Yahudi tarihçi Josephe Flavius
Miladın birinci yüzyılında yaşamış Yahudi tarihçi Josephe Flavius'un "İskitler'in Ye'cüc-Me'cüc" olduklarını yazdığı ve 8. yüzyıl yazarlarından Aethicus'un "Cosmographia" isimli eserinde Türk ırkının 'Ye'cüc-Me'cüc" neslinden olduğunu ilan ettiğini İsmail Hami Danişmend "Türklük Meseleleri" isimli kitabında uzun uzun anlatıyor...
Ressam Ligozzi'nin bir Tü
rk müftüsünü betimleyen resmi..
Türkler'in Papa'sı olarak tanımlanan müftü, Şeytan'ın hocası olarak gösteriliyor...
İftiradan / Yalan yanlış bilgiden senteze
Türkler'in boyları postarını, vücutlarının kıllarını, ayak parmaklarının tırnaklarına varıncaya kadar her yerini inceleyen Türk düşmanlarının vardıkları bir nokta var: Türkler medeniyet kuramazlar... Çünkü, zeka dereceleri ve medeni yetenekleri "bir medeniyet kurmaya uygun değirdir...
Tanınmış bir batılı bilgin olan Gerard de Rialle'in, 1875 baskısı "Memoire sur l'Asie Centrale" adlı kitabında yazdığına göre Türkler, Moğollar gibi sarı ırka bağlıdır ve her iki ırk da "aşağılık" ve "ilkel"dir. Bunların kafaları "zeka yoksunu", hareketleri "ağır ve kaba"dır.
20. yüzyılda yaşamış bir Alman bilgini de Rialle'le aynı görüşü paylaşmaktadır. Doğu Türkistan'da araştırmalar yaparak geçmiş parlak bir medeniyetin izlerini bulan Von le Coq isimli bu bilgin, 1910'da yayınladığı "Exploration Archeologi-que a Tourfan" isimli kitabında Türkler'i şöyle anlatır: "Bu yörenin insanları Türk olamazlar. Çünkü, Türkler böyle ileri bir medeniyet kuracak yeteneğe sahip değillerdir... Belki İranlılar'dır. Bu yüzden onlara Sogdlular diyorum..."
İster Hıristiyan batı, isterse Müslüman Ortadoğu olsun;
Türkler'e karşı oluşan bu geleneksel düşmanlığın kökenine günümüzden bakınca, tarihsel ve psikolojik nedenlerin ağır bastığı kolaylıkla fark ediliyor. Tarihin belirli dönemlerinde her iki gücün de karşısına sıkça çıkan bu "üçüncü ve yok edilemeyen amansız güç"ün neden olduğu korkunun, dünyada başka hiçbir ulusa karşı yöneltilmemiş bir düşmanlık duygusunu pekiştirdiği görülüyor.
Ancak, burada ilginç ve belki de biraz tuhaf olan bir nokta var ki, o da, bu geleneksel düşmanlığı her iki dünyanın da bilinçli bir şekilde kuşaktan kuşağa aktarması ve Türkler'in hâlâ bu ikili tavrın farkına varamaması...
Nezih UZEL
Focus 1996 Kasım
Bir Ortaçağ ressamının hayaline göre, savaşlardan sonra sivil halka saldıran ve
düşman nesilleri kurutmak için çocukları öldüren Türkler...
Çıkarların çatışması sonucu oluşmuş düşmanlık
Türkler, binlerce yıl, irili ufaklı çeşitli devletler ve boylar şeklinde Asya'nın ortalarından Avrupa'nın içlerine kadar yayılmışlardı... Bütün bu farklı bölgelerde, onlarla birlikte yaşamış diğer halkların kuşkusuz, bu yaman ve acımasız göçebe savaşçılarla bir biçimde ilişkisi olmuştu. Ancak, halkları ve savaşçıları karşı karşıya getiren en temel ilişki de, çıkarların çatışması sonucu oluşmuş düşmanlıktan başka bir şey değildi... Aslında karşılaştıkları her kültüre kolaylıkla uyum sağlayan Türkler, böylece eski dünyanın belki düşmanı en bol uluslarından biri, hatta ilk sırada yer alanı oldular.
Böylesine ilginç bir düşmanlık oluşumunu tarihin en eski devirlerinden bu yana, kesintilerle de olsa izlemek mümkün... Herkesin bildiği gibi bu konudaki birikim öylesine çok ki, giderek "Türk düşmanlığı tarihi"nden, sosyolojisinden, hatta kültüründen bile söz etmek olanaklı bir hale geliyor.
Türk düşmanlığının Avrupa'daki ilk izleri
M.S. V. yüzyıldaki Hun saldırılarına kadar uzanıyor. Hunlar'ın Romalılar üzerindeki etkileri öylesine derindir ki, bugün bile Yunan basını, Türkiye'yi kötüleyeceği zaman bunu hâlâ "Attila" adında odaklaştırmayı ihmal etmiyor.
Papa II. Paschalis, 1100 yılında yazdığı bir mektubunda, bütün Müslümanlar'ı "barbarorum" sıfatıyla anmış ve "Turci" olarak nitelemiştir. 'Turchia" adının ilk geçtiği Latince eser ise, Alman kralı Friedrich Barbarossa'nın Haçlı Seferi'ni (1188-1190) konu alan "Ansbert Günlüğü"dür. Bu tarz Haçlı kroniklerin de, Türkler'in korkak olduklarından ve tabana kuvvet nasıl kaçtıklarından söz edilirken, zaman zaman da savaşçılıkları ve yiğitlikleri anlatılır. Alman asıllı Georg'a göre, "Türkler sinsi ve kötüdür, ama yeteneklerini kullanacak kadar da akıllıdırlar..."
16. yüzyıl Türk-Avusturya savaşları sırasında, Viyana'da kurulu olan Avrupa'nın ender matbaalarından birinde basılan, Türklerin çocukları mızraklara geçirdiklerini ve ana-babayı esir ederek atlarının arkasından sürüklediklerini anlatmaya çalışan bir propaganda broşürü...
Bookmarks