;st&#252;l&#252;­ğe ve g&#246;rselliğe &#246;nem veriyor. Bu akvaryumda balıklar, silindir bi&#231;i­mindeki havuzlarda sergileniyor­lar. Seyircilerin b&#246;yle yuvarlak &#231;iz­gileri olan havuzları g&#246;rsel a&#231;ıdan tercih ettiklerini ileri s&#252;r&#252;yorlar. Ancak, bu yaklaşımın yarattığı &#246;nemli sorunlar var... Birincisi, kapatıldığı zaman bulunduğu atmos­fere uyum g&#246;steremeyen ve y&#252;z&#252;­c&#252; nitelikleri &#246;n planda olan ton gi­bi balıklar, bu t&#252;r havuzlara alışa­mıyorlar. Nitekim, kapı arkasından sızan dedikodulara g&#246;re, Tokyo Sea Life Akvaryumu'nda her g&#252;n yaklaşık 20 ton &#246;l&#252;yor ve şirkete bağlı iki balık&#231;ı gemisi bu kaybı karşılamak i&#231;in s&#252;rekli ton avlıyor. İkinci g&#246;r&#252;ş&#252; savunanlar ise, ak­varyumların gelecekte, doğal or­tamda kurulmasını &#246;neriyorlar. Bu­nun en tipik &#246;rneği ise Avustralya'daki Townsville kentinde bulunan Reefs Head Ouarter... Bu bir a&#231;ık hava akvaryumu... Toplam su ka­pasitesi 2,5 milyon litre... Ancak su, tamamen doğal bir bi&#231;imde te­mizleniyor. Yani, herhangi bir pompalama sistemiyle sular de­ğiştirilmiyor. Sadece akvaryumun altına yerleştirilen bir yosun taba­kası, suyun i&#231;indeki oksijeni ayarlı­yor ve fosfat ile nitratları yeniden d&#246;n&#252;şt&#252;r&#252;yor. Balıklar, burada in­san elinin m&#252;dahalesi olmadan, tamamen kendi olanaklarıyla bes­leniyorlar. Kısacası akvaryumların geleceği ya s&#252;per l&#252;ks ya da tama­men doğal olacak...

Balıklar nasıl yakalanıyor? Maliyeti?
Akvaryumların gereksinme duyduğu mercan setlerinde yaşayan balıkları avlamak i&#231;in ilgin&#231; bir y&#246;ntem uygulanıyor. Yeniay d&#246;nemlerinde, a&#231;ılmamış balık larvalarının dalgalar tarafından koloniler halinde taşındığı ve bunların getirilip dev mercanların &#252;zerine bırakıldığı biliniyor. İşte bu nedenle, yeniay g&#252;nlerinde mercan setleri olağan&#252;st&#252; bereketli bir beslenme mekanına d&#246;n&#252;ş&#252;yor. Avcılar da gelip buralarda, akvaryumların istediği balıkları gen&#231;ken rahat&#231;a avlayabiliyorlar. &#220;stelik bu y&#246;ntemle, balıkların lag&#252;ne girmeden daha kolay bi&#231;imde yakalanmaları m&#252;mk&#252;n oluyor. Bu avlanma bi&#231;iminin denizlerdeki ekosistemi tehlikeye d&#252;ş&#252;rmediği belirtiliyor. &#199;&#252;nk&#252;, avlanma olmasa bile dalgaların getirdiği a&#231;ılmamış larvaların y&#252;zde 90'ının başka avcı balıklar tarafından yenileceğine dikkat &#231;ekiliyor.
K&#246;pekbalığı avı ise, olduk&#231;a deneyim gerektiriyor. Bu işi yapan profesyonel balık&#231;ıların sayısı bir elin parmaklarını ge&#231;miyor. Bunlardan bir tanesi de Amerikalı avcı David Casey... K&#246;pekbalıklarıyla &#252;nl&#252; sahillerden 15 dakika uzaklıktaki bir mesafe a&#231;ılıyor ve daha sonra suya bir kilometre uzunluğunda, &#252;zerinde 30 kadar iğne bulunan bir ağ bırakıyor. Ağın iğnelerine itinayla uskumru balıkları yerleştiriyor. Ardından, her iki saatte bir ağı &#231;ekiyor ve yakalanan k&#246;pekbalıklarını teknenin i&#231;ine &#231;ekiyor. Ancak, David Casey bu işi ekmek parası kazanmak i&#231;in yapıyor. Sadece kendisine sipariş edilen k&#246;pekbalıklarını avlıyor, ağa yakalanan diğer k&#246;pekbalıklarını hemen suya geri g&#246;nderiyor. K&#246;pekbalıkları yakalandıktan sonra hemen bir canlı balık havuzuna konuyor, sonra 3-4 hafta kalacakları havuzlara naklediliyorlar. K&#246;pekbalığı alıcısı olan akvaryum y&#246;neticisi, satış işleminden &#246;nce, hayvana t&#252;m kan tahlillerini yaptırıp, sağlıklı olup olmadığını kontrol ettiriyor. 2 metre uzunluğundaki bir k&#246;pekbalığının fiyatı 100.000 frank civarında. Ancak Amerikan sahillerinde tutulmuş bir k&#246;pekbalığını Avrupa'daki bir akvaryuma taşıtmak istiyorsanız, 70.000 Frank taşıma parası &#246;demek zorundasınız. Yani hayvanın nakliyesi de kendisi kadar pahalı...


Kaynak: Focus Temmuz 2000.

Şehbir
02-09-2009, 11:19 AM
Osmanlı tarihinin romancısı

Reşad Ekrem Ko&#231;u


http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3daf47914d-a4b6-4561-8054-81281b205870.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dUmXFn2F0IDAxLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rfc%3d 0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aBBA98FD357434 66DB4B8B0F9AEE87126%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)
Ara G&#252;ler'in objektifinden Reşat Ekrem Ko&#231;u

Pop&#252;ler tarihin unutulmaz isimlerinden Reşad Ekrem Ko&#231;u, kitaplarıyla yeniden g&#252;ndemde. Reşad Ekrem, 50'li ve 60'lı yıllarda Osmanlı tarihini geniş halk kesimlerine a&#231;mış ve sevdirmişti.

• Pop&#252;ler TARİHI Temmuz / Ağustos 2001 / ESER TUTEL


Ara G&#252;ler'in objektifinden Reşat Ekrem Ko&#231;u

Kolay okunan, merak uyandıran, ilgi &#231;ekici yazılar

Reşad Ekrem Ko&#231;u'yu 50'li yılların başların*da tanıdım. O sıralar 50 yaşlarında olması gerekirdi. &#199;alıştığım T&#252;rkiye Yayınevi'ne haftada bir uğrar, 'Hafta' dergisi i&#231;in kaleme aldığı yazıları bırakırdı.

Beş dakika kadar oturur, o sırada odada kim varsa, dergiyi &#231;ıkartanlardan Cemil Cahit Cem ya da Sezai Solelli'yle, şundan bundan s&#246;z ettikten sonra kalkar giderdi. Orta boylu, g&#246;zl&#252;kl&#252;, da*ğınık sa&#231;lı, keskin bakışlı bir adamdı. Konuşmalarından, &#231;ok bilgili ve &#231;ok zeki olduğunu anlamak zor değildi.

Getirip bıraktığı yazılar, der*ginin orta y&#252;z&#252;ndeki renkli say*fada yayımlanırdı. Hemen hepsi de Osmanlı tarihinden, kolay okunan, merak uyandıran, ilgi &#231;ekici sayfalardı. Ressam Nezih İzmirlioğlu'nun resimlediği bu konuların, derginin en &#231;ok oku*nan yazılarından olduğunu bilir*dim.


İstanbul'un fethinin 500'&#252;nc&#252; yıld&#246;n&#252;m&#252; i&#231;in Reşat Ekrem Ko&#231;u'nun 1953'te hazırladığı

'T&#252;rk İstanbul' adlı &#231;alışmada Yeni&#231;eri Murad' ve 'Ulubatlı Hasan' sayfaları.



'Hafta' dergisindeki yazıları

Hatırladığım kadarıyla bu yazılar, 'Topkapı Sarayı'nda Bir Gezinti' ana başlığı altında yer almaktaydı. Her yazının başlığı da 'oku beni' diyecek derecede g&#252;zel se&#231;ilmişti. Nasıl mı?



"Oku beni" dedirten g&#252;zel başlıklar

&#214;rneğin, 'Alay K&#246;şk&#252; &#246;n&#252;nde Ayak Divanı', 'Gen&#231; Osman Vak'ası', 'Alemdar'ın Saray baskını', 'Cellat &#199;eş*mesi ve cellatlar', 'Baklava Alayı', 'Z&#252;l&#252;fl&#252; Ağaların 24 saati', 'Bir padişahın s&#252;nnet d&#252;ğ&#252;n&#252;' gibi...



B&#252;y&#252;k bir sadelikle T&#252;rk tarih&#231;ilerini tanıtıyor

Bu yazılar bir cilt boyunca, 26 sayı s&#252;r*d&#252;. 1954'te yeni bir cilde başlanınca ya*zıların başlığı da, i&#231;eriği de değiş*ti. Hoca, bu sefer de her sayıda &#252;slubunu bozmadan, dilini kolay anlaşılacak şekilde sadeleştirerek b&#252;y&#252;k bir T&#252;rk tarih&#231;isini tanıta*caktı. Peki, kimlerdi bu &#252;nl&#252; T&#252;rk tarih&#231;ileri?

Vakan&#252;vis Ahmet Vasıf Efendi, Ahmet L&#252;tfi Efendi, Mustafa Naima Efendi, Pecevili İbrahim Efendi, Silahtar Fındık*lık Mehmed Ağa, Evliya &#199;elebi, Katip &#199;elebi filan...

Yazıların başlıkları da hatır*layabildiğim kadarıyla ş&#246;yleydi: 'Emme-basma tulumbanın icadı, esir pazarının kaldırılması, ba*kırdan altın yapan kız, adsız kahramanlar, gemici Kara Mehmed'.



Aile dergisi, zor ağır konular, sevilerek okunan yazılar, değişen dergicilik

Demek istediğim, o zamanlar 'Hafta' gibi aile dergilerinde bu d&#252;zeyde konular işlenir ve bu ya*zılar yoğun bir ilgiyle izlenirdi. Bug&#252;n ise b&#246;yle bir dergicilik an*layışını &#231;oktan yeller &#252;f&#252;rd&#252;, sel*ler g&#246;t&#252;rd&#252;. Hem de bir daha ge*ri gelmemecesine...

Reşad Ekrem'in &#246;zg&#252;n bir &#231;alışması:

'Tarihimizden garip ve meraklı şeyler'





Resim de yapardı, şiir de yazardı

Reşad Ekrem Bey &#231;ok bilgili, &#252;stelik de &#231;ok g&#252;zel yazı yazabi*len bir kimseydi. Onun yazılarını okuyup da, 'Bu adam şair! Şiir gibi yazıyor!' dememek elde de*ğildi. &#199;ok sonradan &#246;ğrendim ki, Reşad Ekrem Bey ger&#231;ekten şairmiş meğer...

Hem de herkes gibi ilk gen&#231;*liğinde filan değil, belli bir yaşa gelip de olgunluğa eriştiği d&#246;ne*minde... 1965'te yazıp yayımla*dığı 'Acı Su' adlı şiir kitabından başka bir de ger&#231;ek &#246;yk&#252;leri ya*zıp topladığı '&#199;ocuklar' adlı bir kitabı daha varmış.

Bitmedi! Yazdığı yazıların bazılarını oturur, bizzat kendi re*simlerdi. Semavi Eyice'nin de be*lirttiği gibi, resimleri naif tarz*daydı ve hi&#231; de acemi işi değildi.



İstanbul i&#231;in: Tek başına ansiklopedi - İstanbul Ansiklopedisi

Gen&#231;lik yıllarında Ahmet Rasim'den İstanbul'un b&#252;t&#252;n &#246;zelliklerini &#246;ğrenip tanıyan Reşat Ekrem, koca İstanbul'u, her şeyiyle bir b&#252;y&#252;k ansiklopedide toplamaya karar verdi. Bu ansiklopedinin adı kısaca, İstanbul Ansiklopedisi olacaktı. 1944'te, Cemal &#199;altı adındaki bir kereste t&#252;ccarının mali desteğiyle, Ankara Caddesi'nde, Naili Mescit'in biraz aşağısındaki bir hanın alt katında &#231;alışmaya başladı. Maddelerin b&#252;y&#252;k bir &#231;oğunluğunu kendisi kaleme alıyor, gerekiyorsa resimlerini de yapıyor ya da ressama bizzat kendi tarif ediyordu. &#199;oğu zaman matbaa işlerini de kendi takip etmek zorunda kalıyordu. Semavi Eyice, yıllar sonra 1994'te Tarih Vakfı'nın yayımladığı İstanbul Ansiklopedisi'ne yazdığı Reşat Ekrem Ko&#231;u maddesinde,

"Burada, bilhassa akşam&#252;stleri, İstanbul'un tarih, edebiyat ve eski eserleri ile ilgili aydınları toplanıyor, birka&#231; saat s&#252;ren sohbetlerden sonra, hep beraber o yıllarda hen&#252;z yıkılmamış Balıkpazarı'na (Emin&#246;n&#252;) gidiliyor ve konuşmalar i&#231;kili akşam yemeğinde de s&#252;r&#252;yordu" diye yazar.



Ansiklopedinin 11.cildi 'G' harfinin ortalarına kadar gelebildi

Bu ansiklopedi 1951'de ancak 34'&#252;nc&#252; fasik&#252;le kadar gelebildi. Sonra mali imkansızlıklar nedeniyle yayınına ara verildi. Hoca boş durmuyor, gazetelere, dergilere tarihle ilgili yazılar yazıyor, kitaplar hazırlıyordu. 1958'de Mehmet Ali Akbay adlı bir t&#252;ccarın yardımıyla, Hoca yeniden ansiklopedisine d&#246;nd&#252; ve Sirkeci'deki bir handa İstanbul Ansiklopedisi'ni bıraktığı yerden tekrar yayımlamaya koyuldu. Ne var ki 10'uncu cildin yayımlanmasından az sonra fasik&#252;ller aksamaya başladı. 11'inci ciltten birka&#231; fasik&#252;l &#231;ıktıktan sonra yayın b&#252;sb&#252;t&#252;n durdu. Reşat Ekrem Ko&#231;u &#246;ld&#252;ğ&#252;nde, ansiklopedi hen&#252;z 'G' harfinin ortalarına gelmişti.

Şehbir
02-09-2009, 11:21 AM
Reşad Ekrem'in yapıtları

Aşağıda sıralanan yapıtlarının dışında Reşad Ekrem Ko&#231;u, Evliya &#199;elebi'nin Seyahatnamesi'nin ilk beş cildini kısaltıp sadeleştirdi, elyazması Aş&#231;ı Dede'nin Hatıraları'nı, Seyyid Vehbi'nin Surnamesi'ni, Haşmet'in Viladetname'sini kısaltıp sadeleştirerek yayımladı. İstanbul'un fethinin 500'&#252;nc&#252; yılında (1953), Cumhuriyet gazetesi i&#231;in 'T&#252;rk İstanbul' adlı kapsamlı ilaveyi ve yine aynı gazete i&#231;in, '600 Yılın Tarih Panoraması' adlı &#231;alışmasını hazırladı. Bug&#252;n ise &#231;ok sayıdaki makale ve yazıları g&#252;nışığına &#231;ıkarılmayı bekliyorlar.



• Kızlarağasının Pi&#231;i (1933)

• Hatice Sultan ve Ressam Melling (1934)

• Osmanlı Muahedeleri ve Kapit&#252;lasyonlar (1934)

• &#199;ocuklar (Şiir ve hikayeler, 1938)

• Esircibaşı

• K&#246;sem Sultan

• Eski İstanbul'da Meyhaneler ve Meyhane K&#246;&#231;ekleri (İnceleme, 1947)

• T&#252;rk İstanbul (Cumhuriyet gazetesinin ilavesi)

• Osmanlı Padişahları (İnceleme, 1960)

• Topkapı Sarayı (1960)

• Erkek Kızlar (Tarihi hikayeler, 1962)

• Forsa Halil (Tarihi uzun hikaye, 1962)

• Dağ Padişahları (İnceleme, 1962)

• Haşmetli Yosmalar (Hikayeler, 1962)

• Yeni&#231;eriler (İnceleme, 1964).

• Osmanlı Tarihi Panoraması (1964)

• Fatih Sultan Mehmed (1965)

• Patrana Halil (Roman, 1968)

• Kabak&#231;ı Mustafa (Roman, 1968)

• T&#252;rk Giyim, Kuşam ve S&#252;slenme S&#246;zl&#252;ğ&#252; (1969)



B&#246;ylesine &#231;ok y&#246;nl&#252; bir kim*senin, sıradan bir insan olmadığı besbelli

Kendisi aynı zamanda tarih&#231;iydi, &#246;ğretmendi, tek başı*na ansiklopedi yazıp yayımlaya*cak kadar da g&#252;&#231; ve sabır sahi*biydi. Rind meşrep yaradılışta olup titiz ve velut bir yazardı. &#220;s*telik de inan&#231;ları doğrultusunda, b&#252;y&#252;k bir cesaret sahibiydi!



Kısaca Hayatı

1905'te İstanbul'da doğmuş*tu. Babası Ekrem Reşit Bey'di. Annesi de şimdi Bulgaristan'da bulunan eski Zağra'dan Hacı Fatma Hanım... Babası &#246;nceleri bir ara Tarik, Malumat, Ceride-i Havadis, sonra Konya'da Baba*lık gazetelerinde &#231;alışmıştı. Son işi ise Cumhuriyet gazetesinde memleket haberleri servisi şefliği idi.



Neden &#252;niversitede kalmadı?

Reşad Ekrem'in &#231;ocukluğu İstanbul'da, Yukarı G&#246;ztepe'de*ki Kayışdağı Caddesi &#252;st&#252;ndeki ahşap k&#246;şkte ge&#231;mişti. 1921'de Bursa Lisesi'ni bitirmiş, 1931'de İstanbul Dar&#252;lf&#252;nunu Edebiyat Fak&#252;ltesi Tarih B&#246;l&#252;m&#252;'nden mezun olmuştu. Sonra Osmanlı tarihi k&#252;rs&#252;s&#252;nde, &#252;nl&#252; tarih&#231;i Ahmet Refik Altınay'ın yanında asistan oldu. Ne var ki, 1933'te &#220;niversite'de yapılan reform sı*rasında, pek &#231;okları gibi hocası kadro dışı bırakılınca, o da aka*demik yaşamına son vererek &#252;ni*versiteden ayrıldı.



&#214;ğretmenlik d&#246;nemi

Yukarı G&#246;ztepe'deki k&#246;şkle*ri, Fahrettin Kerim G&#246;kay'ın k&#246;şk&#252;n&#252;n hemen yanı başınday*dı. Ama ablasının &#246;l&#252;m&#252; &#252;zerine k&#246;şk satılınca Reşat Ekrem Bey yine o yakındaki başka bir k&#246;şke taşındı.

Bundan sonraki yıllarını İs*tanbul'daki okullarda tarih &#246;ğ*retmenliği ve yazarlık yaparak ge&#231;iren Reşad Ekrem Bey, Kuleli Askeri Lisesi, Vefa ve Pertevniyal liselerindeki &#246;ğretmenliğinin ya*nı sıra değişik dergi ve gazeteler*de tarihle ilgili pek &#231;ok yazı yayımladı, kitaplar yazdı.


İstanbul'un fethinin 500'&#252;nc&#252; yıld&#246;n&#252;m&#252; i&#231;in
Reşat Ekrem Ko&#231;u'nun 1953'te hazırladığı 'T&#252;rk İstanbul' adlı &#231;alışma


Pekala bilimsel eserler verebi*lecek d&#252;zeyde tarih bilgisine sa*hipken, o hep herkesin kolayca okuyup anlayabileceği pop&#252;ler yazılar yazmayı tercih etti.

Başta Semavi Eyice ve daha pek &#231;okla*rına g&#246;re onun yazdıkları, hem tarihi bilgi hem de &#252;slup ve tek*nik bakımından, o sıralarda tarih yazıları yazmakta olan Turhan Tan ve İskender Fahrettin Sertelli'nin yazdıklarından &#231;ok &#252;st&#252;n*d&#252;.



Emeklilik yılları, &#246;l&#252;m&#252;, kaybolan kitaplık ve arşivi

Emekli olduktan sonraki yıl*larda Reşad Ekrem Bey evine ka*pandı, dosyaları, tuttuğu notları ve kitaplarıyla baş başa kalarak durmadan &#231;alıştı. Hi&#231; evlenmedi*ği i&#231;in hayatını bir d&#252;zene koyamamış, hatıralarıyla i&#231; i&#231;e kalmıştı. Bir ara b&#252;*t&#252;n kitaplarını, not*larını, kısacası her şeyini yakarak orta*dan kaldırmak d&#252;*ş&#252;ncesine kapıldı.

1975 yılının 9 Temmuz g&#252;n&#252; &#246;l*d&#252;ğ&#252;nde, 70 yaşın*daydı. G&#246;ztepe tren istasyonunun yakı*nındaki T&#252;t&#252;nc&#252; Mehmet Efendi Camii'nden kal*dırılan cenazesi, Sahrayıcedit Mezarlığı'na defnedildi. Evlat edinip n&#252;fusuna ge&#231;irdiği manevi oğlu Mehmet Ko&#231;u, b&#252;t&#252;n k&#252;*t&#252;phanesini gazeteci Niyazi Ah*met Banoğlu'nun aracılığıyla Terc&#252;man gazetesine sattı. Ne yazık ki, gazetenin kitaplık ve ar*şivi dağıldığı i&#231;in bug&#252;n, bu de*ğerli belgelerin akıbeti bilinmi*yor.



G&#214;STERİCİLERİN YAKASINA SARILDIĞI G&#220;N!
Onu son olarak, &#246;l&#252;m&#252;ne ya*kın, bir &#246;ğle &#252;zeri Divanyolu'nda, cadde &#252;st&#252;ndeki &#199;ınar Lokantası'nda g&#246;rd&#252;m. Camın kenarındaki bir masada rakısını koymuş, hem yemek yiyor, hem de i&#231;kisini i&#231;iyordu. O g&#252;nler, sağ ve sol g&#252;&#231;lerin sık sık cadde*lerde g&#246;vde g&#246;sterileri yaptıkları &#231;alkantılı g&#252;nlerdi.
Sağcı gen&#231;ler miydi, solcu gen&#231;ler miydi, şimdi pek hatırlayamacağım gelişig&#252;zel bir kalabalığın, bir ara caddeden Sulta*nahmet'e doğru, d&#252;zensiz bir şe*kilde y&#252;r&#252;mekte olduklarını g&#246;r*d&#252;k. Yumruklarını havaya sıka*rak sloganlar atıyorlardı.



http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d6dc57ee7-8771-4f78-8815-e6697254659f.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dUmXFn2F0IDAyIC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aDCB8430B5 B1E43CAA1DF846142E00352%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)


http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d9207430b-9c3e-45ec-aca8-bb6c94833080.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dUmXFn2F0IDA0IC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aB6A259046 EE64EA5936A4D40BF785D73%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)
.

http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d7165f9a5-9224-4c22-a100-4b55fed396ce.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dUmXFn2F0IDAyIC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a3124DAC34 D9F4EF7A70983AFB2127564%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)
http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d126c7a4e-90c1-4654-a6f3-f08bf44a0b99.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dUmXFn2F0IDAyIC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a24777DE18 2FE495E9E9ECC93A166912A%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)


http://by117w.bay117.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://207.46.8.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3ded667ce2-9ba2-484c-92f5-81768fa1df33.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dUmXFn2F0IDAzIC4uLmpwZw_3d_3d%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a931958B1B D754FC5BA2D2DAAD620BBA4%2540hazalPC&oneredir=1&ip=10.1.106.215&d=d582&mf=0&a=01_8670e5425879f13787d7b9d066ea021f42dae202a9913 24e155170fd938798cd (http://groups.google.com/group/merakediyorum)
.

Şehbir
02-10-2009, 05:20 AM
*EMERİK "a

*Atat&#252;rk'&#252;n "EMERİK" kelimesine g&#246;z&#252; ilişmişti.*

Atat&#252;rk, elimide bulunan bazı tarihi verilerden hareket ederek ( PiriReis
Haritaları gibi ) T&#252;rklerin K.Kolomb'dan &#246;nce Amerika'yı keşfetmiş
olabilecekleri tezi &#252;zerinde durmuştur.
&#214;zellikle 1930'lardaki tarih ve dil &#231;alışmaları sırasında bu y&#246;ndeki
bazı ipu&#231;larıyla ilgilendiği anlaşılmaktadır.

&#214;rneğin,yine bir gece tarih ve dil &#252;zerine &#231;alışırken *Amerika ve
T&#252;rkler *konusundabir ip ucuna rastlamıştır. Sonrasını o sırada Atat&#252;rk'&#252;n yanındabulunanyaveri Cevat Abbas G&#252;rer'den dinleyelim.
"B&#246;yle bir gecenin yarısından sonra idi. Meşhur Rus alimi
*Pekarsky*'in *Yakut
L&#252;gatı*nı tetkik eden Atat&#252;rk'&#252;n *"EMERİK"* kelimesine g&#246;z&#252; ilişmişti.
Durdu ve kendi kendine g&#252;lmeye başladı.
Derin bir haz ve neşe i&#231;inde g&#246;zl&#252;ğ&#252;n&#252; &#231;ıkardı. "Birer sigara ve kahve
i&#231;elim" emrini verdi. Meğer bulduğu *"emerik"* kelimesi *T&#252;rk Yakut*
dilinde"*denizle ayrılmış arazi par&#231;asını*" ifade eden manaya geliyormuş. Haz ve neşe yaratan m&#252;taalasını da acizden esirgemedi.

Emerik kelimesinin Amerika'nın kaşiflerinin tarihiyle,YakutT&#252;rklerinin
kıdemleri tarihini mukayese ederek,"*Amerika'nın adını b&#252;y&#252;k ecdad
koymuştur*"dedi.
"Evet;Kristof Kolomb'dan sonra Amerika'ya muhtelif zamanlarda d&#246;rt
defa seyehat eden Floransalı gemici "*Ameriko Vespu&#231;i*" adına izafe edilen Amerika kıtasına,Avrupa Kaşiflerinden &#231;ok evvel Asya'dan ge&#231;enlerin yeni tetkiklerle kıdemlerini (*k&#246;kenlerini*) biliyoruz." buyurdurlar.
Yani Atat&#252;rk, *"Amerika"* adının, Ameriko Vespu&#231;i'den değil, Yakut
dilinde halen kullanılan T&#252;rk&#231;e "Emerik" (*Amerik*) s&#246;zc&#252;ğ&#252;nden geldiğini
tespit etmiştir. Onun bu tespiti,III. T&#252;rl Dil Kurultayı &#252;&#231;&#252;nc&#252; g&#252;n birinci
toplantısında sunulan Genel Sekreterlik Raporunda ş&#246;yle ifade edilmiştir:
*"Bu kıtaya Amerika isminin Ameriko Vespu&#231;i'nın adına g&#246;re verildiği
iddiasıyna karşı, daha bundan &#246;nce Nikaragua yerlilerinin Amerika
adını kullandıklarını yine Avrupalı coğrafya ve tarih uzmanlarının
kitaplarında buldukları, Yakut L&#252;gatı'ndaEmerik kelimesine de hala yaşayan bir s&#246;z olarak rast geldikten sonra..."*
Atat&#252;rk, yaptığı araştırmalar sonunda Amerika'yı Kolomb'dan &#246;nce
T&#252;rklerin keşfettiğini, *hatta Amerika'nın ilk yerli halkları arasında T&#252;rklerin olduğunu d&#252;ş&#252;n&#252;yor*, bu d&#252;ş&#252;ncesini her fırsatta dile getirmekten de &#231;ekinmiyordu. &#214;rneğin, bir keresinde bu d&#252;ş&#252;ncesini Amerikalı bir gazeteciyle paylaşmıştı.
Atat&#252;rk bir gece Ankara Palas'ta Kızılay'ın d&#252;zenlediği bir baloya
katılmıştı. Bir s&#252;re sonra balo salonunda elinde viski bardağıyla
dolaşan uzun boylu bir adam dikkatini &#231;ekmişti.
Adamın duruşundan bir yabancı olduğu anlaşılıyordu
Atat&#252;rk yavaş yavaş yaklaşan adama yaklaşmış ve &#246;nce yanında bulunan Tevfik R&#252;şt&#252; Aras'a: *"Bu m&#246;sy&#246; kimdir?" *diye sormuştu.
Tevfik R&#252;şt&#252;: "Paşam amerikan Gazetecisidir" diye yanıt verince
Atat&#252;rk,o gazeteciyle tanışmak istemişti.
Tanışmanın ardından Atat&#252;rk'le Amerikalı gazeteci arasında şu konuşma
ge&#231;mişti: Atat&#252;rk Amerikalıya:*"Hangi Irktansınız?"*diye sormuş.
"Amerikalıyım" yanıtını alınca.
*"Hayır,siz Amerikalı Değil T&#252;rks&#252;n&#252;z!"*diye karşılık vermişti.
Amerikalı &#246;nce şaşırmış, bir yanlış anlaşılma olduğunu d&#252;ş&#252;nerek yine
"Ben Amerikalıyım" diye diretince Atat&#252;rk:
*"Cristof Colomb'tan elli yıl &#246;nce T&#252;rkler Amerika'yı keşfetmişler!"*
diye s&#246;ze başlayarak, m&#252;zelerimizde *ceylan derisinden yapılmış Amerika
haritalarının bulunduğunu*,Amerika'ya giderken rastlanan *Kayık
Adaları'nın T&#252;rk&#231;e Olduğunu*,T&#252;rk&#231;ede *kayığa sandal *da dendiğini, Kanarya Adalarının adının *"KANARİ"* olarak yazıldığını,Kanari'nin bizim T&#252;rk&#231;ede KANARYA olduğunu ve Amerikan yerli halklarının *Bering yoluyla Orta Asya'dan Amerika'ya gittiklerini *anlattıktan sonra Amerikalıya:
*"Siz Amerikalılar Orta Asya'dan hicret ettiniz.Olsanız olsanız T&#252;rk
olabilirsiniz."*diyerek s&#246;zlerini bitirmişti.
Amerikalı gazeteci şaşkındı.
Atat&#252;rk&#252;n tarihe olan ilgisini g&#246;rd&#252;kten ve Amerikan tarihi hakkındaki
ilgin&#231; s&#246;zlerini duyduktan sonra bir ka&#231; g&#252;nl&#252;ğ&#252;ne geldiği T&#252;rkiye'de
daha uzun s&#252;re kalmış;g&#252;nlerce m&#252;zelerde incelemeler yapmış,kitaplar
okumuş,notlar almış ve Amerika'ya gidince de:
*"Biz Amerikalılar T&#252;rk'ten başka bir şey değiliz..."* diye yazılar
yazmıştı.T&#252;rk Gazeteleri de Amerikalının Yazılarını T&#252;rk&#231;eye &#231;evirerek
yayımlanmışlardı.
Kaynak&#231;a:Atat&#252;rk ve Kayıp Kıta MU2 K&#246;ken Sinan Meydan S-60

Şehbir
02-13-2009, 04:31 AM
Cahillikler Kitabı (John Lloyd–John Mitchinson)

http://img398.imageshack.us/img398/8489/9786055813000qg8.jpg (http://imageshack.us)


Bildiğinizi d&#252;ş&#252;nd&#252;ğ&#252;n&#252;z her şey yanlış…

Bu kitap, yaygın kanılarla ilgili yanlış bilgilerimizin ve yanlış anlamalarımızın kapsamlı bir listesini sunuyor.

Cahillikler Kitabı, filozofların, bilimcilerin ve sokaktaki insanların tarihin b&#252;y&#252;k b&#246;l&#252;m&#252;nde cevabını aradıkları bir soruya ışık tutuyor: Hakikat nedir, zırva nedir?

Thomas Edison herhangi bir şey hakkında y&#252;zde birin milyonda birinden daha az şey bildiğimizi s&#246;yl&#252;yordu; Mark Twain sadece matematikte uzmanlaşmak i&#231;in sekiz milyon yıl gerektiğini d&#252;ş&#252;n&#252;yordu. Cahillikler Kitabı da, bilinecek ne varsa bildiklerini d&#252;ş&#252;nenlere, “her şey bu metinde a&#231;ıklanmıştır, bilmeniz gereken başka hi&#231;bir şey yok” diyenlere meydan okuyor.


TELEFONU KİM İCAT ETTİ?
Antonio Meucci. Floransalı mucit Meucci ABD’de 1860’ta, teletrofono adını verdiği bir elektrikli aygıtın &#231;alışma modelini g&#246;zler &#246;n&#252;ne serdi. Meucci, Alexander Graham Bell’in telefon patentinden beş yıl &#246;nce, 1871’de bir t&#252;r ge&#231;ici patent başvurusunda bulundu. Bell’in patenti 1876’da tescillendiğinde Meucci dava a&#231;tı. Olağan&#252;st&#252; bir tesad&#252;f eseri Meucci’nin modelleri kayboldu. Fakat 2002 yılında ABD Temsilciler Meclisi, “Meucci’nin telefonu icat ettiğinin kabul edilmesi” kararını verdi.

MADDENİN KA&#199; HALİ VARDIR?
Her g&#252;n genişlemekte olan bir liste olmasına rağmen şu anda 15 tanedir. İşte listenin son hali: Katı, amorf katı, sıvı, gaz, plazma, s&#252;per akışkan, s&#252;per katı, dejenere katı, n&#246;tronyum, g&#252;&#231;l&#252; simetrik madde, zayıf simetrik madde, kuarkgluon plazma, fermiyonik yoğunlaştırma, Bose-Einstein yoğunlaştırması, acayip madde.

D&#220;NYA MI AY’IN ETRAFINDA D&#214;NER, AY MI D&#220;NYA’NIN ETRAFINDA?
İkisi de birbirinin etrafında d&#246;ner. Bu iki k&#252;tle, D&#252;nya’nın y&#252;zeyinin yaklaşık 1600 km altındaki ortak bir ağırlık merkezinin y&#246;r&#252;ngesinde d&#246;ner. B&#246;ylece D&#252;nya &#252;&#231; farklı d&#246;n&#252;ş ger&#231;ekleştirir: Kendi ekseni etrafındaki, G&#252;neş’in etrafındaki ve bu ağırlık merkezinin etrafındaki d&#246;n&#252;ş&#252;.

KIRKAYAĞIN KA&#199; AYAĞI VARDIR?
Kırk değil y&#252;z de değil. Bazılarının daha fazla, bazılarının daha az ayağı vardır. Y&#252;ze en yakın ayak sayısına sahip olanı 1999’da keşfedilmiştir. Kırkayak kelimesi, Latince “y&#252;z ayak” anlamına gelen centipeda kelimesinden gelmektedir. Kırkayaklar y&#252;z yılı aşkın bir s&#252;redir kapsamlı bir bi&#231;imde incelenmelerine karşın tam olarak y&#252;z ayağa sahip bir &#246;rneğine rastlanmamıştır.

D&#220;NYANIN EN B&#220;Y&#220;K ŞEHRİ HANGİSİDİR?
Honolulu. Honolulu’nun 5509 km2’yle en b&#252;y&#252;k y&#252;z&#246;l&#231;&#252;m&#252;ne sahip şehir olduğu anlamına gelir; ama bu şehrin n&#252;fusu yalnızca 876.156’dır. şehrin y&#252;zde 72’si deniz suyuyla kaplıdır.

YERY&#220;Z&#220;NDE İNSAN ELİYLE YAPILMIŞ EN B&#220;Y&#220;K YAPI NEDİR?
Yanlış cevaplar arasında B&#252;y&#252;k Piramit, &#199;in Seddi ve Kuveyt’teki M&#252;barek el-Kebir Kulesi sayılabilir. Doğru cevap 1948’de a&#231;ılan Fresh Kills &#231;&#246;p depolama alanı &#231;ok ge&#231;meden insanlık tarihindeki en b&#252;y&#252;k projelerden biri haline geldi ve sonunda &#199;in Seddi’ni geride bırakarak d&#252;nyada insan eliyle yapılmış en b&#252;y&#252;k yapı oldu.

D&#220;NYA’NIN ETRAFINI DOLAŞAN İLK İNSAN KİMDİR?
Zenci Henry. Hemen hemen herkese yabancı bir isim olan Enrique de Malaca, Macellan’ın k&#246;lesi ve &#231;evirmendi. Ferdinand Macellan d&#252;nyanın etrafındaki turunu asla tamamlayamadı. 1521’de Filipinler’de hen&#252;z turun yarısındayken &#246;ld&#252;r&#252;ld&#252;. 1519’da &#231;ıkılan d&#252;nya turu girişimi de dahil olmak &#252;zere t&#252;m yolculuklarda Zenci Henry, Macellan’ın yanında gitti. 1521 yılında Uzakdoğu’ya vardıklarında Zenci Henry d&#252;nyanın etrafını dolaşmaış ilk insan oldu.

JAMES BOND’UN EN SEVDİĞİ İ&#199;Kİ HANGİSİYDİ?
Votka martini değildi. Fleming’in t&#252;m k&#252;lliyatıyla ilgili www.atomicmartinis.com (http://www.atomicmartinis.com) adlı internet sitesinde yapılan &#246;zenli &#231;alışma, James Bond’un ortalama olarak her yedi sayfada bir i&#231;ki i&#231;tiğini g&#246;stermektedir. İ&#231;tiği toplam 317 i&#231;kiden en &#231;ok tercih ettiği, a&#231;ık arayla viskidir.

Siz h&#226;l&#226; beş duyumuz olduğunu, suyun renksiz olduğunu, Amerika’nın adının Amerigo Vespucci’den geldiğini ya da 36 Osmanlı padişahı olduğunu d&#252;ş&#252;n&#252;yorsanız John Lloyd ve John Mitchinson imzalı Cahillikler Kitabı’nı mutlaka okumalısınız.

hsr_1979
02-13-2009, 05:06 AM
*EMERİK "a

*Atat&#252;rk'&#252;n "EMERİK" kelimesine g&#246;z&#252; ilişmişti.*

Atat&#252;rk, elimide bulunan bazı tarihi verilerden hareket ederek ( PiriReis
Haritaları gibi ) T&#252;rklerin K.Kolomb'dan &#246;nce Amerika'yı keşfetmiş
olabilecekleri tezi &#252;zerinde durmuştur.
&#214;zellikle 1930'lardaki tarih ve dil &#231;alışmaları sırasında bu y&#246;ndeki
bazı ipu&#231;larıyla ilgilendiği anlaşılmaktadır.

................
Kaynak&#231;a:Atat&#252;rk ve Kayıp Kıta MU2 K&#246;ken Sinan Meydan S-60

Acilen bir yakut T&#252;rk&#252;, Bir Kızıldereli ye bunu sormak gerekli "Emerik" kelimesi halen kullanılıyor mu?
Bu kitaba nereden ulaşabilirim?

Şehbir
02-13-2009, 10:56 AM
ZİON KATIR B&#214;L&#220;Ğ&#220;
(ZİON MULE CORPS)

Yahudi Katır (Ester) B&#246;l&#252;ğ&#252;, 1. D&#252;nya Savaşı’ndaki “Yahudi Lejyonu”, İspanyol İ&#231; Savaşı’ndaki “Botwin B&#246;l&#252;ğ&#252;” ve 2. D&#252;nya Savaşı’ndaki “Yahudi Alayı”ndan &#246;nce kurulmuş ilk “diaspora” birliğiydi… Bu birlik, 2000 yıldan bu yana, Yahudi tarihinin "bir savaşa katılan ilk askeri birliği" olma ş&#246;hretini kazanacaktı.
Ancak, onların &#246;yk&#252;s&#252;n&#252; anlatmadan &#246;nce, Yahudiler'in I. D&#252;nya Savaşı &#246;ncesinde "bir Yahudi devleti kurmak" adına &#231;izdikleri eylem planlarından s&#246;z etmek gerekir.
*************************
http://www.gallipoli-1915.org/images/zion/T.Herzl1.JPG

Theodore Herzl, Siyonizm'in fikir babasıydı. Hen&#252;z 44 yaşındayken kalp krizinden &#246;ld&#252;...

Yahudilerin "vadedilmiş topraklar"a y&#246;nelik &#246;zel bir ilgisi veya dikkate değer bir s&#246;ylemi olmamıştır. Babil s&#252;rg&#252;n&#252;nden sonraki 1000 yıldan fazla s&#252;re i&#231;inde yerleşim tercihleri, ya ekonomik &#231;ıkarları nereye y&#246;nlendirmişse, ya da hangi egemenlik aygıtı onların yaşamasına izin vermişse &#246;yle bi&#231;imlenmiştir. Ancak, 10. y&#252;zyılda Avrupa ve &#246;zellikle Rusya'da y&#252;kselen antisemit dalga, Filistin'e y&#246;nelik yurt &#246;zlemlerinin yeniden hatırlanmasına yol a&#231;mıştır.
Yahudiler'in bir kısmı, binlerce yıl &#246;nce kovuldukları Filistin'e d&#246;nmek i&#231;in bir Mesih beklerken, diğer bir kısmı da buna gerek olmadığını, Filistin'e kendilerinin de d&#246;nebileceğini d&#252;ş&#252;n&#252;yordu. Bu kişilerden biri de 1896'da "Der Judenstaat" (Yahudi Devleti) adlı eseri yazan Theodore Herzl adlı Budapeşteli bir Yahudi'ydi. Yahudiler'in ancak bir Yahudi devleti kurarak &#246;zg&#252;rleşebileceklerini savunan Herzl, bu devleti kurmak i&#231;in de &#252;&#231; şartın yerine getirilmesi gerektiğine inanıyordu: 1- Bir banka, 2- Filistin'de toprak satın almak i&#231;in oluşturulacak bir Yahudi Ulusal Fonu, 3- Yahudileri birbirine bağlayacak bir siyasal &#246;rg&#252;t (D&#252;nya Siyonist &#214;rg&#252;t&#252;)...
Herzl'in bu &#246;nerisi, d&#252;nyanın d&#246;rt bir yanına dağılmış Yahudiler arasında g&#252;&#231;l&#252; bir destekle karşılanacak ve bu sayede uluslararası Yahudi hareket, Siyonizm bayrağı altında &#231;ok b&#252;y&#252;k bir etkinlik elde edecekti.
I. D&#252;nya Siyonist Kongresi'ni Basel'de toplayan Herzl, d&#252;nya Yahudileri'nin en zenginlerini seferber etti. İkinci girişimi ise Osmanlı devleti ile ilişki kurmak oldu. 1892 ile 1902 yılları arasında 5 kez İstanbul'a gelerek sarayla ilişki kurmaya &#231;alıştı. Amacı, Filistin'deki topraklardan bir kısmını satın almaktı. &#214;deyeceği parayla Osmanlı devletinin ekonomisinin d&#252;zeleceğini ve o g&#252;n&#252;n parasıyla 30 milyon Sterlin'i bulan dış bor&#231;larının &#246;deneceğini s&#246;yleyen Herzl'in arzu ettiği alanın sınırları da ş&#246;yleydi: Kuzeyde Kapadokya dağları, g&#252;neyde S&#252;veyş Kanalı'na kadar olan b&#246;lge..
17 Haziran 1896'da, Abd&#252;lhamid'in yakın dostu ve Avrupa'daki ajanı Polonya asıllı Kont Phillip de Newlinsky ile İstanbul'a gelen Herzl'e Sultan'ın hasta olduğu s&#246;ylendi ve g&#246;r&#252;şt&#252;r&#252;lmedi. Daha sonra Newlinsky'nin aktardığı teklif &#252;zerine de Abd&#252;lhamid'in şu yanıtı verdiği s&#246;ylenir:
" Eğer M&#246;sy&#246; Herzl senin bana olduğun gibi bir arkadaşın ise, ona nasihat et, bu konuda bir adım atmasın. Ben, bir karış bile olsa toprak satamam. Zira bu toprak bana ait değil, milletime aittir. Benim milletim bu imparatorluğu savaşta kanlarını d&#246;kerek kazanmışlar, onu kanlarıyla mahs&#252;ldar kılmışlardır. Bu toprak bizden s&#246;k&#252;l&#252;p alınmadan evvel, biz onu tekrar kanlarımızla sularız. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne'de şehit d&#252;şm&#252;şlerdir. Onlardan bir tanesi dahi d&#246;nmemek &#252;zere muharebe meydanlarında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, T&#252;rk milletine aittir. Ben onun hi&#231;bir par&#231;asını veremem. Bırakalım Yahudiler milyonlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum par&#231;alandığı zaman, onlar Filistin'e hi&#231; karşılıksız sahip olabilirler. Fakat, yalnız bizim cesetlerimiz par&#231;alanarak bu &#252;lke taksim edilebilir. Ben canlı bir v&#252;cut &#252;zerinde ameliyat yapılmasına razı değilim..."
II. Abd&#252;lhamid, sadece Siyonistler'in teklifini reddetmekle kalmamış, b&#252;y&#252;k g&#252;&#231;ler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunarak Yahud&#238;ler'in "Siyonistleşmesi"ni de engellemeye &#231;alışmıştı. "Duh&#251;liye Nizamları" hazırlatmış, Siyonistler'in yabancı himaye elde etmelerini &#246;nlemek i&#231;in &#231;aba harcamış ve Filistin’den Yahudiler'in arazi satın almalarını yasaklamıştı.
Aslında bu teklifin reddi, Abd&#252;lhamid'in vatanseverliğinin değil, temel meşruiyet dayanağı olarak geliştirilen pan-İslamist siyasetin zorunlu gereğiydi. &#199;&#252;nk&#252; Abd&#252;lhamid, Osmanlı topraklarını vatan değil s&#252;lalesinin m&#252;lk&#252;, kendini de tanrının yery&#252;z&#252;ndeki g&#246;lgesi g&#246;ren ve "Vatan, insanların ayaklarının bastığı yerdir. Onun uğruna &#246;lmeyi anlamıyorum" diyen biriydi. Arap&#231;a'nın devletin resmi dili olmasını &#246;neren ve kişisel parasını da yabancı &#252;lkelerdeki bankalarda Ceb-i H&#252;mayun Nazırı Agop Paşa'ya işlettiren bu Sultan, petrol kokusunu alınca Musul'u da &#246;zel arazileri arasına katmıştı...
Theodore Herzl, ısrarından hi&#231; vazge&#231;medi; Osmanlı sultanından sonra İtalya kralına gitti, ona da "yıkılmakta olan Osmanlı'nın toprağı Filistin'inin Yahudiler'e verilmesi i&#231;in &#231;alışırsa, İtalyanlar'ın Trablus'u almalarına maddi a&#231;ıdan yardımcı olabileceklerini" s&#246;yledi. Ama aldığı yanıt olumsuz oldu. Bu sıralarda, Rusya'dan &#246;nemli sayıda Rus Yahudisi Filistin'e g&#246;&#231;&#252;yordu. Sayıları kısa zamanda 80.000'leri bulacaktı... Almanya ve Osmanlı devletlerinden y&#252;z bulamayan Siyonistler, bu kez İngiltere'ye y&#246;neldiler. Ancak, o d&#246;nemde İngiltere, yerel Arap egemenlerle ilişkide olduğundan Yahudi &#231;ıkarlarına uygun bir siyasetten ka&#231;ınmak zorundaydı. Bu y&#252;zden İngiliz Başbakanı J. Chamberlain, Yahudiler'e Kenya'da bir yerleşim yeri kurma teklifi yaptı. Ne var ki, T. Herzl'in onayına rağmen, bu teklif de Siyonist Birliği'nce reddedildi...
1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi, Yahudiler'in Kutsal Topraklar’da arazi almalarını engellemiyordu. 5 Mart 1883’de &#231;ıkarılan yeni kanun, yabancı Siyonistler'in Osmanlı &#252;lkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudiler'e herhangi bir yasak getirmemişti. Yahudiler bu a&#231;ıktan yararlandı ve yerli Yahudiler'e Siyonist &#246;rg&#252;tlerce para verilerek, b&#246;lgede &#246;nemli bir miktar toprak par&#231;asının Siyonistlerce satın alınmasını sağladılar. Bu şekilde Hayfa ve Akk&#226;’da Yahudiler'in isk&#226;nı s&#252;rekli h&#226;le getirildi.
Bu satışlara g&#246;z yumanlar da ne yazık ki, y&#246;redeki Osmanlı idarecileri ve memurlarıydı. &#199;&#252;nk&#252;, başkentten uzak ve y&#246;netimin unuttuğu bu imparatorluk beldesinde b&#252;t&#252;n kapıları a&#231;an bir anahtar vardı: R&#252;şvet... Yahudiler, bu anahtarı kısa zamanda keşfetmekte gecikmediler; her t&#252;rl&#252; engele rağmen arazi almayı s&#252;rd&#252;rd&#252;ler. Ancak, hepsi de başarılı olamıyordu; b&#246;lgenin daha eski Yahudileri, sahip oldukları şeyleri kaybedecekleri korkusuyla yeni komşularını Osmanlı vatandaşı olmaya zorlarken, bir taraftan da Osmanlı ordusuna katılıyorlardı.
Abd&#252;lhamid'in devrilmesi sonrasında İttihat ve Terakki nezdinde &#246;nceki tekliflerini yineleyen Siyonistler, tekrar hayalkırıklığına uğradılar. &#199;&#252;nk&#252; İttihat&#231;ılar, her ne kadar &#246;zg&#252;rl&#252;k&#231;&#252; ve halk&#231;ı olarak işe başladılarsa da, Balkan savaşları sonrasında merkeziyet&#231;i ve T&#252;rk&#231;&#252; bir siyaset tutturmak zorunda kalmışlardı. Bu nedenle, Arapları bir de Yahudi meselesiyle ilgili olarak karşılarına almak istemiyorlardı. Yahudiler'e verilecek hakların b&#246;lgede zaten bir s&#252;redir kıpırdanmakta olan Araplar'ı da kışkırtacağı bilinmeyen birşey değildi. Bunun &#252;zerine de Siyonizm, ABD'deki etkisiyle ve ABD &#252;zerinden İngiltere'yi zorlamaya başladı.


DEVAMI İ&#199;İN TIKLA>>>>>> (http://www.gallipoli-1915.org/yahudi.katir.birligi.htm)

Şehbir
02-13-2009, 12:22 PM
İLGİN&#199; BİLGİLER


&#214;KS&#220;REREK İNSAN &#214;LD&#220;REN HAYVAN
Dağ sı&#231;anı!..
Dağ sı&#231;anları hıyarcıklı veba hastalığına karşı hassastırlar ve bu
hastağılı &#246;ks&#252;rerek etraflarına yayarlar. Pirelere, sı&#231;anlara ve en
ninayetinde de insanlara bulaştırırlar. Dağ sı&#231;anlarından &#246;len
insanların sayısı tahmini 1 milyardır. En tehlikeli ikinci hayvandır.


ŞU ANA KADAR YAŞAMIŞ EN TEHLİKELİ HAYVAN
HANGİSİDİR?
Uzatmadan s&#246;yleyelim: Sivrisinekler!..
Şu ana kadar &#246;lm&#252;ş olan insanların yarısını (muhtemelen 45 milyar
kişi) dişi sivrisinekler &#246;ld&#252;rm&#252;şt&#252;r. Erkek sivrisinekler sadece ısırır.
Sivrisinekler
potansiyel olarak &#246;l&#252;mc&#252;l olan 100′den fazla hastalık taşır: Sıtma,
sarı humma, dang humması, ansefalit, filarya enfestasyonu ve fil
hastalığı gibi… Sivrisinekler g&#252;n&#252;m&#252;zde bile her 12 asniyede bir kişiyi
&#246;ld&#252;r&#252;yorlar


KA&#199; BURUN DELİĞİMİZ VAR?
D&#246;rt… İki g&#246;rebildiğimiz, iki de g&#246;remediğimiz…
Bu keşif balıkların nasıl nefes aldığının g&#246;zlenmesi sonucunda
ortaya &#231;ıktı. &#199;oğunun İKİ &#199;İFT burun deliği vardır. &#214;n y&#252;zdeki bir &#231;ift
suyun girişi, bir &#231;if "egzoz borusu" da suyun &#231;ıkışı i&#231;indir.
Asıl soru şu: İnsanlar balıktan evrimleştiyse diğer iki burun deliği
nereye gitti?
Cevabı:
Kafanın i&#231;ine girerek choannae (huniler) denilen i&#231; burun delikleri
haline geldiler. Bunlar boğaza bağlanır ve burundan nefes alabilmemizi
sağlarlar.


D&#220;NYADAKİ EN KURAK YER NERESİDİR?
Antarktika'dır.
Kıtanın bazı kesimleri 2 milyon yıldır yağmur y&#252;z&#252; g&#246;rmedi.
Bir &#231;&#246;l teknik olarak yılda 254 mm'den az yağış alan yer olarak
tanımlanır. Sahra &#231;&#246;l&#252; yılda sadece 25 mm yağış alır. Antarktika'ya
d&#252;şen yıllık yağış da hemen hemen aynıdır ama kıtanın Kurak Vadiler
olarak bilinen y&#252;zde 2′lik kısmında buz ve kar yoktur ve buraya hi&#231;
yağmur yağmaz.


YAŞAYAN EN B&#220;Y&#220;K ŞEY NEDİR?
Bir mantar. Ve bu &#231;ok nadir g&#246;r&#252;len bir mantar t&#252;r&#252; de değildir…
Kesilmiş bir ağa&#231; k&#252;t&#252;ğ&#252;n&#252;n &#252;zerinde b&#252;y&#252;yen bal mantarından
bahsediyoruz…
Bu t&#252;r&#252;n Oregon'daki Malheur Ulusal Ormanı'ndaki numunesi tam 890
hektarlık bir alan kaplıyor ve yaşı da 2000 ila 8000 arasında…


BUKALEMUNLAR RENK DEĞİŞTİRMEZ
Bulundukları ortama uymak i&#231;in bukalemun renk değiştirmez. Bunu hi&#231;
yapmamışlardır. Bu tamamıyla uydurmadır.
Onlar değişik duygusal haller sonucunda renk değiştirirler.
Korktuklarında, bir tehlike atlattıklarında ya da bir kavgada başka bir
bukalemunu alt ettiklerinde… Eğer değiştirdikleri renk ortama uyuyorsa
tamamen tesad&#252;ft&#252;r


KIRKAYAĞIN KA&#199; AYAĞI VARDIR?
40 olmadığı kesin ama 100 de değil!
Kırkayak kelimesi, Latince, "y&#252;z ayak" anlamına gelen "centipeda"
kelimesinden gelmektedir. Ancak y&#252;zyıllardır incelenmelerine rağmen,
hen&#252;z y&#252;z ayağa sahip bir kırkayağa rastlanmamış. Bazılarının y&#252;zden
&#231;ok, bazılarının da y&#252;zden az ayağı varmış. Y&#252;ze en yakın ayak sayısına
sahip olan, 96 ayaklı kırkayak 1999 yılında keşfedilmiş. Bu kırkayak
aynı zamanda, ayak &#231;ifti, &#231;ift sayı olan tek t&#252;rm&#252;ş. Yani 48 &#231;ift ayağı
varmış. Diğer b&#252;t&#252;n kırkayakların ayak sayıları 15 &#231;iftle 191 &#231;ift
arasında değişmekteymiş.


SAVAŞTAN &#220;&#199; KAT DAHA TEHLİKELİ ŞEY?
&#199;alışmak!..
&#199;alışmak, i&#231;ki uyuşturucu ya da savaştan &#231;ok daha fazla insan
&#246;ld&#252;rmektedir.
Her yıl yaklaşık iki milyon insan işle ilgili kazalar ya da
hastalıklar y&#252;z&#252;nden &#246;l&#252;yor. Buna karşılık savaşlarda her yıl 650 bin
kişi &#246;l&#252;yor.


SU NE RENKTİR?
Alışıldık cevap suyun rengi olmadığıdır. Su şeffaf ya da
saydamdır.
Yanlış. Su aslında mavidir. Son derece soluk olsa da yine de
mavidir. Donmuş bir şelalelin kalın buzlarının i&#231;ine baktığınızda yada
b&#252;y&#252;k ve beyaz bir havuza su doldurduğunuzda suyun mavi olduğunu
g&#246;receksiniz…


EDİSON'UN HANGİ İCADINI HER G&#220;N KULLANIRIZ?
ALO kelimesini… (Orijinali Hello)
Edison 3 ila 6 metre uzaktan duyulabileceği i&#231;in telefon
g&#246;r&#252;şmelerine Alo diyerek başlamak gerektiğini s&#246;ylemiştir. Edison bunu
Graham Bell'in ilk telefonunu test ederken keşfetmiştir. Beli ise
denizcilerin kullandığı "ahoy, hoy, hey, ho" gibi &#252;nlemleri tercih
ediyordu.


AY NASIL KOKAR?
Anlaşıldığı kadarıyla barut gibi…
Ay'da yalnızca 12 kişi y&#252;r&#252;d&#252;; bunların hepsi de Amerikalıydı.
Astronotlar Ay'daki toprağın kara benzediğini, barut gibi koktuğunu ve
tadının &#231;ok k&#246;t&#252; olmadığını s&#246;ylediler. Bu toprak b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de Ay'ın
y&#252;zeyine &#231;arpan g&#246;staşlarının yol a&#231;tığı silikon dioksitten meydana
gelmektedir. Bunun yanı sıra demir, kalsiyum ve magnezyum gibi
mineraller i&#231;erir.


MADDENİN KA&#199; HALİ VARDIR?
&#199;ok basit, &#252;&#231;: Katı, sıvı, gaz' diyenler yanıldı. &#199;&#252;nk&#252; maddenin tam
15 tane hali vardır:
Katı, amorf katı, sıvı, gaz, plazma, s&#252;per akışkan, s&#252;per katı,
dejenere katı, n&#246;tr&#252;noyum, g&#252;&#231;l&#252; simetrik madde, zayıf simetrik madde,
kuarkgluon plazma, fermiyonik yoğunlaştırma, Bose-Einstein
yoğunlaştırması, acayip madde

Kayzer-i Rum
02-13-2009, 12:39 PM
Graham Bell sevg&#252;l&#252;s&#252;n&#252;n isminin baş harfleriyle ALO demiyormuydu bu da mı yalandı :)

OguzAta
02-13-2009, 12:44 PM
Evet yalan b&#252;y&#252;k ihtimal.Alo demek bi tek bizde var. Hello'nun &#231;akması demek.

Dikkat ederseniz. Halo gibi derler ingilizler telefon a&#231;arken yani merhaba anlamında. Bize de Alo olarak ge&#231;miş olmalı.

Şehbir
02-13-2009, 01:09 PM
BIR BUKET IPEK AYDIN IGNE OYALARI

http://img100.imageshack.us/img100/9286/92338489ud1.jpg (http://imageshack.us)

Efe denince akla ilkin Ege y&#246;resinde yaşamış, halk tarafından efsaneleştirilmiş, iyinin dostu k&#246;t&#252;n&#252;n d&#252;şmanı k&#246;y yiğitleri ya da Kurtuluş Savaşı'nın b&#252;y&#252;k kahramanlık hik&#226;yelerine konu olan Kuva-yı Milliye yandaşları gelir. Oysa, bir de efe oyaları var; incecik ipek ipliklerle, binbir emekle &#231;i&#231;ek &#231;i&#231;ek işlenen iğne oyaları... Bundan 150-200 yıl &#246;nce ortalığı kasıp kavuran, aralarında bazılarının &#252;n&#252; eşkıyaya da &#231;ıkan heybetli efelerin kıyafetlerini, eşlerinin renk renk iğne oyalarıyla s&#252;slediklerini ben de tesad&#252;fen &#246;ğrendim. Aydın'da tanıştığım Zafer Esi birbirinden g&#252;zel iğne oyalarını g&#246;sterip, "Zamanında efeler bunları başlarına takardı," dediğinde &#231;ok şaşırmıştım.Zafer Esi de yıllardır bir k&#246;yl&#252;n&#252;n &#231;eyiz sandığında saklı tutulan antika değerindeki bir iğne oyasını satın aldığında, vazge&#231;emeyeceği bir merak edineceğinden habersizmiş kuşkusuz.

http://i40.tinypic.com/13zpk43.jpg


İğne oyası toplamak i&#231;in her ge&#231;en g&#252;n daha karşı konulmaz bir merakla k&#246;y k&#246;y, kapı kapı dolaşıp bu nadide el işlerini toplamaya başlamış. Efelerin akrabalarını bulmuş, onlarla konuşmuş, ev ev dolaşıp tozlu sandıkları a&#231;tırmış. B&#246;yle uğraşmayla ge&#231;en yirmi beş yılın sonunda hepsi ipek oyalarıyla işlenmiş grepler, kefiyeler, efe oyaları, uladalar, u&#231;kurlar, dizlikler, boh&#231;alar ve masa &#246;rt&#252;lerinden oluşan 1500 par&#231;alık paha bi&#231;ilmez bir koleksiyonun sahibi olmuş.

http://img5.imageshack.us/img5/5082/23217092kj4.jpg (http://imageshack.us)

Efelerin iğne oyalarını başlarına bağlamalarındaki asıl amacın dağlık arazideki bitki &#246;rt&#252;s&#252;ne uyum sağlamak olduğu s&#246;yleniyor. Ama doğrusu, g&#252;n&#252;m&#252;zde askerlerin kullandığı kamuflaj malzemelerine g&#246;re epey estetik s&#252;sler kullanmışlar. Bir s&#252;re sonra bu kamuflaj malzemeleri, efelerin hanımlarının el becerilerini sergiledikleri bir g&#246;steriye d&#246;n&#252;şm&#252;ş. O kadar incelikli, o kadar g&#252;zel işler &#231;ıkmış ki, efe oyaları g&#252;n&#252;m&#252;zde bile en değerli iğne oyaları arasında g&#246;sterilir olmuş.

Sert durmaları i&#231;in tel ya da at kılıyla desteklenen iğne oyalarında genelde g&#252;neş, papatya, lale fig&#252;rleri kullanılıyor. Bir de grep denilen, kadınların başlarına &#246;rtt&#252;kleri, etrafı iğne oyalarıyla bezeli &#246;rt&#252;ler var. İpek kumaşların etrafına binbir emekle işlenen bu oyalar sadece s&#252;s olmakla kalmıyor, aynı zamanda kadınların ruh halini de yansıtıyor. Kadınlar mutluysa bahar &#231;i&#231;ekleriyle s&#252;sleniyor grepler, mutsuzsa acı biber &#231;i&#231;ekleriyle. Etrafları ipek iplikle işli reng&#226;renk &#231;i&#231;eklerle bezeli kefiyelerde ise, greplerin aksine tek renk değil de pek &#231;ok canlı renkten oluşan ipek kumaşlar kullanılıyor. Kadınlar kefiyeyi başlarına taktıkları yarım fesin &#252;zerine sararken, erkeklerin kullandığı gibi boyunlarına da dolayabiliyorlar. Zafer Esi'nin koleksiyonunun en değer verdiği b&#246;l&#252;mlerinden birini de uladalar oluşturuyor. Yani kadınların kına geceleri, d&#252;ğ&#252;n ve bayram gibi &#246;zel g&#252;nlerde başlarına ge&#231;irdikleri geniş &#246;rt&#252;ler. Hele aralarında bir tanesi var ki, ona g&#246;z&#252; gibi bakıyor.

http://i43.tinypic.com/29dvghg.jpg

&#214;zenle katladığı, hatta dokunmaya bile kıyamadığı bu &#246;rt&#252;n&#252;n bir de &#246;yk&#252;s&#252; var: Esi, koleksiyonuna yeni birka&#231; par&#231;a daha katmak i&#231;in k&#246;y k&#246;y dolaştığı g&#252;nlerden birinde, Aydın'ın Danişmend k&#246;y&#252;ne gitmiş.

Zamanında o y&#246;renin en &#252;nl&#252; efelerinden biri olan Danişmendli İsmail Efe'nin kapısını &#231;almış, i&#231;eri buyur edilmiş. Efenin sandığından &#231;ıkan bir uladayı o kadar beğenmiş ki satın alıp alamayacağını sormadan edememiş. Bunun &#252;zerine g&#252;cenen efenin kızı uladanın hik&#226;yesini anlatmaya koyulmuş. Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nda Kuva-yı Milliye saflarına katılan Danişmendli İsmail Efe'den Menderes Nehri &#252;zerindeki k&#246;pr&#252;y&#252; imha etmesini istemiş. Yunan Ordusu'nun İtalyan Birlikleri'nden yardım alabileceği tek yolun &#252;zerinde olduğundan, 200 asker tarafından korunan k&#246;pr&#252;n&#252;n stratejik &#246;nemi &#231;ok b&#252;y&#252;km&#252;ş.Zorlu bir m&#252;cadeleden sonra kendi kuvvetleriyle Menderes K&#246;pr&#252;s&#252;'n&#252; havaya u&#231;uran Danişmendli İsmail Efe, k&#246;y&#252;ne doğru yola koyulmuş.

Bu sırada d&#246;rt g&#246;zle yolunu bekleyen eşi, kocasının geldiğini g&#246;r&#252;nce o kadar sevinmiş ki başından &#231;ıkarttığı uladasını, efeyi sağ salim kendisine ulaştıran atın başına &#246;rtm&#252;ş. "İşte, satın almak istediğin uladanın hik&#226;yesi," demiş efenin kızı ve arkasından da eklemiş; "efe malı satılmaz, eğer &#231;ok istediysen ve iyi bakacaksan al senin olsun".

İyi de bakmış Zafer Bey aldığı emanete. Koleksiyonunun en g&#246;zde par&#231;alarından biri olmuş bu ulada. Bug&#252;n dahi &#246;zenle katlıyor, binbir dikkatle a&#231;ıp havalandırıyor &#231;&#252;r&#252;mesin diye. Ve b&#246;ylesine g&#252;zel bir koleksiyona sahip olduğu, yaşadığı y&#246;renin kaybolmaya y&#252;z tutan değerlerini yaşatmaya &#231;alıştığı i&#231;in de kendini şanslı sayıyor. l

* Saner Şen, fotoğraf&#231;ı

Şehbir
02-13-2009, 05:59 PM
D&#252;nya'nın İnan&#231; Haritası



http://img4.imageshack.us/img4/3941/75094518ya8.jpg (http://imageshack.us)




RESMİ DAHA B&#220;Y&#220;K G&#214;RMEK İSTERSENİZ EKTE...

Şehbir
02-13-2009, 06:12 PM
Kaybolanın imdadına '112' yetişiyor

T&#252;rkiye'de iki hafta &#246;nce herkesin y&#252;reğini burkan talihsiz bir olay yaşandı. Uludağ'da kayak yaparken yolunu kaybeden gencin donarak hayatını kaybetmesi, b&#252;t&#252;n &#252;lkeyi &#252;z&#252;nt&#252;ye boğdu. Cep telefonundan ailesi ve arkadaşlarını aramasına rağmen kayıp gencin yeri ancak 10 saatte tespit edilebilmişti.


Sinyal takibi i&#231;in savcıdan izin alma mecburiyeti, gecikmeye gerek&#231;e g&#246;sterildi. Ancak b&#252;t&#252;n bunlar yaşanmayabilirdi. &#199;&#252;nk&#252; anında adres tespiti yapılmasına imk&#226;n tanıyan bir sistem var. Ama bilinmediği i&#231;in kimse faydalanamıyor. Herhangi bir sebeple 112 Sıhhi İmdat, 155 Polis İmdat veya 156 Jandarma İmdat'ı sabit hat veya cep telefonuyla ararsanız iki daki-ka i&#231;inde bulunduğunuz nokta belirleniyor. &#220;stelik savcı izni gibi b&#252;rokratik engeller de yok.

Buna imkan tanıyan d&#252;zenleme 3 ay &#246;nce yasalaştı. 10 Kasım 2008'de y&#252;r&#252;rl&#252;ğe giren Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 31. maddesi, a cil numaraları arayan kişiye ait yer tespit bilgisinin, telefon operat&#246;rleri tarafından ilgili birime anında aktarılmasını &#246;ng&#246;r&#252;yor.

Şehbir
02-13-2009, 06:42 PM
EKONOMİK AMPULLER &#214;L&#220;MC&#220;L TEHLİKELİ;


http://i44.tinypic.com/fyfngk.jpg


Enerji Ampul&#252; Patladığında…
1)Derhal odadaki herkesin, kırıklara basmadan terk etmesini sağlayın. 15 dak boyunca odaya girmeyin ve bir cam a&#231;arak odayı havalandırın.
2)Kırıkları ve yerlere sa&#231;ılan cıva partik&#252;llerini temizlemek i&#231;in elektrik s&#252;p&#252;rgesi kullanmayınız. Sa&#231;ılan cıva partik&#252;lleri elektrik s&#252;p&#252;rgesi sayesinde ortama yayılarak evde zehirli bir durum yaratabilir..
3)Plastik eldiven takın ve yerdeki cam kırıklarını bir faraşın i&#231;ine s&#252;p&#252;r&#252;n ve cıva partik&#252;llerini ise paspaslayın.
4)Faraşta topladığınız par&#231;aları bir plastik torbanın i&#231;ine atın ve ağzını iyice kapatın.
5)Plastik torbayı evdeki normal &#231;&#246;p kovasına atmayın.
6)Onun yerine pil atık kutusuna veya belediyelerce atıkların g&#252;venle imha edildiği yere g&#246;t&#252;r&#252;n.
7)Kırık ampulden &#231;ıkan tozu solumamaya &#231;alışın.
8)Eğer ampul kırılırken, giysi ya da yatakla temas ettiyse ve cıva bulaştıysa, sakın yıkamayın - makinaya da cıva bulaşır. Bu giysi ve yatak malzemelerini atın.


http://i39.tinypic.com/3582f74.jpg

Kayzer-i Rum
02-14-2009, 07:37 AM
D&#252;nya'nın İnan&#231; Haritası



http://img4.imageshack.us/img4/3941/75094518ya8.jpg (http://imageshack.us)




RESMİ DAHA B&#220;Y&#220;K G&#214;RMEK İSTERSENİZ EKTE...Harita yanlı bir harita olduğu a&#231;ık. &#199;&#252;nk&#252; Holanda da &#246;zellikle var olan Ateistleri g&#246;rmezden geliyorlar Ya da Yunanistan da ki T&#252;rk m&#252;sl&#252;manları, ilgin&#231;tir Bosnada da Hristyanları &#231;ok g&#246;stermişler buna karşılık yine Ortodox nufus azaltılmış ve G&#252;ney Amerikada olan değişik inan&#231;lar ve Hindistan M&#252;sl&#252;manlarıda es ge&#231;ilmiş.

hsr_1979
02-14-2009, 07:50 AM
EKONOMİK AMPULLER &#214;L&#220;MC&#220;L TEHLİKELİ;


http://i44.tinypic.com/fyfngk.jpg


Enerji Ampul&#252; Patladığında…
1)Derhal odadaki herkesin, kırıklara basmadan terk etmesini sağlayın. 15 dak boyunca odaya girmeyin ve bir cam a&#231;arak odayı havalandırın.
2)Kırıkları ve yerlere sa&#231;ılan cıva partik&#252;llerini temizlemek i&#231;in elektrik s&#252;p&#252;rgesi kullanmayınız. Sa&#231;ılan cıva partik&#252;lleri elektrik s&#252;p&#252;rgesi sayesinde ortama yayılarak evde zehirli bir durum yaratabilir..
3)Plastik eldiven takın ve yerdeki cam kırıklarını bir faraşın i&#231;ine s&#252;p&#252;r&#252;n ve cıva partik&#252;llerini ise paspaslayın.
4)Faraşta topladığınız par&#231;aları bir plastik torbanın i&#231;ine atın ve ağzını iyice kapatın.
5)Plastik torbayı evdeki normal &#231;&#246;p kovasına atmayın.
6)Onun yerine pil atık kutusuna veya belediyelerce atıkların g&#252;venle imha edildiği yere g&#246;t&#252;r&#252;n.
7)Kırık ampulden &#231;ıkan tozu solumamaya &#231;alışın.
8)Eğer ampul kırılırken, giysi ya da yatakla temas ettiyse ve cıva bulaştıysa, sakın yıkamayın - makinaya da cıva bulaşır. Bu giysi ve yatak malzemelerini atın.


http://i39.tinypic.com/3582f74.jpg




Bu amp&#252;llerin patlama olasılığı ne kadar y&#252;ksek, nasıl korunulabilir? Yoksa C&#252;zden d&#252;şmanı akkorlu amp&#252;ller daha mı iyi?

Şehbir
02-16-2009, 04:37 AM
Bu amp&#252;llerin patlama olasılığı ne kadar y&#252;ksek, nasıl korunulabilir? Yoksa C&#252;zden d&#252;şmanı akkorlu amp&#252;ller daha mı iyi?

Bu konuda biraz araştırma yaptım ama net bir şey bulamadım..

Şehbir
02-16-2009, 04:38 AM
G&#252;neşle &#231;alışan cep telefonu


http://i44.tinypic.com/vr7zv5.jpg


Samsung, g&#252;neş enerjisiyle &#231;alışan tam dokunmatik ekranlı cep telefonunu &#252;retti.

G&#252;ney Kore'li elektronik &#252;reticisi Samsung, arka kapağında G&#252;neş enerjisinin toplanmasını sağlayan bir panel bulunan ve bu sayede enerjisini G&#252;neş'ten alan cep telefonu "Blue Earth"&#252; tanıttı.

Kullanılmış plastik şişelerden elde edilen PCM malzemesiyle &#252;retilen mavi renkli telefon insan sağlığına ve doğaya zararlı olduğu bilinen berilyum, fatalat ve BFR (Brominated Flame Retardant - Alevlenmeyi Engelleyen Brom) kullanılarak &#252;retilen par&#231;alar i&#231;ermiyor.

Telefonla birlikte gelen şarj adapt&#246;r&#252; enerji verimliliği konusunda 5 yıldıza sahip, şarj &#252;nitesi telefonu şarj etmediği durumlarda enerji t&#252;ketimini 0.03 watt'a d&#252;ş&#252;r&#252;yor.

Blue Earth'te bulunan kişiselleştirilebilir ECO modu ile, telefonun ekran parlaklığı, sinyal &#231;ekim g&#252;c&#252; ve benzeri &#246;zellikleri ayarlanarak enerji t&#252;ketimi d&#252;ş&#252;r&#252;lebiliyor. Telefonun işletim sisteminde bulunan eco walk isimli uygulama, y&#252;r&#252;y&#252;ş esnasında atılan adımları sayarak yolculuğu motorlu taşıtla yapmak yerine y&#252;r&#252;yerek yapıldığı i&#231;in ne kadar ağacın kurtarıldığını g&#246;steriyor.

&#220;r&#252;n&#252;n ilk olarak İngiltere pazarında, bu yılın ikinci yarısında piyasaya &#231;ıkacağı belirtildi.

Şehbir
02-16-2009, 05:05 AM
Asagidaki linke girin ve bu kisa filmi sonuna kadar izleyin. Başkent &#220;niversitesi Radyo Televizyon Sinema b&#246;l&#252;m&#252; &#246;ğrencilerince &#231;ekilen Dikkat Kırılmaz isimli harika kısa filmi begeneceksiniz. Kendilerine Teşekk&#252;r Ederiz demek az bile. Y&#252;reğinize, emeğinize sağlık &#231;ocuklar... Allah sizleri ailelerinize ve bu vatana bağışlasın...

http://video.yahoo.com/watch/4267442?fr=yvmtf (http://video.yahoo.com/watch/4267442?fr=yvmtf)

Şehbir
02-16-2009, 02:58 PM
http://i43.tinypic.com/2i7bvhl.gif (http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/sanal_muze/index.html)



B&#252;y&#252;k &#214;nder Atat&#252;rk'&#252;n ebedi istirahatgahı Anıtkabir, artık internet ortamında da gezilebilecek. Genelkurmay Başkanlığı, Anıtkabir internet sitesine ''sanal m&#252;ze'' oluşturdu.


Genelkurmay Başkanlığı, Anıtkabir internet sitesine buraya ait fotoğraflar ve a&#231;ıklayıcı notların yer aldığı ''sanal m&#252;ze'' ol